Block title
Block content

ŞEYHÜLİSLÂM

 
Şeyhülislâm kavramı, İslâm âleminde 10. yüzyılda ortaya çıkmışsa da, bu ünvan o dönemde, resmî bir nitelik taşımıyordu. Özellikle meşhur fakihlere (İslâm Hukukçularına) ve fetvaları ile şöhret bulan İslâm bilginlerine verilen bir “şeref unvanı” idi. Şeyhülislâm tabiri, Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar böyle önemli bir müessese olarak devam etmiştir.

Şeyhülislâmlık müessesesi, İlmiye teşkilâtının başı olarak kabul edildi. Şeyhülislâm ise bu teşkilâtın başında bulunan kimseydi ve fevkalâde yetkilerle donatıldı. Bu sebeple, devlette önemli işler hakkında onun fetvası alınmadan hiç bir şey yapılamıyordu.

Resmî bir ünvan olarak Şeyhülislâmın ne zaman kullanılmaya başlandığı ve ilk kez resmen kime verildiği bilinmemektedir. Devlet örgütü içinde ilk defa İkinci Murad zamanında, 1444’den sonra Şeyhülislâmlığa yer verildi ve bu makama dönemin ünlü âlimlerinden Fahreddin el-Acemî getirildi. Aslında Fahreddin el-Acemî’den önce de değişik kişilere fetva verme görevi verilmişti. Şeyh Edebâli, Dursun Fakih, Şemseddin Fenârî bunlar arasındadır. Ancak bunlara Şeyhülislâm ünvanı verilmemiştir. Resmen ilk defa bu ünvan İstanbul’un fethinden sonra Hızır Bey Çelebi’ye verildi. Fakat 16. yüzyılın ortalarına kadar siyâsî-idârî sistem ve ilmiye teşkilâtının hiyerarşik yapısı içersinde Kazaskerlerin yeri Şeyhülislâmlardan daha üstündü. Şeyhülislâmlık makamının öneminin artması ve Kazaskerlik mevkiinin üstüne çıkması, Osmanlıların ünlü Şeyhülislâmları olan Kemalpaşazâde ile Ebussuud Efendilerin zamanında ve onların sayesinde gerçekleşti.

Şeyhülislâmların en önemli görevi, kendisine yöneltilen çeşitli sorular hakkında dinin hükmünü belirten fetvalar vermektir. 1574 yılına kadar müderris (öğretmen), mevâlî (büyük kadılar) ve müftülerin düzenlenmesi ve bir rapor halinde padişaha sunulması Vezir-i Azamlara ait iken, sonradan Şeyhülislâmlara bırakıldı. Bu tarihten itibaren, kırk akçeden yukarı Hâriç ve Dâhil müderrisliklerinin, orduda görev yapacak kadıların; vilâyet, sancak ve kaza müftülerinin; imam, hatip ve müezzinlerin; mevlevî şeyhlerinin; mevâlî ve Kazaskerlerin atamaları Şeyhülislâmlara verildi.

Şeyhülislâmın temsil ettiği ilmiye teşkilâtının verdiği hizmetler, “dinî ve hukukî danışmanlık”, “eğitim ve öğretim”, “yargılama ve yönetim” olmak üzere üçe ayrılmıştı. “Dinî ve hukukî danışmanlık” hizmetlerini Şeyhülislâm ve müftüler, “eğitim ve öğretim” hizmetlerini medreseler ve müderrisler, “yargılama ve yönetim” hizmetlerini ise mahkemeler ve kadılar yerine getirmişlerdi.

Şeyhülislâmlık, Osmanlı yönetimindeki gücü ve siyasî olaylarda oynadığı fonksiyonları bakımından en çok serbest hareket eden bir kurumdu. Siyasî olaylarda aldığı önemli görevleri ve dinî iktidarı temsil etmesinden dolayı toplumda büyük itibar ve saygınlığı bulunuyordu. Şeyhülislâmın verdiği fetvalarla bazı padişahlar tahttan alındığı gibi uluslararası ilişkiler sonucu ortaya çıkan savaş ilânlarında da fetvalarına ihtiyaç duyuluyordu.

Çeşitli zamanlarda yapılan değişikliklerle bu makam daha da olgun hâle getirildi. Ancak 1920 yılında T.B.M.M. tarafından faaliyetlerine son verilerek tamamen kaldırıldı.
Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 1684 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...