AHMET VEHBİ ÜNLÜ

1941 senesinin Ocak ayın­da Bol­va­din’de dün­ya­ya gel­di. Or­ta hal­li bir ai­le­nin ço­cu­ğu ola­rak, ilk ve or­ta tah­si­li­ni Bol­va­din’de, li­se­yi de Af­yon’da ta­mam­la­dı. An­ka­ra Üni­ver­si­te­si İlâ­hi­yat Fa­kül­te­si’ni bi­tir­di. Bol­va­din’de, yol üze­rin­de olan ev­le­ri­nin önün­den Üs­tad Haz­ret­le­ri­nin ara­ba­sıy­la geç­ti­ği sı­ra­lar­da, mü­ba­rek du­a­la­rı­nın hür­me­ti­ne pe­şin­den ko­şa­rak el­le­rin­den öp­müş ve dün­ya gözü­y­le ken­di­le­ri­ni gör­müş­ler­dir.

“Be­di­üz­za­man De­de! Be­di­üz­za­man De­de!”

“As­rın Be­dii bir mem­le­ket­ten baş­ka bir ye­re sür­gü­ne gön­de­ri­li­yor­du. Bir za­man son­ra bu Bü­yük Üs­tad’ı ka­der, komşu il­çe­miz Emir­dağ’da ika­me­te mec­bur et­miş­ti. İş­te bu 1950 önce­si ve son­ra­sın­da, ba­bam mer­hum Ab­dül­ka­dir Ün­lü, Be­di­üz­za­man Haz­ret­le­ri­ni Emir­dağ’da zi­ya­ret­ler­de bu­lu­nu­yor­du. He­men her de­fa­sın­da ba­ba­ma, ‘Se­ni ai­le ef­ra­dın­la be­ra­ber du­a­ma ve Nur ta­le­be­li­ği­ne ka­bul et­tim.’ bu­yu­ru­yor­muş. Bir de­fa­sın­da da ‘Şu an­da pa­di­şah gel­se içe­ri al­maz­dım!’ di­ye il­ti­fat­lar­da bu­lun­muş. Daha son­ra­la­rı bü­yük ağa­be­yim ilk ka­fi­ley­le Ko­re’ye gi­de­ce­ği za­man, ba­bam­la be­ra­ber Üs­tad’ı zi­ya­re­te git­tik­le­rin­de ağa­be­yi­min, ‘sağ sa­lim dö­nece­ği­ni ve farz na­maz­la­rı­nı kıl­dı­ğı tak­dir­de ona dua ede­ce­ği­ni’ müj­de­li­yor."

“En bü­yü­ğü 1932, en kü­çü­ğü 1953 do­ğum­lu ye­di kar­deş olan biz­­ler ve an­nem, yol üzerin­de olan evi­mi­zin önün­den Üs­tad Haz­­ret­le­ri­nin ‘Is­par­ta 2001’ plâ­ka­lı ara­bay­la geç­ti­ği sı­ralar­da, mü­ba­rek du­a­la­rı­nın hür­me­ti­ne pe­şin­den koş­mak, mü­ba­rek el­le­rin­­den öp­mek ve dün­ya gö­zü­y­le ken­di­le­ri­ni gör­mek lüt­fu­na eriş­tik el­ham­dü­lil­lah... Ba­bam mer­hum da za­man za­man ai­le ef­ra­dı­nı et­ra­fı­na top­lar, Üs­tad’dan al­dığı ri­sa­le­le­ri biz­le­re okur­du."

“Üs­tad’ımız Be­di­üz­za­man Haz­ret­le­ri bil­has­sa 1950’den son­ra Af­yon ve Is­par­ta’ya gi­dip ge­lir­ken Bol­va­din’den geç­tik­le­ri sı­ra­da, yaş­lı genç, ka­dın er­kek her­kes Üs­tad’ın pe­şin­den sevgi ve mu­hab­bet­le ko­şar­lar­dı. Ken­di­le­ri de iki eliy­le biz­le­ri se­lâm­lar, biz­ler­den ken­di­si­ne dua et­me­mi­zi is­ter­ler­di. Emir­dağ, Bol­va­din ve ci­var hal­kı­nın bi­zim gi­bi çocuk­la­rı, ak­lı­mız er­me­diği hal­de sev­gi gös­ter­me­miz, ‘Be­di­üz­za­man de­de!’ di­ye pe­şin­den koş­ma­mız, Ta­rih­çe-i Ha­yat isim­li ki­ta­bın Bar­la Ha­ya­tı bö­lü­mün­de şöy­le açık­lan­mak­ta­dır:

‘Bir za­man, Bol­va­din ka­za­sın­dan ge­çer­ken, Üs­tad’ın gel­di­ği­ni gö­ren ilk ve or­ta mek­tep ta­le­be­le­ri, bi­lâis­tisna hep­si mek­te­bin bah­çe­sin­den çı­ka­rak ara­ba­nın et­ra­fı­nı alıp se­lâm ve­riyor­lar­dı ve li­san-ı hal­le­riy­le "Hoş gel­di­niz!" di­ye­rek teb­rik­le­ri­ni ve min­net­tar­lıkla­rı­nı tak­dim edi­yor­lar­dı. Bu­nun hik­me­ti­ni, bir müd­det ev­vel Emir­dağ’da, bin­di­ği fay­to­nun geç­ti­ği­ni gö­rüp tâ uzak­lar­dan di­ken­le­re ba­sa­rak "Be­di­üz­za­man De­de, Be­di­üz­za­man De­de!" di­ye Emir­dağ köyle­ri­nin yol­la­rın­da ko­şu­şan ma­sum çocuk­lar mü­na­se­be­tiy­le, Üs­tad’ımız­dan sor­muş­tuk. O zaman, "Bu ma­sum­la­rın akıl­la­rı derk et­mi­yor, fa­kat ruh­la­rı bir hiss-i kab­lel­vu­kuy­la his­se­di­yor ki, Ri­sa­le-i Nur’la bun­lar hem iman­la­rı­nı kur­ta­ra­cak, hem va­tan­la­rı­nı, hem ken­di­le­ri­ni, hem is­tik­bal­le­ri­ni deh­şet­li teh­li­ke­ler­den mu­ha­fa­za ede­cek­le­ri için bu ha­ki­ka­ti kalp­le­ri his­set­miş ve be­nim Ri­sa­le-i Nur’un ter­cü­ma­nı ol­mam ha­se­biy­le, Ri­sa­le-i Nur’a ait mu­hab­bet, te­şek­kü­rat ve min­net­tar­lı­ğı ba­na gös­te­ri­yor­lar." de­di ve on­la­ra dua et­ti­ği­ni söy­le­di.'

'Üs­tad Be­di­üz­za­man, çocuk­la­rı pek se­ver, böy­le et­ra­fın­da top­lan­dık­la­rın­da, "Ma­sum ol­du­ğu­nuz için du­a­la­rı­nız mak­bul­dür, ba­na dua edi­niz." di­ye on­la­ra il­ti­fat eder­di. İş­te, an­ne­le­ri hep Nur ta­le­be­le­ri olan Bol­va­din ma­sum­la­rı­nın sa­mi­mî alâ­ka­la­rı­nın se­be­bi bu idi.’ (bk. Ta­rih­çe-i Ha­yat, s. 160)

“Be­di­üz­za­man’ı Gör­dü­ğüm­de Ye­di Yaş­la­rın­day­dım”

“İş­te ben âciz de Be­di­üz­za­man Said Nur­sî Haz­ret­le­ri­ni ilk de­fa ye­di-se­kiz yaş­la­rın­dayken gör­düm. Şöy­le ki:

“Üs­tad’ımı­za Emir­dağ’da sa­hip çı­kan Ça­lış­kan­lar Ha­ne­da­nı gi­bi, bir de Ham­za Emek’in am­ca­sı olan De­mir­ci Ha­san Efen­di­ler ol­muş­tu. İş­te bu ai­le, de­dem Mü­der­ris Yu­nus­za­de Ahmet Veh­bi Efen­di’nin ha­la­sı ta­ra­fın­dan ak­ra­ba­mız­dır. Do­la­yı­sıy­la bu ai­le mü­na­se­bet­le­ri se­bebiy­le Emir­dağ’a gi­der­dik. Bir gün ak­ra­bam olan Emir­dağ­lı bir çocuk­la çar­şı­da ge­zer­ken, arka­da­şım bir evin önün­de du­ra­rak, o an­da pen­ce­re ar­ka­sın­da olan Be­di­üz­za­man’ı gös­ter­di. Ben bir ara elim­le ‘Şu ev mi?’ di­ye işa­ret et­ti­ğim­de ar­ka­da­şım, ‘Elin­le gös­ter­me, jan­dar­ma­lar bi­zi hap­se atar­lar.’ de­di­ği­ni ha­tır­lı­yo­rum."

"Daha son­ra­la­rı, ya­ni or­ta ve li­se mek­te­bi­ni Af­yon’da oku­du­ğum dö­nem­de pek çok de­fa gör­mek, pe­şin­den koş­mak, mü­ba­rek el­le­ri­ni öp­mek kıs­met ol­du. En son gör­mem de yi­ne Afyon’da ol­du. 1958 se­ne­sin­de Af­yon Li­se­si’nde son sı­nıf­ta ya­tı­lı ola­rak oku­yor­dum. Bir cu­marte­si okul­dan çı­ka­rak San­dık­lı­lı Ab­dul­lah is­min­de mü­te­dey­yin bir ar­ka­da­şım­la Zü­lâ­li Ca­mii’ne öğ­le na­ma­zı­na gi­di­yor­duk. O ta­rih­ler­de cu­mar­te­si öğ­le­ye ka­dar okul­lar­da ders var­dı. Bir­den ar­ka­da­şım ‘Üs­tad gi­di­yor.’ di­ye ba­ğı­rı­ver­di. He­men oto­mo­bi­lin ar­ka­sın­dan koş­ma­ya baş­la­dık. Bak­tık Üs­tad’ımı­zın şim­di Is­par­ta’da mü­ze­de bu­lu­nan ara­ba­sı, Bol­va­din’e gi­den yol üze­rin­de park et­miş hal­de bek­li­yor. Ön­ce ar­ka­da­şım Ab­dul­lah, son­ra ben, Üs­tad’ımı­zın eli­ni öp­tük. Tam ha­tır­la­ya­mı­yo­rum, ama Üs­tad şo­fö­rü her­hal­de bir ye­re gön­der­miş­ti, çün­kü içe­ri­de yoktu. Son­ra bir­den şo­för gel­di ve Üs­tad’ımız­la hiç ko­nu­şa­ma­dan ara­ba ha­re­ket et­ti."

“O za­ma­nın şart­la­rı ica­bı bü­yük­le­ri­mi­zin dı­şın­da biz çocuk­la­rın Üs­tad’ımı­zın ken­di­leriy­le otur­ma, soh­bet et­me im­kâ­nı­mız ol­ma­dı..."

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-I)

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...