BİRCAN ÇELİK

Bircan Çelik 1942 Fethiye doğumludur. Şimdi Aydın hizmetlerinin tanınan ve sevilen bir simasıdır, emekli öğretmendir. Isparta İmam Hatip Okulunda okurken, kaldığı evlerinin önünden, her gün geçen Bediüzzaman Hazretlerini devamlı görmüş ve bir kere de ziyaretlerine gitmek nasip olmuştur.

Kendisiyle devamlı görüştüğümüz halde, mütevazı kişiliğinden dolayı hatıralarını yazmak istemedi. Halbuki, Nur Üstad’ı görenlerin azaldığı bir dönemdeyiz. Biz istisnasız bu ağabeylerin tamamının hatıralarını tespit etmek istiyor ve bunların bilinmesini arzu ediyoruz. Bazen bir tek kelam ile de olsa, O’nun Tarihçe-i Hayatına ışık tutmak için çabalıyoruz. Neyse ki bu sefer de muvaffak olduk. Hatıralarını yazarak adresimize gönderdi.

Üstad’ı Her Gün Görüyorduk

Aziz Kardeşim Ömer Bey,

Muhtelif zamanlardaki karşı koyulmaz ısrarlarınız neticesinde kısaca hatıralarımı yazıyorum.

1942 yılında Fethiye’ye bağlı Kayadibi Köyünde doğmuşum. İlkokulumu memleketimde bitirdikten sonra, iki sene müddetince kışları üç-dört ay kadar Kur’an kurslarına gittim. Üçüncü sene köyümde kaldım, köy işleri ile uğraştım. Kur’an kursunda iken hocamız, itimat ettiği bir kişi ile yaptığı sohbetlerinde zaman zaman bir büyükten, bir veliden bahsederdi. Fakat onların da tam bilgileri yoktu. Biz okuduğumuz caminin avlusunda onları duymaya çalışırdık. Bazen Isparta, bazen Denizli derlerdi.

1956-1957 öğretim yılında Isparta İmam Hatip Lisesinin orta kısmına kaydoldum. 1.sınıf… 2.sınıf derken etrafımızı görmeye başladık. Okulumuzda Zekeriya Kitapçı diye bir ağabeyimiz vardı. Okulumuzun bahçesinde, mescidinde sıkı sık buluşurduk, bize ağabeylik yapardı. Öğretmen-öğrenci herkesin dikkatini çekerdi. Meğer o zamanlarda Ankara Davası olmuş, Üstadımızın yanındaki ağabeyler hapishaneye girmişler. Zekeriya Ağabey de Üstad'ın yanında kalmış.

Zekeriya Kitapçı Ağabey bize devamlı Üstad’tan bahsederdi. Bir ara küçük risalelerden birkaç kitap getiriverdi bana. Bunlar teksirle basılmış, karton kapaklı, büyük ebatlı kitaplardı. Baştan tam anlayamadım. Fakat benim ısrarla okumamı telkin ediyordu. Allah kabul etsin, bu şekilde Risale-i Nurları okumaya başlamıştım.

Isparta’da okurken 3-4 arkadaş, bir ev, daha doğrusu bir oda tutmuştuk. Tuttuğumuz yer Üstad'ın evinin yolu üstündeydi. Ağabeylerimizin kolları arasında eve girip çıkarken Üstad’ı devamlı görüyorduk. Gerek yolda iken, gerekse araba içindeyken Üstad bizleri gördüğünde, iki elini başına götürüp selamlardı. Böylece O’na karşı kalbî muhabbetimiz ve ilgimiz devamlı artıyordu.

Komünizmin Beli Kırılmıştır, Artık Doğrulamaz

O sıralarda Van’lı Fahreddin Uğur Ağabeyimiz, yedek subay olarak Isparta’ya gelmişti. Bekâr olduğu için boş zamanlarımızda buluşuyorduk, çok kere bizim eve gelirdi. Bir gün konuşurken Üstad Hazretlerini ziyaret etmeye karar verdik ve ettik. Bu ziyaretimiz Üstadımızın vefat senesi 1960 idi. 18 yaşındayım.

Üstadımızın evinin bulunduğu sokakta devamlı surette polisler beklerdi. Biz bir fırsatta Üstad'ın kapısını çaldık ve içeri girdik. Kabül edilmiştik, huzurlarına girdik. Üstadımız karyolada uzanıyordu. Baş tarafına yakın ben, yanımda Fahreddin Ağabey, diz çöküp oturduk. Ben gerek çocukluktan, gerekse henüz Risale-i Nur eğitimi almadığımdan etrafıma ve Üstadımızın yüzüne dikkatlice bakmaya başladım. Herhalde çocuk diye beni ikaz etmedi. İyi ki etmemiş; şimdi hayalimde, nazarımda hâlâ o mübarek sima nakşolmuş duruyor. Üstadımızın sesi çıkmıyordu. Bize Zekeriya Ağabey yardımcı oluyordu. Biraz geçince sesi açıldı. Zekeriya Ağabey odasına geçti.

Üstadımız bize adımızı ve nereli olduğumuzu sordu. Risale-i Nurları okumamızı tavsiye etti. Elinde o zaman ne olduğunu anlayamadığım, fakat sonradan "kulunç tahtası" olduğunu öğrendiğim bir tahtası vardı. Üstad bir ara yukarıdan aşağıya bir kavis çizerek “Komünizmin bel kırılmıştır, artık doğrulamaz...” dedi. Daha fazlasını şimdi hatırlayamıyorum. Biz biraz daha yanında durduktan sonra huzurlarından ayrıldık. Üstadımıza minnet borçluyum. Pek çok inayetler gördüm, Rabbime şükürler, Peygamberime de salat-ü selamlar olsun.

İmam Hatip Lisesi son sınıfında iken bazı ihlâsız hareketlerimiz oldu; tasdiknamemi elime verdiler. Zamansız olduğundan başka okullar beni kabul etmediler. Abdullah Yeğin Ağabeyimiz Adana’da idi. Yanına gittim. Maraş İmam Hatip Okulu Öğretmeni Selahaddin Durdu hocamıza bir mektup yazıverdi. O okula kaydımı yaptırdım. Mezun olduktan sonra istişare ile Konya Yüksek İslam Enstitüsüne kaydımı yaptırdım. Ben istişare ile hareket etmenin çok kerametlerini gördüm. Daha üçüncü sınıfta okurken, Konya Müftü Yardımcısı olarak diyanet beni tayin etti.

1967’de Konya İslam Enstitüsünü bitirdim. Aynı sene Aydın İmam Hatip Okuluna öğretmen olarak tayin oldum. 1973’de askerliğimi bitirdikten sonra Muğla İmam Hatip Okuluna Müdür oldum. 1983’de sıkıyönetimin 1402. maddesine takıldım. Aksaray’a sürgün edildim. 1996’da tekrar Aydın'dan emekli oldum. Şimdilik Aydın’da ikamet ediyorum.

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-II)

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...