FAHRİ TÜRKMEN

Bu kitapta çok kıymetli hatıralarını okuyacağınız Ankara’dan Mehmed Mandal Ağabeyimiz, kendi hatıralarını kaydettikten sonra, bizi Yenimahalle’nin Yakacık Köyü Kabristanı’na götürdü. Orada, yan yana yatan üç mezarın başında durduk. Mandal Ağabey, o muhteşem hitabesiyle duygularımızı depreştiren, rikkatimizi zirveye taşıyan konuşmalar yaptı. Söze “Bu merhumlar hayatlarının son anına kadar Risale-i Nur yolu ile Kur’an hizmetlerine devam ettiler. Üçü yan yana yatıyor şimdi. Bunlar garipti, kimseleri yoktu. O yüzden garipler olarak bu köyde yan yana defnedilmişlerdir.” diye başladı ve devam etti...

Konuşma bitince, gözyaşları içinde bu isimsiz kahramanlara dualar ettik, Fatihalar okuduk. Yanlarından ayrılırken herkes titreyerek “Yâ Rabbi, bizleri kudsi hizmetimizin, Kur’anî davamızın bu çilekeş öncülerine layık eyle…” diye mırıldanıyordu.

Hem şefaatlerine nail olmak için, hem de bir vefa borcu olarak onları gelecek nesillere aktarmak istedim. Mehmed Mandal Ağabeyin anlattıklarını kendi tashih ve izni ile kitabıma alıyorum.

MEHMED MANDAL ANLATIYOR

Emekli müezzinim. Ankaralıyım, Ankara’da ikamet ediyorum. Mandaloğlu boyundanım. Hatıralarını anlatacağım kahramanlarla sıkı beraberliğimiz vardı. O yıllarda Ankara’nın Yenimahalle Çavuşoğlu Camiinde müezzinlik görevi yapıyordum. Bir taraftan da Risale-i Nur’un neşriyat hizmetlerinde bulunuyordum. Evimde teksir makinesi vardı. Başta Tâhirî Ağabey olmak üzere diğer ağabeylerin desteği ile oluyordu bu hizmetler. Üstad Hazretlerine de ziyaretlerim var.

Anlatacağım merhum Başçavuş Fahri Türkmen, merhum Osmanlı Polisi Recep Subaşı ve merhum Binbaşı Hayri Tanju ile hizmet beraberliğim yıllarca sürdü. Onları çok iyi tanıyorum. Üçünü de ben defnettim.

Fahri Türkmen Risale-i Nur’u Fevkalade İyi Kavramıştı

Hayri Türkmen, 1930 Isparta Yalvaç doğumludur. Veteriner Başçavuş’tur. Bekârdı, hiç evlenmedi. Dersanelerde kalıyordu. Çok zeki birisiydi. Risale-i Nur’u fevkalade iyi kavramıştı. Fevkalade güzel anlatma kabiliyeti vardı. Üstad’ı birçok kere ziyaretlerde bulunmuştu. Hatta bir keresinde Üstad’ın, “Cenab-ı Hakka hamdolsun, Yalvaç’tan bize bir Nur talebesi daha verdi.” diye Fahri Türkmen hakkında sitayişle bahsetmiş olduğunu duymuştuk.

Orduda vazifeli iken, risaleleri subaylara cesaretle anlatıyordu. Askerliğinin bir kısmını şarkta geçirdi, kalan kısmını da Ankara’da tamamladı. Ankara’da hizmetlerde çok beraberliğimiz oldu. Hem eski yazı, hem de yeni yazı teksir işlerinde çok hizmetleri vardır. Çok teksir kolu çevirdi. Fahri Türkmen, 1960 ihtilalından sonra Ankara’da askeri hapishanede birkaç ay yatmıştı.

Fahri Türkmen ile Mustafa Türkmenoğlu, 1970 senesinde Kırıkkale’ye ders için gittiler beraber. Gece dersten sonra Ankara’ya dönerlerken yolda trafik kazası geçiriyorlar. Fahri Türkmen’in bir böbreği kazada patlıyor. Bu sebeple Ordudan çürüğe çıkardılar. Maaş bağlamadılar, toptan ödeme yaptılar.

1971 yılında böbrek rahatsızlığı tekrar nüksedince, Hacettepe Hastanesine kaldırdım. Ameliyat olacaktı, fakat vefat etti. Ankara Yenimahalle’ye bağlı Yakacık Köyü’nün kabristanına defnettik.

Kimseleri Yoktu, Üç Garip Kahraman Yan Yana Defnedildi

Yakacık Köyü Yenimahalle’ye bağlıdır. 1971’de Fahri Türkmen’den sonra, bu köydeki mezarlığa 1972 senesinde Abdulhamid Han’ın polislerinden Recep Subaşı’yı, 1974 senesinde de Binbaşı Hayri Tanju Bey’i defnettik. Bu merhumlar hayatlarının son anına kadar Risale-i Nur yolu ile Kur’an hizmetlerine devam etmişlerdir. Üçü yan yana yatıyor şimdi. Bunlar garipti, kimseleri yoktu. O yüzden garipler olarak yan yana defnedilmişlerdi.

Bu köyü seçmemizin sebebi ise bu kahramanların Yakacık’ta dersane açmaları, köyde yapılan dersleri takip etmeleri ve köylülerle yakından ilgilenmeleriydi. Köylüler de Yenimahalle’deki dersane derslerine geliyorlardı. İşte bu sebeple köylüler vefatlarını haber alınca bırakmadılar. Yakacık köyüne defnolundular. Bu köyde Abdullah ağa, Ethem ağa gibi Nur talebeleri vardı, bunlar da vefat ettiler. Onlar da Üstad’ı hep görenlerdendi.

Recep Subaşı Geç Yaşlarında Hizmete Başladı

Recep Subaşı, Bulgaristan Filibe’dendir, 1884 doğumludur. Sultan Abdulhamid Han’ın polislerindendir. Beyoğlu’nda bazı sıkıntılar olmuş, Sultan Hamid Selanik’ten O’nu İstanbul’a getirtmiş. Harpten sonra Rumeli elden çıkmış, tekrar görev vermemişler.

Anadolu’ya geçen Recep Ağabey, Manisa’nın Akhisar ilçesinin Kapaklı Köyünden bir hanımla evlenmiş. Çocukları olmadı. O hanım da zengindi. Ben 1958 senesinde askerliğimi Kapaklı Köyü Jandarma Karakolu’nda yapmıştım. Köy Odasında Risale-i Nur dersleri yapıyorduk. Recep Ağabey de aktif olarak dersanelerde kalmaya, hizmet etmeye başladı. Son günlerinde "Artık elim, ayağım tutmuyor, yürümem zorlaştı, son olarak dostlarımı ziyaret edeyim." diye 1972 yılında Ankara’ya bizim yanımıza geldi. Bir hafta kalıp gidecekti. Hasta oldu, gönderemedik; tedavi yaptırdık, gidemedi. Tam altmış gün bizde kaldı. Dedi ki “Beni gönderin, nine çok sıkıntı çeker.” Ben bilet almaya gittim. Geldiğimde durumu ağırdı. O gün akşam saat beşi üç geçe vefat etti. Vefat ettiğinde 88 yaşında idi. Yenimahalle Yakacık Köyü’ne, Fahri Türkmen’in yanına defnettik.

Rütbesini, Makamını Hizmet-i İman ve Kur’an İçin Bırakan Binbaşı Hayri Bey

Rütbesini, makamını hizmet-i iman ve Kur’an için bırakıp, hayatını Nur hizmetlerine adayan Binbaşı Hayri Tanju Ağabeyimizin kabrinin başında bulunuyoruz şimdi. 1910 Kütahya doğumludur. Pilottu kendisi. Eskişehir Tayyare Fabrikası Müdür Muavini idi. İbadete düşkün, vazifeyi benimsemez bahanesiyle, Risale-i Nurlara hizmetinden dolayı ordudan tard ettiler. Risale-i Nur’u tanımadan evvelki eski hayatı maalesef çok iyi değildi. Hazreti Ömer gibi birden değişti O.

1974 senesinde dersanede kalırken mide kanaması geçirdi. Hacettepe Hastanesine götürdüm. Benim ismimi aldılar, bir şey olursa haber veririz diye. İki gün sonra senin hastan kaçtı diye bana telefon ettiler. Dersaneye gelmiş. Dersanede benim oğlum Said’in kucağında vefat etti. Yıkadık, namazını kıldık, onu da Fahri Türkmen ve Recep Subaşı’nın yanına, Yakacık Köyü Kabristanı’na defnettik[1].

[1] Binbaşı Hayri Bey ile alakalı geniş malumat “Ağabeyler Anlatıyor-3” kitabından okunabilir.

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-VI)

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...