Gültekin Sarıgül Ağabey'den Hatıralar: 2. Bölüm

EMR-İ VAKİ EVLİLİK

Yıl 1967. Annem ve babam beni evlendirmek için teşebbüse geçtiler. Ben her seferinde taraftar olmadığım için akim kalmıştı. Rahmetlik babama Antalya’da Şarampol caddesinde esnaf olan bir zatın kızını tavsiye etmişler. Babam da bir gün öğle namazından çıkar çıkmaz tavsiye edilen zatın dükkanının hangisi olduğunu tesbit etmek için sağa sola bakınıp durmakta iken, komşusu Hayfa Barut’un Mehmet lakaplı, Süleyman Efendi’ye mensup son derece zeki bir Zat-ı Muhterem, durumu hemen anlamış olmalı ki babama demiş: “Hocam! Hocam! O baktığın yer size münasip değil. Sen yanıma gel.”

Babam Mehmet Efendi’ye bakmış, o da babama gülümsüyerek demiş: “Hocam. Hacı Rasih Efendinin kızı büyüdü. Size çok münasip. Gültekin Bey’e verimkar. Hemen gidin işi bitirin.”

Hacı Rasih Efendi Alanya’da Asr-ı Saadet'ten kalma bir Zat-ı Muhterem denilecek derecede safi, sakallı mübarek bir zat idi. Kendisiyle beş-altı yıl evvelinden tanışmıştık. Daha doğrusu Risale-i Nur talebeliğinde kardeş-ağabey münasebeti içindeydik. Annem ve babam beraberce birkaç sefer Alanya’ya ziyaretlerine gittikleri gibi Rasih Efendi de hanımı ile birlikte bize birkaç sefer iade-i ziyarette bulunmuşlardı. Kızını da annem daha önce görmüş ve bana “Hacı Rasih Efendinin küçük kızını çok beğendim, küçük olmasa idi hemen talip olabilirdik.” demişti. Ben de pek ciddiye almamıştım. Bu konuşma 1963’lerde olmuştu.

Mehmet Efendinin babama tavsiyede bulunduğu tarih 1967 yılının Nisan veya Mayıs ayı idi. Risale-i Nur talebelerinin davalarının kesif olduğu yıllar… Sık sık şehir dışına çıkıyorum. Annem ve babam bundan istifade ederek Alanya’ya gidip Hacı Rasih Efendi'den kızını bana istemişler. Yani tam bir emr-i vaki…

Antalya’ya dönünce Annem durumu bana bildirdi. Ben de “Anne görmeden, bakmadan bunu neden aceleye getirdiniz?” dedim. Annem de “Benim beğendiğimi sen de beğenirsin.” diye cevap verdi. Artık mesele neticeye bağlanmıştı ve ben de “Hayır.” diyemezdim.

O yıllarda evlenenlere yarı şaka yarı ciddi "Öldü!.." denilirdi. Bu bakımdan hizmet ehli ağabey ve kardeşler şimdiki tabirle yoğun bir mahalle baskısı altında idiler. Bundan dolayı ben de olanı kimseye söyleme cesaretini kendimde bulamıyordum.

Hemen akabinde Antalya’ya Muzaffer Arslan (R.Aleyh) Ağabeye mutad ziyaretimi yapmıştım. Kendisiyle her türlü dert ve sır teşkil eden meseleleri rahat konuşabiliyordum.

- Muzaffer Ağabey! Annem ve Babam benim şehir dışında davaları takip ettiğim bir zamanda bir emr-i vaki yaptılar.
- Hayrola.
- Gıyabımda söz kesimi yapıp bana avdetimde Annem durumu bildirdi.
- Kimin kızı?
- Alanya’daki Hacı Rasih Efendi Ağabeyin kızı.
- Öyle mi? Tamam münasiptir.

​Muzaffer Ağabey’den böyle bir anlayış ve cevap beklemiyordum. Cevap beni rahatlattı.

- Öyle ise Ağabey haydi beraber Alanya’ya gidelim. Sen kayınpedere söyle. Abdest alın da bir havlu tutsun. Kendisini göreyim.

Öyle oldu. İş olup bittikten sonra görmüş olduk. Nişan akdi yapıldı. Akabinde 1967 Ağustos ayının ikinci günü de Van’da diğer kardeşlerle birlikte tevkif edildim. Yazdığım ve anlattığım şekilde bu mevkufiyet yedi küsur ay devam etti. Hapishaneye ilk girdiğim anda bu hadise hem benim için hem de nişanlım için çetin bir imtihan şeklinde geçecek diye düşündüm. Elhamdülillah Hacı Rasih Efendi (R.Aleyh) ve aile efradı imtihanı Cebnab-ı Hakk'ın ihsanı ile kazanmış oldu.

Van hapishanesinden tahliyeden sonra 27 Mayıs 1968 de dünya evine girmek nasip oldu.

NÜKTELİ DAVETİYE

Ağabeylerimiz tarafından evlenenler için "Öldü." tabiri kullanıldığından dolayı, ben de davetiye metninin başlığına “CENAZE MERASİMİNE DAVET” başlığını koymuştum. Metini de nükteli ifadeler şeklinde devam ediyordu. Velimeye saffı evvel ağabeylerden Ahmet Feyzi Ağabey başta olmak üzere Av. Bekir Ağabey ve birçok ağabeyler iştirak etmişlerdi. Sünnete uygun bir merasim icra edilmişti. Ahmed Feyzi Ağabey son safhada sırtıma bir yumruk sallamayı da ihmal etmemişti.

1971 On İki Mart Muhtırası akabinde İzmir Sıkıyönetim Askeri Mahkemesindeki safahatımda, benim düğün davetiyemin metni salonda bütün dinleyici ağabey ve kardeşler huzurunda, delillerin arz edilmesi münasebetiyle okunmuştu. Hem mahkeme başkanı ve askeri hâkimleri ve dinleyiciler bir hayli gülmüşlerdi...

Yükleniyor...