İBRAHİM TÜTÜNCÜ

1933 yılında Ma­la­tya’nın Arap­kir il­çe­si­nin Tep­te köy­ün­de doğ­du. İl­ko­ku­lu bi­tir­dik­ten son­ra ba­ba­sı ve­fat et­ti. İki se­ne son­ra 14 yaş­la­rın­da İz­mir’e gel­di. 1955 yı­lın­da as­ke­re git­ti; asker­li­ği­nin bir yı­lı­nı İs­tan­bul’da bir yı­lı­nı da Ko­re’de yap­tı. As­ker­den gel­dik­ten son­ra işi­nin İz­mir Ke­me­ral­tı’nda ol­ma­sı se­be­biy­le beş va­kit na­ma­zı­nı da Ke­me­ral­tı Ca­mii’nde kı­lı­yor­du. Ri­sa­le-i Nur­lar­la ta­nış­ma­sı bu za­ma­na rastgel­di.

İb­ra­him Tü­tün­cü Ağa­be­yi Ze­ki İm­re’yle be­ra­ber İz­mir Şi­ri­nyer’de­ki evin­de zi­ya­ret et­tik. Daha ev­velden talebimiz üzerine el ya­zı­sıy­la ya­zıl­mış, im­za­lan­mış ha­tı­ra­la­rı­nı tes­lim al­dık. Fo­toğ­raf­la­rı­nı çek­tik... İbrahim Ağabey 18 Ağustos 2010 tarihinde İzmir’de vefat etmiştir.

“Der­sten Son­ra Gü­reş…”

“Na­maz­la­rı­mı kıl­dı­ğım İz­mir Ke­me­ral­tı Ca­mii’ne ge­len, şim­di rah­met­li olan Tuz­cu Cahit (Er­do­ğan) ve Ti­re­li Ke­mal (Hepşen) Ağa­bey­ler­le ta­nış­tım, on­lar da be­ni Mus­ta­fa Bir­lik’le ta­nış­tır­dı. O za­man­lar ders­ha­ne­ler ol­ma­dı­ğı için Ri­sa­le-i Nur ders­le­ri­mi­zi Mus­ta­fa Bir­lik’in evin­de ve Tuz­cu Ca­hit’in Sel­vi­li Mes­cit’te ki­ra­la­dı­ğı ev­de ya­par­dık. Ders­le­ri­mi­ze rah­met­li Ah­met Fey­zi (Kul) Ağa­bey de ge­lir­di. Der­sten son­ra Tuz­cu Ca­hit’le gü­re­şir­ler­di, çok hoş va­kit­ler ge­çi­rir­dik. Sel­vi­li Mes­cit’e ay­rı­ca Atıf Ağa­bey de (Ha­san Atıf Ege­men) ge­lir­di. Biz­le­re Os­man­lı­ca­yı öğ­retir­di. Os­man­lı­ca ya­zı yaz­ma­yı on­dan öğ­ren­mi­şim­dir. Os­man­lı­ca ola­rak Ri­sa­le-i Nur’dan Âye­tü’l-Küb­ra’yı yaz­mış­tım.

“Bir gün Mus­ta­fa Bir­lik’in dük­kâ­nın­day­ken biz­le­re, ‘Si­zi Üs­tad’ı gör­me­yi gö­tü­re­yim.’ dedi. Is­par­ta’ya te­le­fon edip Üs­tad’ın ora­da olup ol­ma­dı­ğı­nı sor­du. Emir­dağ’da ol­du­ğu­nu söy­ledi­ler. Biz yo­la çık­tık. O gün­kü şart­lar­da ön­ce Bur­sa’ya, son­ra Es­ki­şe­hir’e, ora­dan da Emirdağ’a git­tik. Yak­la­şık al­tı-ye­di ki­şiy­dik. Ha­tır­la­dı­ğım ka­da­rıy­la bun­lar ara­sın­da Mus­ta­fa Birlik, Otel­ci Meh­met (Metin) Ağa­bey, Ur­fa­lı Ab­dur­rah­man, An­tep­li Me­mik (Üs­tad ‘Ab­dül­me­lik’ der­di), Gi­re­sun­lu Ah­met var­dı. Emir­dağ’a var­dı­ğı­mız­da ön­ce Ça­lış­kan­la­rın dük­kâ­nı­na git­tik. Üs­tad’ı sor­du­ğu­muz­da, Üs­tad’ın ora­da ol­ma­dı­ğı­nı, Es­ki­şe­hir’e buz al­ma­ya git­ti­ği­ni söy­le­di­ler. Bir süre dük­kân­da bek­le­dik. Dük­kân sa­hi­bi Meh­met Ağa­bey bi­zi ka­la­ba­lık gö­rün­ce, Üs­tad’ın bi­zi ka­bul et­me­ye­ce­ği­ni san­dı­ğı­nı söy­le­di."

“Be­nim Eli­mi Öp­mek Ba­na To­kat At­mak Gi­bi­dir”

“Daha son­ra Üs­tad Es­ki­şe­hir’den gel­miş ve Zü­be­yir Ağa­bey­le ha­ber yol­la­yıp bi­zi ka­bul ede­ce­ği­ni söy­le­miş. Biz bu ha­be­ri du­yun­ca çok se­vin­dik. Doğ­ru­ca Zü­be­yir Ağa­bey­le be­ra­ber Üs­tad’ın kal­dı­ğı eve git­tik, mer­di­ven­ler­den çı­ka­rak Üs­tad’ın oda­sına var­dık. Üs­tad kar­yo­la­da yat­mak­tay­dı, bi­zi gö­rün­ce işa­ret et­ti, ya­rım ay şek­lin­de otur­ma­mı­zı söy­le­di. Oda­da Sun­gur Ağa­bey de var­dı, Üs­tad’ın başucun­da otur­mak­tay­dı. Üs­tad’ın, ra­hat­sız­lı­ğın­dan do­la­yı se­si çık­mı­yor­du; bu yüz­den Sun­gur Ağa­bey bi­ze ter­cü­man­lık ya­pı­yor­du. Üs­tad bi­raz doğ­ru­lup, başucun­da otu­ran Sun­gur Ağa­be­ye bir to­kat at­tı… Sun­gur Ağa­bey biz­le­re de­di ki: ‘Üs­tad’ın an­lat­mak is­te­di­ği: Be­nim eli­mi öp­mek, ba­na to­kat at­mak gi­bi­dir…’ Oda­da Hüsnü Bay­ram Ağa­bey de var­dı, biz­le­re Üs­tad’ın yü­zü­ne bak­ma­ma­mı­zı söy­le­di."

“Daha son­ra Üs­tad, Kon­fe­rans ki­ta­bı­nı is­te­di. Ki­ta­bın için­de An­ka­ra’ya baş­ba­ka­na, reisi­cum­hu­ra ya­zıl­mış mek­tup­lar var­dı. On­la­rı Sun­gur Ağa­bey oku­yor­du. Bu sı­ra­da Üs­tad doğru­lup, si­ya­si­le­ri kas­te­de­rek ce­lâl­li bir şe­kil­de eliy­le işa­ret ede­rek, ‘Be­ni din­le­me­di­ler!’ de­di. Se­si açıl­mış­tı. Ders bir sa­at ka­dar sür­dü."

“Daha son­ra Üs­tad biz­le­re ne­re­li ol­du­ğu­mu­zu sor­du, her­kes sı­ray­la ne­re­li ol­du­ğu­nu söy­le­di. Sı­ra ba­na gel­di­ğin­de ben de Ma­la­tya­lı ol­du­ğu­mu söy­le­dim, Üs­tad da Ma­la­tya­lı çok ah­ba­bı­nın ol­du­ğu­nu söy­le­di. Üs­tad biz­le­re dua et­ti. Biz dı­şa­rı çık­tık. Yaz­dı­ğım Âye­tü’l-Küb­ra’yı ora­da­ki ta­le­be­le­re ver­dim. Ora­dan ay­rıl­dık. Üs­tad’ın na­maz­la­rı­nı kıl­dı­ğı ca­mi­de namaz­la­rı­mı­zı kıl­dık. Daha son­ra Af­yon yo­luy­la İz­mir’e dön­dük...”

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-I)

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...