NAİL PAPATYA

NAİL PA­PA­TYA Ho­cae­fen­di mü­him bir âlim­dir. 1957 se­ne­sin­de Üs­tad Haz­ret­le­ri­ni Is­parta’da zi­ya­ret et­miş­tir. Fo­ça, Kar­şı­ya­ka, Bur­sa, De­niz­li, Ma­ni­sa müf­tü­lük­le­ri ile İz­mir mer­kez vaiz­li­ği hiz­met­le­rin­de bu­lun­muş­tur. “Yap­rak­lar”, “İman Esas­la­rı”, “Meş­hur Za­lim­ler”, “Ak Atın Ka­de­ri” ad­lı ki­tap­la­rı var­dır. Bü­tün öm­rü­nü Kur’an’a ve ima­na hiz­met­le ge­çi­ren Nail Ho­ca­mız, ya­ka­lan­dı­ğı ağır bir has­ta­lık­la çok zor bir im­ti­han ver­di. Ni­ha­yet 23 Ağus­tos 1995’te sa­bır ve şü­kür için­dey­ken va­tan-ı as­lî­si­ne git­ti. İz­mir Çam­lık’ta Ah­met Fey­zi Ağa­bey­le yan yana med­fun­dur.

Çok es­ki­den be­ri ta­nı­dı­ğım Nail Pa­pa­tya Ho­cae­fen­di­yi daha ya­kın­dan ta­nı­mak, 80’li yıl­la­rın or­ta­la­rın­da na­sip ol­du. İz­mir Ke­me­ral­tı Ca­mii’nde sa­kin, yu­mu­şak bir li­san­la ver­di­ği ih­lâs­lı ve te­sir­li va­az­la­rı­nı din­le­mek na­sip olu­yor­du. Ders­ler­de ve meş­ve­ret­ meclislerinde ha­lim sıfa­tıy­la he­men dik­ka­ti çe­ker­di.

Ri­ca­mı ge­ri çe­vir­me­ye­rek, ha­tı­ra def­te­ri­me aşa­ğı­da­ki sa­tır­la­rı ken­di el ya­zı­la­rıy­la yaz­mış­lar­dır. Biz de ay­nen neş­re­di­yo­ruz:

“Ri­sa­le-i Nur­la­rı na­sıl ta­nı­dım?”

“Köy­ü­müz, Sa­kar­ya vi­la­ye­ti, Ak­ya­zı ka­za­sı, Ye­ni Or­man köyü idi. Köy­de Kâ­mil di­ye bir ha­fız kar­de­şi­miz, 1950’li yıl­lar­dan son­ra Ada­pa­za­rı’ndan ba­zı ri­sa­le sa­hi­fe­le­ri bu­lup ge­tir­meye baş­la­dı. Biz de bir­kaç ar­ka­daş top­la­nıp oku­yor ve çok hoş­la­nı­yor­duk.

“Köy­de boş olan da­yı­mın evi­ni ki­ra­la­dık. Çev­re­den ge­len bir­kaç ar­ka­da­şa hem Kur’an-ı Ke­rim öğ­re­ti­yor, hem ri­sa­le sa­y­fa­la­rı oku­yor­duk. Ki­ra­yı da ara­mız­da kar­şı­lı­yor­duk. Ya­ni bilme­den ka­de­rin sev­kiy­le ders­ha­ne aç­mış­tık. Ama çev­re­miz­de­ki ba­zı ho­ca­lar da bi­zi se­vip acıdık­la­rın­dan, ‘Aman bun­lar ya­sak, ba­şı­nı­za bir şey ge­le­bi­lir, oku­ma­yın!’ di­yor­lar­dı. O sı­ra­da Mu­rat Efen­di di­ye bir mü­der­ris var­dı Ada­pa­za­rı’nda… (Bar­la Lâ­hi­ka­sı’nda ‘Mu­rat’ im­za­lı bir mek­tu­bu var.) Bir gün Ha­fız Kâ­mil’le onu zi­ya­re­te git­tik. Elin­de ka­lın bir ki­tap var­dı, Os­manlı­ca ya­zı­lı idi, onu oku­yor­du (Söz­ler ola­bi­lir).

“‘Ho­cam, o ne ki­ta­bı’ de­dim.

“‘Ri­sa­le di­yor­lar bu­na’ de­di.

“‘Aa! Ho­cam sen de ri­sa­le oku­yor mu­sun?’ de­dim. O da ba­na sor­du:

“‘Sen de oku­yor mu­sun?’

“‘Evet,’ de­dim, ‘Bu Kâ­mil Kar­deş, tek­sir edil­miş ba­zı sa­hi­fe­ler ge­ti­ri­yor ve oku­yo­ruz; fakat ba­zı bil­di­ğin ki­şi­ler bi­zi kor­ku­tu­yor!’

“‘Pe­ki oku­yun­ca haz du­yu­yor mu­su­nuz’ de­di.

“‘Çok’ de­dim.

“‘O hal­de oku­yun; zi­ra ri­sa­le­ler­den haz al­mak, yal­nız ilim me­se­le­si de­ğil, iman me­se­lesi­dir’ de­di.

“Gör­dü­ğüm iki rü­ya”

“1953-1954 se­ne­le­ri idi… Ka­ra­su ka­za­sı­nın Mer­kez Ca­mii ima­mı var­dı. He­ye­can­lı, gayret­li... Ara sı­ra bi­ze uğ­rar, Üs­tad’dan ve ri­sa­le­ler­den bah­se­der­di .

“Bir ge­li­şin­de ba­na ri­ca et­ti: ‘Sen bi­raz Arap­ça oku­dun, ri­sa­le­de ge­çen ke­li­me­le­ri daha iyi an­lı­yor­sun, ba­na mi­sa­fir gel, hem ben­de ri­sa­le ki­tap­la­rı var, bir­kaç gün bol bol oku­ya­lım, sen de an­la­ma­ma yar­dım­cı olur­sun’ de­di. Ben de ri­sa­le­le­ri ki­tap ha­lin­de bu­la­bil­me­nin se­vin­ci için­de Ka­ra­su’ya git­tim. İmam Zi­ya Ho­ca’nın mi­sa­fi­ri ol­dum. Yat­sı na­ma­zın­dan dö­nüp uyku­muz ge­lin­ce­ye ka­dar ri­sa­le oku­duk. Ta­biî ki ak­şam da hep­si­ni oku­ya­ma­yız di­ye, Söz­ler’den kı­sım kı­sım, at­la­ya at­la­ya (ders baş­lık­la­rı­nı) oku­duk, uyu­duk...

“Bi­rin­ci rü­ya: Ge­ce rü­yam­da, köy­üm­den Ak­ya­zı yö­nü­ne bir ar­ka­da­şım­la yü­rü­yo­ruz... Sa­ğı­mız­da kar­puz bah­çe­le­ri… Her bah­çe­yi ge­çiş­te bek­çi bi­zi ye­me­ğe (kar­puz) da­vet edi­yor. Biz de hep­si­ne gi­re­mi­yor, bir bah­çe­yi at­lı­yor, ikin­ci bah­çe­ye gi­ri­yor ve kar­puz yi­yor, son­ra bir bah­çe daha ge­çip öbü­rü­ne gi­rip yi­ne kar­puz yi­yo­ruz. (Bu kar­puz sa­hi­fe­le­ri­ni ya­zar­ken te­va­fu­ken, ne­ler yaz­dı­ğı­mı bil­me­yen bi­zim Ha­cı Ha­nım, do­lap­tan se­rin kar­puz ge­tir­di. Meşgul ol­du­ğum için ağ­zı­ma kar­puz­la­rı atı­yor, içim­den de gü­lü­yor­dum!)

“Uya­nın­ca an­la­dım ki, bu bah­çe­ler, ri­sa­le­ler­de­ki ders­ler­dir. Ya­nım­da­ki de mi­sa­fi­ri oldu­ğum Zi­ya Kar­deş­tir. Ri­sa­le­ler, ma­na­da bi­zi oku­ma­ya da­vet edi­yor­lar­dı.

“İkin­ci rü­ya: İkin­ci ak­şam yi­ne yat­sı­dan dön­dük. Uy­ku­muz ge­lin­ce­ye ka­dar Ri­sa­le-i Nur oku­duk ve yat­tık. O ge­ce ilk de­fa ola­rak, rü­yam­da Re­su­lul­lah Efen­di­mi­zi gör­düm. He­ye­can­la eli­ni öp­tüm. O da al­nım­dan öp­tü, sır­tı­mı ok­şa­dı ve ‘Sen bi­zim ma­ne­vî mür­şit­le­ri­miz­den­sin’ de­di. He­ye­can­la uyan­dım. Ta­biî bu ikin­ci rü­ya­yı ar­ka­da­şı­ma an­lat­ma­dım, ri­ya ve yan­lış anla­ma ol­ma­sın di­ye sak­la­dım. Fa­kat an­la­dım ki, bu lâ­yık ol­ma­dı­ğım il­ti­fat, ay­nı za­man­da ri­sale­ler­le il­gi­liy­di; çün­kü on­la­rı oku­du­ğum bir ge­ce­de olu­yor­du.

Ve Üs­tad’ı zi­ya­ret…

“Ara­dan yıl­lar geç­ti. Dü­şün­düm: ‘İmam-ı Azam, İmam-ı Rab­ba­nî sağ ol­sa­lar, on­la­rın mem­le­ke­ti­ne gi­dip gör­mek is­temez miy­din? O hal­de Üs­tad’ı gör­me­ye ne­den git­mi­yor­sun?’ Gö­ze­tim­de ol­du­ğu­nu, kim­sey­le gö­rüş­me­di­ği­ni de du­yu­yor­dum. Ama ol­sun, gi­der­sem gö­rü­şece­ği­me it­mi­na­nım var­dı.

“1957-58 yıl­la­rı ola­cak, bir kış gü­nü Is­par­ta’ya git­tim. Üs­tad (r.a.) be­ni ka­bul et­ti. Özel bir ih­lâs der­si ver­di. Ya­ta­ğı­na otu­rup, ba­şın­da sa­rı­ğı, fe­yiz­le an­lat­tı­ğı ve hâ­lâ ku­la­ğım­da çın­layan der­si din­le­dim. Ve o sah­ne­yi ha­fı­za ka­me­ra­sı­na al­dım. İzin is­te­yip ay­rıl­mak üze­re yu­muşa­cık el­le­ri­ni öp­tüm. O da ay­nen rü­ya­da Re­su­lul­lah’ın yap­tı­ğı gi­bi, al­nım­dan öp­tü, sır­tı­mı okşa­dı ve ‘Se­ni ma­ne­vî ev­lât­la­rı­mız ara­sı­na al­dık’ de­di!

“İş­te o za­man he­ye­can­la ir­kil­dim. Dav­ra­nış ve söz­le­ri, yıl­lar ev­vel rü­ya­da gör­dü­ğüm Hz. Pey­gam­ber’in ba­na olan dav­ra­nış ve söz­le­ri­ni an­dı­rı­yor­du. İş­te o te­dai he­ye­ca­nıy­la oda­sın­dan çı­kar­ken, bu mü­ba­rek za­tın Re­su­lul­lah’la ne ka­dar kuv­vet­li bir ir­ti­ba­ta sa­hip ol­du­ğu­nu dü­şünü­yor­dum.

“Bu hal için­de, sır­rı­mı da aça­rak, sa­lon­da be­ni bek­le­yen ta­le­be­le­ri­ne (şim­di han­gi­le­ri­dir bil­mi­yo­rum) gör­dü­ğüm rü­ya­yı da, bu­gün­kü du­ru­mu da ak­ta­ra­rak du­y­gu­la­rı­mı be­lirt­tim. Ve o an­dan iti­ba­ren, ge­rek eser­le­ri, ge­rek za­tı hak­kın­da tam bir it­mi­nan için­de, ta­kip et­mem ge­reken hiz­met yo­lu­nu tes­pit et­miş ol­dum.”

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-I)

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...