SADIK ÇALIŞKAN

1941 EMİR­DAĞ do­ğum­lu Sa­dık Ça­lış­kan, Bediüzzaman’ın sırdaşı Mehmed Çalışkan’ın oğlu, Cey­lan Ağa­be­yin küçük kar­de­şidir. ­ Cey­lan Ağa­bey­den 12 yaş kü­çüktür. Üs­tad Bediüzzaman Haz­ret­le­ri­nin 1944 senesinde Emir­dağ’a ilk ge­liş­le­rin­de üç ya­şın­dadır. Sadık Ağabey çok uzun bir zamandan beri Eskişehir’de ikamet ediyor.

Sa­dık Ça­lış­kan Ağa­be­yin ha­tı­ra­la­rı­nı, ri­ca­mız üze­ri­ne oğ­lu Ali Said Ça­lış­kan yazılı olarak gön­der­di. Sa­dık Ağa­be­yin di­lin­den ha­tı­ra­lar şöy­le:

“Kah­ra­man hemş­irem ne yap­mış!”

“Sa­bah na­ma­zı için ev­den çı­kan ba­bam Meh­met Ça­lış­kan ca­mi­ye gi­der­ken ka­ra­kol­dan Af­yon va­li­si­nin, Emir­dağ kay­ma­ka­mı­nın, sav­cı­nın ve di­ğer er­kâ­nın çık­tı­ğı­nı gö­rür. Sa­ba­hın bu vak­tin­de bun­la­rın bu­ra­da ne işi var, di­ye dü­şü­nür. Hız­lı adım­lar­la na­ma­za ye­ti­şir. Na­mazdan son­ra da çar­şı­ya, dük­ka­na ge­çer. Va­li, kay­ma­kam, sav­cı ve di­ğer­le­ri ise ka­ra­kol­dan çı­karak di­rekt bi­zim eve bas­kın ve ara­ma için ge­lir­ler. Sav­cı ve di­ğer me­mur­lar çar­şı alışve­ri­şi­ni bi­zim dük­kan­dan yap­tık­la­rı için, va­li bir ak­şam ön­ce ge­le­rek bun­la­rı ka­ra­kol­da top­la­mış, bel­ki ha­ber ve­rir­ler di­ye­rek ev­le­ri­ne bı­rak­ma­mış…

“Bun­lar eve ge­lip ka­pı­yı ça­lar­lar. Ar­ka­dan an­nem evin hiz­met­çi­si­ne, ‘Evin be­yi yok, o ol­ma­dan ka­pı açıl­maz, ka­pı­yı ka­pat kı­zım’ di­ye söy­le­ye­rek ka­pı­yı ka­pat­tı­rır. Evi ara­ma­ya gelen­ler de ba­ba­mı ça­ğırt­mak için bi­ri­ni yol­lar­lar ve bek­le­me­ye baş­lar­lar. Bu sı­ra­da an­nem, evde ne ka­dar ki­tap var­sa hep­si­ni bir çu­va­la dol­du­rur ve ar­ka bah­çe du­va­rın­dan komşu bah­çe­ye atar. Bu sı­ra­da ba­bam eve ge­lir ve ara­ma ya­pı­lır; ta­biî ne­ti­ce­de bir şey bu­lun­maz...

O sı­ra­da Emir­dağ’da bu­lu­nan Üs­tad Haz­ret­le­ri­ne ba­bam bu ha­di­se­yi an­la­tır. Üs­tad Haz­ret­le­ri de iki haf­ta bo­yun­ca her ge­le­ne, ‘Kah­ra­man hemş­irem ne yap­mış!’ di­ye bu va­kı­a­yı an­la­tır...

“Ba­bam Meh­met Ça­lış­kan, Üs­tad’ın sır­da­şıy­dı”

“Üs­tad Haz­ret­le­ri mün­ka­bız bir hal­de ya da hid­det­len­di­ği bir za­man ba­bam Meh­met Ça­lış­kan’ı ‘Ça­ğı­rın Mu­ham­med’i!’ di­ye­rek ça­ğır­tır, o gel­di­ği za­man hiz­me­tin­de bu­lu­nan di­ğer ağa­bey­le­ri ya­nın­dan çı­ka­rır ve ba­ba­ma an­la­tır, ra­hat­lar­mış. Sun­gur Ağa­be­yin ifa­de­siy­le ‘Hz. Üs­tad’ın sır­da­şı’ymış.

“Ka­vu­na ip ta­kıp oy­na­yın­ca…”

“Üs­tad Haz­ret­le­ri bir gün, üs­tün­den bi­raz ye­nil­miş bir ka­vu­nu ağa­be­yim Cey­lan Ça­lışkan’a ve­re­rek, ‘Bu­nu ev­de yi­yin’ di­ye bi­ze yol­lu­yor. Hz. Üs­tad’ın Emir­dağ’a ye­ni gel­di­ği yıl­la­ra te­ka­bül eden bu sı­ra­da ben, ka­vu­na yan­la­rın­dan bir ço­mak so­kup evin ikin­ci ka­tın­dan bir aşa­ğı bir yu­ka­rı in­di­rip kal­dı­ra­rak, ye­nil­me­si için eve gön­de­ri­len o ka­vun­la oy­nu­yo­rum.

Bir za­man son­ra Üs­tad Haz­ret­le­ri, ağa­be­yim Cey­lan Ça­lış­kan’a ‘O ka­vu­nu ne yap­tı­nız?’ di­ye soru­yor.

Ağa­be­yim de, ‘Bi­zim Sa­dık, ona ço­mak so­kup ip tak­mış, onun­la oy­nu­yor!’ di­ye ha­di­se­yi ol­du­ğu gi­bi an­la­tı­yor.

Hz. Üs­tad da, ‘Ben onu si­ze ye­me­niz için te­ber­rük et­miş­tim. Ma­dem doğ­ru söy­le­din, af­fe­di­yo­rum!’ di­ye ce­vap ve­ri­yor.[1]

“Hay­di ba­ka­lım da­yak ye­me­ye…”

“Se­ne her­hal­de 1954 idi... Ah­met Fey­zi Ağa­bey, Üs­tad’ımız Emir­dağ’da iken bir gün ziya­re­te gel­miş­ti. Zi­ya­ret­ten son­ra Üs­tad’ımız, ‘Ah­met Fey­zi, Emir­dağ’dan he­men ay­rıl!’ de­di­ği hal­de, ba­bam Meh­met Ça­lış­kan’ın ıs­ra­rıy­la Ah­met Fey­zi Ağa­bey bir ge­ce biz­de mi­sa­fir kal­maya ra­zı ol­du. O za­man­lar elekt­rik lâm­ba­la­rı ge­ce 24’e ka­dar ya­nı­yor­du. İş­te o sa­ate ka­dar Ahmet Fey­zi Ağa­bey hep Üs­tad’ımı­zın meh­dî­li­ğiy­le alâ­ka­lı me­se­le­ler­den bah­set­ti. Ben de ora­da idim.

“Sa­bah­le­yin ka­pı çal­dı, ge­len Zü­be­yir Ağa­bey­di. Ah­met Fey­zi Ağa­be­ye ‘Üs­tad se­ni ça­ğırı­yor’ de­di. Hal­bu­ki o, Üs­tad’a ha­ber ver­me­den Emir­dağ’da ve biz­de kal­mış­tı. Ah­met Fey­zi Ağa­bey ba­ba­ma ‘Hay­di ba­ka­lım da­yak ye­me­ye! Be­ni sen tut­tun bu­ra­da, be­ra­ber gi­de­lim’ diye­rek ba­bam­la be­ra­ber Üs­tad’ın hu­zu­ru­na git­ti­ler.

“Üs­tad te­bes­süm­le, ‘Ah­met Fey­zi, sen ne de­di­y­sen ben on­la­rı ay­nen ka­bul edi­yo­rum’ diyor ve ge­ce­ki ko­nuş­ma­la­rı­nı te­yit edi­yor...”

[1] 2 Şubat 1993 tarihinde Nazilli’de bir vesileyle Sadık Ağabey bu hadiseyi anlattı ve şöyle bir tashihatta bulundu: “Son Şahitler’de bu hadiseyi, yani pencereden kavun sallamayı, Üstad’ın en zeki talebesi kabul edilen ağabeyim Ceylan Çalışkan’ın yaptığı anlatılıyor. Onu yapan bendim! Elbette Üstad’ın en zeki talebesi, üç yaşındaki bir çocuğun yaptığı hareketi yapmazdı...”

Sadık Ağabeyle bir başka sohbetimizde yine bu hadiseyi anlattı ve “Ben buradan, Üstad’ımızın ne kadar takipçi olduğunu anladım!” diye bir yorum getirdi.

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-I)

Yükleniyor...