SAİD EZENER

1951 IS­PAR­TA do­ğum­lu olan Said Eze­ner, Mus­ta­fa Eze­ner Ağa­be­yin oğ­lu­dur. Mus­ta­fa Eze­ner Ağa­bey, Is­par­ta’da, Üs­tad Haz­ret­le­ri ha­yat­tay­ken ve son­ra­dan çok hiz­met­le­re ve­si­le ol­muş bir şah­si­yet­tir. Hz.Üstadı ziyaret için Isparta’ya gelenler ilk önce ya Mustafa Ezener’in kitapçı dükkânına ya Boyacı Rüşdü Çakın Ağabe'ye veya Otel işleten Nuri Benli ağabeye gelirlerdi. Ezener ağabey, risale temin etmek isteyenlere yardımcı olmak için kitapçılık yapıyordu. O günkü şartlarda tezgâh arkasındaydı eserler. Mustafa Ağabey'in oğlu Said Eze­ner ha­yat­tadır, Is­par­ta’da ika­met edi­yor.

Said Eze­ner, o ta­rih­ler­de kü­çük yaş­lar­da ol­du­ğu hal­de, Üs­tad Haz­ret­le­riy­le ilgili güzel ha­tı­ra­la­rı var­dır:

“De­fa­lar­ca Üs­tad’ı Gör­düm”

“Pe­de­rim Mus­ta­fa Eze­ner, ih­ti­yaç ol­du­ğu za­man Is­par­ta’da şim­di mü­ze olan ev­de zaman za­man Üs­tad Haz­ret­le­ri­nin ya­nın­da ka­lır­dı; haf­ta­da dört ge­ce ev­de ka­lır­sa, bir­kaç ge­ce de ora­da ka­lır­dı ya­ni... Pe­der bu­ra­da kal­dı­ğı za­man, ben de ev­den se­fer ­ta­sı için­de ağa­bey­ler ve pe­der ye­sin di­ye ye­mek ge­ti­rir­dim. De­fa­lar­ca Üs­tad’ı gör­düm. Çocuk ol­du­ğum için evin önün­de­ki em­ni­yet ba­na bir şey de­mez, mer­di­ven­ler­den ra­hat inip çı­kar­dım."

“Bir ke­re­sin­de gel­dim, mer­di­ven­le­ri dön­düm, bak­tım Üs­tad ab­dest alı­yor­du, ar­ka­sından geç­tim. Yi­ne bir de­fa ikin­di­den son­ra gel­dim, bak­tım ağa­bey­le­ri gö­re­me­dim. Me­ğer hep­si Üs­tad’ın oda­sın­da imiş... Kâtip Os­man Ağa­bey var­dı, o bağ boz­muş da üzüm ge­tir­miş, ora­da otur­muş­lar, yi­yor­lar­mış. Ka­pı­yı çal­dım gir­dim, Üs­tad’ın eli­ni öp­tüm, ba­na da bir sal­kım üzüm ver­di­ler."

"O za­man­lar­da ben se­kiz yaş­la­rın­da il­ko­kul­da idim, muh­te­me­len 1959-1960’lar­dı. Üs­tad’ın ra­hat­sız­lık dö­ne­miy­di. Ko­nuş­ma­la­rı ağa­bey­ler an­la­ya­bi­lir­di, pür­dik­kat din­le­nir­se an­cak an­la­şı­la­bi­lir­di. Se­si kı­sık ve bo­ğuk­tu za­ten…"

Ba­bam, Ri­sa­le Sat­mak İçin Ki­ta­be­vi Aç­mış­tı

“Pe­de­rin kır­ta­si­ye dük­kânı var­dı Mi­mar Si­nan Ca­mii’nin kar­şı­sın­da. ‘Mi­mar Si­nan Ki­ta­be­vi’ idi adı, di­nî ki­tap sa­tar­dı. Taş­ra­dan ge­len ağa­bey­ler için mer­kez gi­biy­di. Bir de Rüştü Ça­kın Ağa­be­yin dük­kânı var­dı. Üs­tad’ı gör­mek is­te­yen­ler dük­kâna ge­lir­di. Pe­der ba­kar­dı, Üs­tad mü­sait­se ge­ti­rir­di ağa­bey­le­ri Üs­tad’a, ‘Ra­hat­sı­zım’ der­se gö­tür­mez­di. Ba­bam dük­kân­da Ri­sa­le-i Nur­la­rı sa­tar­dı. O mak­sat­la za­ten baş­la­mış­tı ki­tap­çı­lı­ğa…

“O za­man­lar ya­sak­tı ta­biî. Dük­kân­da ayrı bir böl­me var­dı, ayrı ka­pı var­dı, ka­pı­nın ar­kasın­da raf var­dı, raf­ta Kül­li­yat dai­ma var­dı. İs­te­yen­le­re ‘Ta­mam kar­de­şim, bir sa­at son­ra ve­ya na­maz­dan son­ra gel, te­min ede­lim, bu­la­lım.’ der­di. O sa­ate ka­dar giz­li böl­me­den çı­ka­rır, paket­ler ha­zır­lar­dı. O za­man ki­tap çok de­ğer­liy­di, her an ara­ma olur­du; evi­miz ara­nır­dı, dük­kânı­mız ara­nır­dı. Bü­tün Nur­cu­la­rın ev­le­ri her ay mut­la­ka ara­nır­dı. Çok sı­kıy­dı. Biz ta­nı­dı­ğı­mız ağa­bey ve kar­deş­le­re da­hi ye­ri­mi­zi bel­li et­mez­dik. Ki­tap is­te­yen­le­re an­cak ‘Şu sa­at­te gel.’ derdik. Dük­kâ­nın kar­şı­sın­da si­vil po­lis, ayak­ka­bı bo­ya­cı­sı ola­rak bu­lu­nur, de­vam­lı dük­kânı, gire­ni çı­ka­nı ta­kip eder­di. Ca­mi­de bi­le iki ayak­ka­bı bo­ya­cı­sı var­dı, bi­ri­si giz­li po­lis­ti; biz bi­lir­dik onu, gö­zü hep biz­dey­di. Hiz­me­tin me­şak­ka­ti­ni o za­man ağa­bey­ler çek­ti­ler, on­lar bu hiz­me­ti bu ha­le ge­tir­di­ler..."

“1971, Küf­rün Be­li­nin Kı­rıl­dı­ğı Ta­rih­tir”

“Üs­tad 1960’ta ve­fat et­tik­ten son­ra ih­ti­lâl ol­du, her yer­de ol­du­ğu gi­bi bu­ra­da da Nur­cula­rı top­la­dı­lar. Ce­za evin­de yer yo­ktu. ‘Halk Eği­tim’ var­dı, 15 gün ora­da kal­dı­lar; ce­za evin­de yer bo­şal­dı, on­dan son­ra ora­ya al­dı­lar. Me­ğer ga­ye, Üs­tad’ın Ur­fa’da­ki kab­ri­ni kır­mak, na­a­şı­nı al­mak­mış da onun için bü­tün Nur­cu­la­rı top­la­mış­lar. Pe­der­ler tam üç ay yat­tı­lar. Ce­za evi­ne ye­mek gö­tü­rür­düm on­la­ra..."

“Üs­tad’la ba­bam Eze­ner’in ta­nış­ma­sı ma­zi­ye da­ya­nı­yor. ‘Ve min şerri ğâsikın izâ ve­kab’ aye­ti­ni so­ru­yor Üs­tad’a… Üs­tad, ‘1971, küf­rün be­li­nin kı­rıl­dı­ğı ta­rih­tir.’ di­yor. ‘Müs­lü­man­la­ra da şâ­mil mi­dir?’ di­ye so­ru­yor. ‘1971, ehl-i da­la­le­tin bü­yük bir he­zi­met­le mağ­lup ola­cak­la­rı bir ta­rih­tir.’ di­ye cevap ve­ri­yor Üs­tad…”

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-I)

Kategorileri:
S
Okunma sayısı : 830
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...