ZİYA DİLEK

Ziya Dilek Ağabeyimiz 1902 İnebolu doğumludur. O da 1935-1943 Kastamonu Misafirinin cazibesine kapılanlardan… Elbette bunun bir bedeli vardı… Baskınlara uğrayıp hapse girecekti. Zaten bunları bildiğini biliyordu. Nitekim öyle de oldu: 1943 Denizli Hapishanesine gönderilmek üzere İnebolu cezaevinde toplanan oniki kişiden biri de Ziya Dilekti: Ahmed Nazif Çelebi, Selahaddin Çelebi, İbrahim Fakazlı (Küçük İbrahim), İbrahim Mırmır (Büyük İbrahim), Gülcü Hüseyin, İzzet Turgut, Ahmed Köroğlu, Zühtü İşeri, Ömer Gedikoğlu, Halil Enercan, Ahmed Şaşmaz ve Ziya Dilek.

1978 senesinin ılıman geçen şubat ayının son haftası... Zonguldak’tan bir grup kardeşimizle beraber, “Kastamonu-İnebolu” yollarına düştük... Niyetimiz önce Kastamonu’nun Kutup Yıldızı Mehmed Feyzi Efendiyi ziyaret etmek. Daha sonra da İnebolu’daki Ağabeylerimizi ziyaret edip, hayır dualarını almak. Öyle yaptık. Kastamonu ziyaretimizi bitirdikten sonra, ertesi gün akşama doğru, Karadeniz sahilindeki yemyeşil İnebolu’ya vâsıl olduk… Üstadımız İnebolu’ya Küçük Isparta diyor. Bu Küçük Isparta’da Denizli mahkemesine sevk edilmiş çok ağabeylerimiz var. Bu ağabeylerimizden bazıları Afyon Hapishanesinde de yatmıştır.

1978 tarihlerinde İnebolu’da henüz dersane yoktu… Gece, Kur’an Kursunun misafirhânesinde kaldık. Kurs Başkanı İbrahim Fakazlı Ağabey. Sabah olunca, ilk ziyaretimiz Denizli Hapishanesinde Hazreti Üstadla beraber yatmış, Ziya Dilek ağabeyin evine oldu. Ziya ağabey 76 yaşında. Çok tatlı bir insan. Bu kadar tatlı, hoş sohbet, tonton, sempatik; gülerken ağlayan, ağlarken gülebilen bir insan görmemiştim daha evvel. Ben Re’fet ağabeye benzettim. Bazı hatıralar anlattı. Yaşlı, mübarek, nurlu hanımı: “Evimize yapılan baskında benim sandığımı bile karıştırdılar” diye isyan ediyordu. Ziya ağabey ayrılırken yanaklarımızdan öptü..

Denizli Hapishanesinde garip bir hâdise

Ziya Dilek Ağabeyin anlattığı bir hatıra: İnebolu Kahramanlarından İbrahim Mırmır, yani Üstad’ın tabiriyle Büyük İbrahim ile alakalı bir hadise:

“İbrahim Efendi geçen sene (1977) Mekke’de vefat etti. Allah rahmet etsin. Duası makbuldü. Size bir hatırasını anlatayım:

İbrahim Efendi, Denizli Hapishanesinde bakkaldan bir alış-veriş yapmış. Bakkal kendisine: “Siz doğru dürüst bir insanlar olsaydınız buraya düşmezdiniz” gibi hakaretvari konuşmalar yapmış. İbrahim Mırmır bu halde koğuşa üzgün ve mahzun bir şekilde geldi, başından geçenleri anlattı. Sonra: “Şimdi ben bir dua yapacağım, siz de âmin deyin” diye bizim de duaya iştirak etmemizi istedi. Ve ellerini açtı, başladı yalvarmaya: “Ya Rabbi! Sen bu adamı bizim yanımıza gönder! Yâ Rabbi!.. Yâ Rabbi! sen bilirsin… Yâ Rabbi! ” Biz de, “âmin!.. âmin!..” diyorduk.

Bir gün sonra ne görelim; bakkal bir olaya karışmış, tevkif edilerek hapishaneye, hem de bizim yanımıza gönderilmemiş mi. Biz henüz bir şey demeye, bize yaptığı hakaretlerden dolayı buraya düştüğünü söylemeye bile fırsat kalmadan, Üstad'dan bir haber geldi: “Sakın, o adama bir şey demeyin, karışmayın!”

20 sene sonra

24 Şubat 1978 den, 20 sene sonra 24 Haziran 1998 de tekrar İnebolu’dayız. Üstad’ı görenlerden sadece İbrahim Fakazlı ağabey hayatta. Onu dünya gözüyle son defa görebildik. Diğer ağabeylerimiz Ahmed Nazif Çelebi, Selahaddin Çelebi, Gülcü Hüseyin, Sâlih Uğurtan’ı ancak kabirlerinde ziyaret edebildik. Allah bu kahraman ağabeylerimizden razı olsun, bizi de onlara lâyık eylesin. Âmin...

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-II)

Yükleniyor...