278 Kategorisindeki Tüm İçerikler
"Hem bir sene evvel bir seyre giderken, arkamdan bir kız çocuğuyla bir kadın geliyorlardı. Ben yoldan çıktım, yolu onlara bıraktım. Baktım, beni geçmiyorlar. Sıkıldım. Acele geçtim, bir bahçeye girdim. Baktım, onlar da bahçeye girdiler. Hem hiddet hem hayret ettim. Mu’cizât-ı Ahmediye elimdeydi. Tefeül gibi açtım. En evvel gözüme ilişen ve yalnız risalede bir tek defa zikredilen bir isim ki, aynı o kadının ismini o sahife içinde gördüm. Baktım, o kadını tanıdım. Fesübhânallah, dedim. Bunlar kim olduklarını anlamak için, daha evvel o kitaba baksaydım, bu hayretten kurtulacaktım. Bu hadiseye hem ben hem hazır olan Şamlı Hâfız ve hadiseyi anlayan o kadın ve başkaları hayret ettik." (Barla Lahikası, 278. Mektup: Mesleğimizin bir medar-ı şevki ve zevki olan tevafuk letâifinden üç-dört nümune)
Buradaki kadının kim olduğuna dair herhangi bir somut isme ulaşamadık.
Üstad'ımızın Barla gibi bir köyde muhakkak kendisine bu kadar yakın duran bir hanımı çocuğundan veya kendisinden tanıması normaldir. Çünkü Üstad'ın bu yörede herkesle cüz'i külli bir irtibatı olmuştur. Kaldı ki Üstad'ın arkasından epey geldiği halde, Üstad kendisine bakmamış ve rahatsızlık duymuş. Kenara çekilerek yol vermiş, yine de Üstad'ın önüne geçmemiş. Üstad'ın Acele edip bahçeye girmesinden sonra, Üstad'ın arkasından bahçeye girmesiyle kim olduğu anlaşılmış.
Kitaba bakmakla onların kim olduğunun tanınması / anlaşılması konusunda ise; hususi bir ilim vardır. Normal ilimle anlaşılamayan ve hususi bir ilimle anlaşılabilecek konular bunlar. Sebepler tahtında elbette anlaşılamaz. Mesela;
İbn Abbas’ın (r.a) "Devemin yularını kaybetsem Kur'an'da bulurum." şeklindeki sözü için (bk. Suyuti, İtkan, 4/31; el-İklil,1/13; Alusi, En'am 59) ayetin tefsirinde şu tespitlerde bulunulmuştur:
"Gaybın anahtarları onun katındadır; onları ondan başkası bilmez. Karada ve denizde olanı o bilir. Onun ilmi olmadan bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içinde tek bir tane bile, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın." (En'am, 6/59)
Bununla, “Kur’an’da her şey var... Fakat bir kısmı açık, bir kısmı işari yolla ifade edilmiş. Herkes kendi ilmi birikimine göre, anlayış ve kabiliyetine göre aradığını onda bulabileceğini.” kastetmiş olabilir denilmiştir.
İbn-i Abbas (r.a) devesinin yularının kaybolduğu zamanlarda onu Kur'andan bulabileceğini ifade etmesi, bu yolun herkese açık olduğu anlamına gelmez. Elbette özel bir ilimle bunu gerçekleştirebilir.
İşte Üstad Bediüzzaman da tevafuk ve iktiran (iki şeyin beraber gelmesi) denilen çeşitli yöntemlerle bu hanımefendinin kim olduğunu elindeki eserden bulabilmiş. Ama normal sebeplerle bunu halledebilmesi mümkün görünmemektedir. Bu ilme sahip olanlar bunu yapabilir...