DÜNYA HAYATI, MAHİYETİ, SEVGİSİ

"O kadar sevdiğin mal ve evlât ve perestiş ettiğin nefis ve hevâ ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler." (Sözler, Altıncı Söz)

"Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim hayat-ı bâkıyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır." (Sözler, Sekizinci Söz)

"Dünya bir mezraadır. Mahşer ise bir beyderdir, harmandır. Cennet, Cehennem ise birer mahzendir." (Sözler, Onuncu Söz, Dokuzuncu Hakikat)

"Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz, meşru dairedeki keyfe iktifa ediniz. O keyfinize kâfidir." (Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam)

"Dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır." (Sözler, On Üçüncü Sözün İkinci Makamının Haşiyesi)

"Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz." (Sözler, On Üçüncü Söz, Birkaç biçare gençlere verilen...)

"Ey nefsim! Deme, “Zaman değişmiş, asır başkalaşmış. Herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur.” Çünkü ölüm değişmiyor..." (Sözler, On Dördüncü Söz, Hatime)

"Şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin?" (Sözler, On Dördüncü Söz, Hatime)

"Dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir." (Sözler, On Dördüncü Sözün Zeyli)

"Dünya ise, bütün şaşaasıyla, âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir." (Sözler, On Yedinci Söz)

"Dünya bir kitab-ı Samedânîdir. Huruf ve kelimâtı nefislerine değil, belki başkasının Zât ve sıfât ve esmâsına delâlet ediyorlar. Öyle ise mânâsını bil, al; nukuşunu bırak, git." (Sözler, On Yedinci Söz)

"Bir mezraadır. Ek ve mahsulünü al, muhafaza et; muzahrafatını at, ehemmiyet verme." (Sözler, On Yedinci Söz)

"Birbiri arkasında daim gelen, geçen âyineler mecmuasıdır. Öyle ise onlarda tecellî edeni bil, envârını gör ve onlarda tezahür eden esmânın tecelliyâtını anla ve Müsemmâlarını sev; ve zevâle ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes." (Sözler, On Yedinci Söz)

"Seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alışverişini yap, gel; ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma." (Sözler, On Yedinci Söz)

"Muvakkat bir seyrangâhtır. Öyle ise nazar-ı ibretle bak ve zahirî, çirkin yüzüne değil, belki Cemîl-i Bâkîye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faideli bir tenezzüh yap, dön..." (Sözler, On Yedinci Söz)

"Bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan Mihmandar-ı Kerîmin izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık, git. Herzekârâne, fuzulî bir surette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânâsız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma." (Sözler, On Yedinci Söz)

"Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik." (Sözler, On Yedinci Sözün İkinci Makamı)

"Şu güzerân-ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider." (Sözler, On Yedinci Sözün İkinci Makamı)

"Beni dünyaya çağırma, Ona geldim fenâ gördüm." (Sözler, On Yedinci Sözün İkinci Makamı)

"Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda. Öyle ise geç, iyi mallar dizilmiş arkasında." (Sözler, On Yedinci Sözün İkinci Makamı)

"Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?" (Sözler, Yirmi Birinci Söz, Birinci Makam, Beşinci İkaz)

"Bu dünya tecrübe meydanıdır." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal, Sekizinci Asıl)

"Hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Hatime, Dördüncü Fıkra)

"Güvendiğin hayat-ı maddiye, yalnız bir dakikadır." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Hatime, Dördüncü Fıkra)

"Dünya muhabbeti bütün hataların başıdır." (Sözler, Yirmi Yedinci Söz, Zeyl, İkinci Sual)

"Dünyanın âhirete bakan yüzüyle, esmâ-i İlâhiyeye mukabil olan yüzünü sevmek sebeb-i noksaniyet değil, belki medar-ı kemâldir. Ve o iki yüzde ne kadar ileri gitse, daha ziyade ibadet ve marifetullahta ileri gider." (Sözler, Yirmi Yedinci Sözün Zeyli)

"Hakîm-i Ezelî, inâyet-i sermediye ve hikmet-i ezeliyenin iktizasıyla, şu dünyayı, tecrübeye mahal ve imtihana meydan ve Esmâ-i Hüsnâsına âyine ve kalem-i kader ve kudretine sahife olmak için yaratmış." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat, Dördüncü Esas, Üçüncü Mesele)

"Dünyayı, âhiretin mezraası ve esmâ-i İlâhiyenin âyinesi ve Cenâb-ı Hakkın mektubatı ve muvakkat bir misafirhanesi cihetinde sevmek, nefs-i emmâre karışmamak şartıyla, Cenâb-ı Hakka ait olur." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

"Hayatın az ise, hayat-ı bâkiyeyi düşün. Ömrün kısa ise, ebedî bir ömrün var, merak etme." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

"Hayatın zevâlini düşünmeyerek hususî, kararsız dünyasını aynı umumî dünya gibi sabit bilip kendini lâyemut farz ederek dünyaya saplansa, şedit hissiyatla ona sarılsa, onda boğulur, gider. O muhabbet onun için hadsiz belâ ve azaptır." (Mektubat, Birinci Mektup, Dördüncü Sual)

"Dünya hayatında en bahtiyar odur ki, dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin." (Mektubat, Dokuzuncu Mektup, Salisen)

"Dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir. Bâki umur-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir." (Mektubat, Dokuzuncu Mektup, Salisen)

"İnsanlar, insana verilen cihazat-ı mâneviyeyi, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilâne davransa, ahlâk-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur." (Mektubat, Dokuzuncu Mektup, Salisen)

"Hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır." (Mektubat, On Altıncı Mektup, Beşinci Nokta)

"En bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın..." (Mektubat, On Altıncı Mektup, Beşinci Nokta)

"Dünya madem fânidir, değmiyor alâka-i kalbe." (Mektubat, On Yedinci Mektup, Beşinci Nokta)

"Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler." (Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam, Onuncu Kelime)

"Dünya öyle bir metâ değil ki bir nizâya değsin. Çünkü, fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise, dünyanın cüz’î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)

"Cenâb-ı Hak bir abdini severse, dünyayı ona küstürür, çirkin gösterir." (Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup, Giriş)

"Dünyamızı dinimiz uğrunda ve âhiretimize her vakit feda etmeye hazırız." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısmın Zeyli)

"Dünyada mâsiyetin âkıbeti, ikab-ı uhrevîye delildir." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)

"Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir." (Lem'alar, İkinci Lem'a, İkinci Nükte)

"Şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, On İkinci Nota)

"Dünya birgün bize “Haydi, dışarı” diyecek, feryadımızdan kulağını kapayacak." (Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, Altıncı Deva)

"Hem benim, hem herkes için, şu dünya muvakkat bir ticaretgâh; ve hergün dolar, boşalır bir misafirhane; ve gelen geçenlerin alışverişi için yol üstünde kurulmuş bir pazar..." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Sekizinci Rica)

"Herkesin hususî dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır, kıyameti kopar. Ehl-i gaflet, kendi dünyasının böyle çabuk yıkılacak vaziyetini bilmediklerinden, umumî dünya gibi daimî zannedip perestiş eder." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Sekizinci Rica)

"Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Dünyanın ömrü kısa olup, sür’atle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle, visalin lezzeti zeval buluyor." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Dünyanın lezâizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Seni intizar etmekte ve senin de sür’atle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın ziynetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fâni dünyadan da çıkacaksın." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Dünyanın âkıbeti ne olursa olsun, lezâizi terk etmek evlâdır." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Dünyayı kesben değil, kalben terketmek lâzımdır." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenâb-ı Hakkın ebedî ve sermedî olan Dârüsselâm menziline dâvetlisi olan mahlûkatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur." (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

"Dünya menzili tahavvülâta, zevale mâruzdur. Sanki misafirler için yapılmış bir handır ki daima dolup boşalıyor. Ne kendisinin sabit bir şekli vardır ve ne de içinde oturanların bir kararı vardır." (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

"Dünya menzilinde görünen leziz şeyler, lezzet ve zevk için değildir. Çünkü, visallerinin lezzeti, firaklarının elemine mukabil gelmez." (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)

"Hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylû'l-Hubâb)

"Dünyaya ve cismanî lezâize meyledersen, âciz, zelil bir “cüz’î” olursun. Eğer cihazatını insaniyet-i kübrâ denilen İslâmiyet hesabına sarf edersen, bir “küllî” ve bir “küll” olursun." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"Dünya, beşerin cevherinde mündemiç olan istidâdât-ı gayr-ı mahduda ve ebed için mahlûk olan müyûlât ve arzularının sümbüllenmesine müsait değildir; beslemek ve terbiye için başka âleme gönderilecektir." (Muhakemat, Birinci Makale, Dokuzuncu Mukaddeme)

"Cenâb-ı Hak, gayr-ı mütenahi hikmetler için bu âlemi, imtihana sahne yaptı." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 25.Âyetin tefsiri)

"Hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek, ânî bir şimşeği sermedî bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir." (Barla Lâhikası, 68.Mektup)

"Merâtib-i dünya, nokta-i nazarımda pek ehemmiyetsiz olmakla beraber, senin gibi mertebesini hizmet-i Kur’ân’a medar edenler için, minnet altına ve zillete girmemek şartıyla hoş görüyorum." (Barla Lâhikası, 214.Mektup)

"Kabir kapısında bekleyen bir adam, arkasındaki fâni dünyaya riyakârâne bakması, acınacak bir hamakattır ve dehşetli bir hasârettir." (Emirdağ Lâhikası-I, 37.Mektup)

"Dünyanın yüz bahçesi, fâni olmak haysiyetiyle, âhiretin bâki olan bir ağacına mukabil gelemez." (Emirdağ Lâhikası-I, 52.Mektup)

"Bu dünya bizi kovmadan evvel ve 'Haydi dışarıya!' demeden, biz kemâl-i izzetle, Allahaısmarladık deyip izzetimizle bu fâni zevklerimizi bırakmalıyız." (Emirdağ Lâhikası-I, 149.Mektup)

"Bu asrın bir hassası şudur ki, hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı bakiyeye bilerek tercih ettiriyor. Yani, kırılacak bir cam parçasını baki elmaslara bildiği halde tercih etmek bir düstur hükmüne geçmiş." (Kastamonu Lâhikası, 70.Mektup)

"Bu dünya darü’l-hizmettir; ücret almak yeri değildir. A’mâl-i sâlihanın ücretleri, meyveleri, nurları berzahta, âhirettedir. O bâki meyveleri bu dünyaya çekmek ve bu dünyada onları istemek, âhireti dünyaya tâbi etmek demektir." (Kastamonu Lâhikası, 91.Mektup)

"Âhireti bildikleri ve iman ettikleri halde dünyayı âhirete severek tercih etmek ve kırılacak şişeyi bâki bir elmasa bilerek rıza ve sevinçle tercih etmek ve âkıbeti görmeyen kör hissiyatın hükmüyle, hazır bir dirhem zehirli lezzeti, ileride bir batman sâfi lezzete tercih etmek, bu zamanın dehşetli bir marazı, bir musibetidir." (Kastamonu Lâhikası, 120.Mektup)

"Öyle bir yolcuyum ki, önümde ebedü’l-âbâda giden uzun bir yol var. Bu uzun yolda birinci menzilim dünya, ikinci menzilim kabirdir. Bu yolda zâd ister, ziya ister." (Nur'un İlk Kapısı)

"Bu ömürden sonra sırf âhireti düşünmek lâzım. Dünya seni terk etmeden evvel sen dünyayı terk et. Zekâtü’l-ömrü ömr-ü sâni yolunda sarf eyle." (Divan-ı Harb-i Örfî)

"Dünya için din feda olunmaz." (Divan-ı Harb-i Örfî)

"Biz dini severiz. Dünyayı da yine din için severiz." (Hutbe-i Şâmiye)

Okunma sayısı : 16.594
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...