Türkçe 1600x1200
İçerikler
Ey insan, düşün! Sen ala-külli-hâl, öleceksin! Biz gidiyoruz! Aldanmakta fayda yok! Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar, sevkiyat var. (Lem'alar)
Allah’ı tanımayanın dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve manevî sürurla doludur, derecesine göre îman kuvvetiyle hisseder. (Lem'alar)
Gençlikte Kazandığın ibadetler, o fani gençliğin baki meyveleridir. (Sözler)
Şu âlemde mü’minin mü’mine karşı en büyük yardımı dua iledir. (Barla Lâhikası)
Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar O'na ehven gelir. Bütün hayvanatı icat etmek, bir sinek icadı kadar kudretine kolay gelir bir Zat'tır. (Sözler)
Eğer kâinatta Risalet-i Muhammediye'nin (a.s.m.) nuru çıksa, gitse; kâinat vefat edecek. Eğer Kur'ân gitse, kâinat divâne olacak ve küre-i arz kafasını, aklını kaybedecek, belki şuursuz kalmış olan başını bir seyyâreye çarpacak, bir kıyameti koparacak. (Lem'alar)
Risale-i Nur yalnız bu vatan ve millet için değil, âlem-i İslâm ve bütün beşeriyetin ihtiyacına cevap verecek bir külliyat olarak telif edilmiştir. (Hutbe-i Şâmiye)
Kur'ân yıldızlarına perde çekilmez. Gözünü kapayan yalnız kendi görmez, başkasına gece yapamaz. (Mektubat)
Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun? (Sözler | Yirmi Birinci Söz)
Kur’ân hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattir, hem şeriattır, hem sadırlara şifa, mü’minlere hüdâ ve rahmettir. Risale-i Nur Külliyatı’ndan
Yâ Erhamerrâhimîn! Resul-i Ekremin (a.s.m.) hürmetine, bizi onun şefaatine mazhar ve sünnetinin ittibaına muvaffak ve dâr-ı saadette onun âl ve ashâbına komşu eyle! Âmin, âmin, âmin. (Şualar)
Sakın, sakın, dünya cereyanları, hususen siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın! Karşınızda ittihat etmiş dalâlet fırkalarına karşı perişan etmesin! (Kastamonu Lâhikası)
Risale-i Nur, İslâmiyet'in gayet keskin ve elmas bir kılıncıdır. Bu hakikatlara bir delil ise, Bediüzzaman'ın zalim hükümdarlara ve kumandanlara, ölümü istihkar ederek, hakikatı pervasızca tebliğ etmesi ve dünyayı saran dinsizlik kuvvetine mukabil, hakaik-i Kur'aniye ve imaniyeyi, kendini feda ederek, istibdadın en koyu devrinde neşretmesi ve bu kudsî hakikata, cansiperane hizmet etmesidir. (Sözler)
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? ""Gömelim gel seni tarihe"" desem, sığmazsın. Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. Mehmet Âkif Ersoy
Bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşiklik ve maddiyunluğa karşı yalnız ve yalnız tek bir çare var; o da Kur’ân’ın hakikatlerine sarılmaktır. (Emirdağ Lâhikası-2 )
Îmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmanın en kısa ve en kolay yolu, Risale-i Nur'dadır. (Tarihçe-i Hayat)
İnsan bir yolcudur. Sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, Mâlik-ül Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levazımatı cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı fâniyeye sarf ediyor. Hâlbuki o levazımattan lâakal onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayat-ı bâkiyeye sarf etmek gerektir. (Mesnevi-i Nuriye)
Bir saray gibi şu âlemin, bir şehir gibi şu memleketin, tek bir ustası vardır ve o usta, herşeyi idare eden yalnız odur. Hiçbir cihette noksaniyeti yoktur. Bize görünmeyen o usta, bizi ve herşeyi görür ve sözlerini işitir. Bütün işleri mu'cize ve hârikadır. Bütün bu gördüğümüz ve dillerini bilmediğimiz şu mahluklar onun memurlarıdır." Sözler
Basit bir kumda ve basit bir suda rızıkları mükemmel bir surette verilen garib mahluklardan ve hilkatları gayet muntazam hayvanat-ı bahriyeden, hususan bir tanesi, bir milyon yumurtacıkları ile denizleri şenlendiren balıklardan hiç birisi yoktur ki, hilkatıyla ve vazifesiyle ve idare ve iaşesiyle ve tedbir ve terbiyesiyle yaratanına işaret ve Rezzakına şehadet etmesin. (Şualar)
İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir. Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür’atle çalıştırıyor. (Mesnevi-i Nuriye)
Kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismanî bir vücud-u bâki vererek Sırat üstünde, sahibine burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfatlandırıyor. (Sözler)
Madem ki herşeyin Allah'tan olduğunu bilirsin ve ona iz'anın vardır. Zararlı, menfatli herşeyi tahsin ve hüsn-ü rızayla kabul etmek lazımdır.
Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dâvâ-yı halk ve iddiâ-yı îcad edemez. Zira her şey, her şeyle bağlıdır. (Mektubat)
Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru isteyen, îman dairesindeki terbiye-i Muhammediye'yi (a.s.m.) kendine rehber etmek gerektir. (Sözler)
Bu kâinatta görünen bütün güzellikler öyle bir güzelden geliyor ki, bu mütemadiyen değişen ve tazelenen kâinat, bütün mevcudatıyla aynadarlık dilleriyle o güzelin cemâlini tavsif ve târif eder.
İnsan ibadet için halk olunduğunu, fıtratı ve cihazât-ı mâneviyesi gösteriyor. (Sözler)
Güz mevsiminde, yaz-bahar âleminin güzel mahlûkatının tahribatı idam değil; belki, vazifelerinin tamamıyla, terhisatıdır. Hem, yeni baharda gelecek mahlûkata yer boşaltmak için tefrigattır ve yeni vazifedarlar gelip konacak ve vazifedar mevcudatın gelmesine yer hazırlamaktır ve ihzarattır. Sözler
Eğer îman hayata hayat olsa, o vakit hem geçmiş hem gelecek zamanlar îmanın nuruyla ışıklanır ve vücut bulur. (Sözler)
Kim oruçla geçirdiği Ramazan ayından sonraki Şevvâl ayında altı gün oruç tutarsa, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibi olur!."" (Hadis-i Şerif Meâli - Riyazü's-Salihin)
Bayramınızı, Leyle-i Kadrinizi, Ramazan-ı Şerifte makbul dualarınızı bütün ruh u canımla tebrik ve tes’id ediyorum. Cenâb-ı Hak, bu bayramın sürurunu, hakikî ve geniş ve umumî sürura mukaddeme ve vesile eylesin. Âmin. (Kastamonu Lâhikası)
Bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, nass-ı Kur'an ile bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra bir hüccet-i katıadır. (Mektubat)
Ramazan-ı Şerifte, en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi mâlik değil, memlûktür; hür değil, abddir. Emrolunmazsa, en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye, mevhum rububiyeti kırılır, ubûdiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer. (Mektubat)
Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor. Öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin köşelerinde o Kur’ân’ı, o hitab-ı semâvîyi arzlılara işittiriyorlar. (Mektubat)
Ramazan-ı Şerifteki oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, za'fını, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir. {29. Mektub}
Bu zamanda tahribat ve menfi cereyan dehşetlendiği için takva tahribata karşı en büyük esastır. (Kastamonu Lahikası)
Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor. (Lem’alar)
Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezâfetsizlik ve çirkinlik görünmüyor. (Lem’alar)
"Dünyayı ve ondaki mahlukatı mana-yı harfiyle sev. Mana-yı ismiyle sevme. "Ne kadar güzel yapılmış" de. "Ne kadar güzeldir" deme. (Sözler)
Cenâb-ı Hak senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın, mânen hastasın. İbadet ise manevî yaralarına tiryaklar hükmündedir. (Lema’alar)
Bizim vazifemiz müspet hareket etmektir. Menfi hareket değildir. Rızâ-yı İlâhiye göre sırf hizmet-i îmaniyeyi yapmaktır, vazîfe-i İlâhiye’ye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müspet îman hizmeti içinde her bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. (Emirdağ Lâhikası)

















































