AZİZ MİSAFİR

“… O insanı o nur, o meyve-i kudsiye ile ahsen-i takvimde bir mu'cize-i kudret-i Samedâniyesi ve mektubât-ı Samedâniyenin bir nüsha-i câmiası ve Sultan-ı Ezel ve Ebedin bir muhatabı, bir abd-i hassı ve kemâlâtının istihsancısı, halîli ve cemâlinin hayretkârı, habibi ve Cennet-i bâkiyesine namzet bir misafir-i azizi suret-i hakikîsinde göstermiş.”(1)

Ahsen-i takvimde bir mu'cize-i kudret-i Samedâniye:

Kâinattaki her varlık bir kudret mucizesidir. Ne bir hücreyi, ne bir yaprağı, ne bir çiçeği, ne de bir yıldızı yapmak mümkün değildir; hepsi Allah’ın eseridir ve hepsi mucizedir. İnsan da en büyük bir kudret mucizesidir. Ahsen-i takvimde yaratılmıştır, yani mahlûkat âlemi içerisinde mahiyetçe en üstün, istidatça en mükemmel insandır. Ve bu insan bir meyvenin bütün ağaca muhtaç olması gibi, bütün kâinata muhtaç olarak yaratılmıştır. Samedanî bir mucizedir. Bilindiği gibi Samed ismi; “Hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şey kendisine muhtaç olan” demektir. Her şey her şeyiyle Allah’a muhtaçtır. Bu ihtiyacın büyüklüğü nispetinde o şey Samed ismine daha büyük bir ayna olur.

Mektubât-ı Samedâniyenin bir nüsha-i câmiası:

Bir kitabın özeti onun bir nüsha-i câmiasıdır, yani kitaptaki her konu onda kısaca işlenmiştir. Bir meyve de ağacın nüsna-i câmiasıdır; ondaki çekirdek ağacın bütün planını ihtiva etmektedir. Kâinattaki her şey de samedanî bir mektuptur ve bunların tümünden yaratılan insan ise nüsha-i câmiadır.

Sultan-ı Ezel ve Ebedin bir muhatabı, bir abd-i hassı:

Üstad Hazretleri “Kelâm-ı İlâhî nihayetsizdir.” buyurur. Kudret kelimeleri olan mahlûkat nihayetsiz olduğu gibi, kelam sıfatının kelimeleri de nihayetsizdir. Melek ilhamlarından, hayvanat ilhamlarına kadar pek çok çeşitleri vardır. Bu varlıkların hepsi kelam sıfatına muhataptırlar, ama en büyük muhatap, abd-i has olan insandır. Zira Cenâb-ı Hak kendisini bütün sıfat ve isimleriyle, vahiyler yoluyla insana tanıttığı gibi, bütün emir ve yasaklarını da ona bildirmiştir. Ayrıca insanlar içerisindeki has kullarıyla da vahiy, ilham ve sünuhat yoluyla konuşmaları vardır.

Kemâlâtının istihsancısı, halîli ve cemâlinin hayretkârı, habibi:

Nurlarda, insan fıtratında cemâle karşı muhabbet, kemâle karşı meftuniyet ve ihsana karşı perestiş olduğu ders verilir. Cenâb-ı Hakk’ın cemâli de kemâli de ihsanı da sonsuzdur. Fakat bu manaları canlılar âleminde sadece melekler, insanlar ve cinler seyredebilirler. Hayvanlar kendi hususî tesbih ve ibadetleriyle meşguldürler; ne kendi varlıklarını, ne de bu âlemdeki eşyayı tefekkür etme gücüne sahip değillerdir.

İnsan ahsen-i takvimde yaratıldığı için bu tefekkür, istihsan, hamd ve hayret vazifesini de en mükemmel manada o ifa etmektedir.

Cennet-i bâkiyesine namzet bir misafir-i azizi:

Mükâfat menzili olan cennetin en aziz misafirleri insanlardır.

Dünya meydanında imtihana tabi tutulan iki grup mahlûk vardır: İnsanlar ve cinler. Bu imtihanı iman, salih amel ve takva yoluyla kazanan kullarına Cenâb-ı Hak, gözlerin görmediği akıl almaz saadet menzilleri hazırlamıştır. İşte o menzillerin en aziz misafirleri insanlardır.

“Sen olmasaydın eflaki yaratmazdım.”(2) hadîs-i kutsisinin birinci derecede muhatabı Resûlullah Efendimiz (asm.) olmakla birlikte, onun gölgesinde bütün peygamberler ve kâmil müminler de bu mananın muhataplarıdırlar. Cennet de bu mümtaz şahsiyetler ve onların izinde giden mümin kullar içindir. Onlar olmasaydı cennet de yaratılmazdı.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, Dördüncü Esas.
(2) bk. Acluni, II, 164; Hakim el Müstedrek, II, 615.

Yükleniyor...