BAŞKA BİR BAHARDA

“Her meyvedar ağaç ve çiçekli bir otun da amelleri var,… İşte onun bütün bu amelleri, …, umum çekirdeklerinde, tohumcuklarında yazılıp, başka bir baharda, başka bir zeminde çıkar.”(1)

Tohumlar ve çekirdekler bir önceki baharda yaratılanların amel defterine benzetilmiş oluyor. Bu tohumlar bir sonraki baharda yeniden sümbüllenip boy gösteriyorlar. Bu ise amellerin teşhir edilmesi, ortaya konulmasına benzetiliyor.

“Başka bir zemin” ifadesi, bir takım çiçeklerin tohumlarının rüzgâr yahut bir başka vesileyle başka mekânlara taşındığına işâret ediyor. Onlar o farklı mekânlarda yine asıllarının amellerini teşhir ediyorlar.

Ağaçlar ise kışın öldükten sonra baharda yeniden diriliyor, bir önceki yıl yaptıklarını sanki ilan ediyorlar.

Bir ağacın meyvesi onun amel defteri hükmündedir. O çekirdeği ektiğimizde, onun bir ömür boyu neler yaptığı bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkar.

İnsan da ana rahmine bir tohum gibi düşer. Allah’ın bir ihsanı olarak rahim duvarına yapışır ve toprağa girmiş bir çekirdek gibi gelişmeye, büyümeye başlar.

Dokuz aylık süresini tamamladığında yeryüzüne çıkar. Bebek olur, çocuk olur. Sonra, fidan dönemine benzeyen gençliğe ulaşır.

Bir ağacın bütün dal, budak, yapraklarıyla aslının amellerini sergilemesi gibi, o da bütün organlarının şekilleriyle, büyüklükleriyle, yerleriyle, özellikleriyle anasının ve atasının bir benzeri olarak boy gösterir. Onların amellerini bu yönüyle, bir bakıma teşhir eder.

Bu örnek, insanın bedeni için verilmiştir. Onun ruh dünyası apayrı bir âlemdir. İnsanı asıl sorumlu tutacak, onun yükseliş ve çöküşüne sebep olacak ameller, bu ruh dünyasına ait olanlarıdır. Bunlar ise onun nutfesinde, tohumunda yazılı değildir.

Cüz’i iradesini hayır yahut şer işlerde kullanmasına göre onun ruh dünyası şekillenir. Nur’larda geçen ifadeyle ya “cennete lâyık bir kıymet alır,” yahut “cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer.”

İnsan, toprak altına benzeyen bu dünya hayatında, kendi istidat çekirdeğini hayırları sümbül verecek sahalarda kullanırsa, ahirette yeniden dirildiğinde bu amellerinin tümü ona cennet yemişleri şeklinde iade edilir. Bir ağacın, bir çiçeğin amellerini neticesiz bırakmayan, boşa çıkarmayan, onları bir başka baharda teşhir eden Cenâb-ı Hak, kâinatın meyvesi ve arzın halifesi olan insanın amellerini de mahşer meydanında aynen teşhir edecek, muhasebeye çekecek ve bütün amellerinin karşılığını ona eksiksiz verecektir.

Âyet-i kerîmede haber verildiği gibi, kimseye “kıl kadar” zulüm edilmeyecektir.

Üstadımız, bu konuda şu değerlendirmeyi yapar:

“Eğer o istidat çekirdeğini İslâmiyet suyu ile imanın ziyâsiyle ubûdiyet toprağı altında terbiye ederek evâmir-i Kur’âniyeyi imtisâl edip cihâzât-ı mâneviyesini hakikî gayelerine tevcih etse … bu şecere-i kâinatın mübarek ve münevver bir meyvesi olacaktır.”(2)

Cennet ehli olmanın yolu budur, toprağı budur, suyu, ziyası budur. Bunun aksi, insanı azap diyarına götürür. Yani, ubûdiyet yerine isyan, iman yerine küfür, İslamiyet yerine batıl yollara sapmak, insanın istidadını ifsat eder. Cennete meyve verme kabiliyetinde olan o insan, kendisi için tam aksi bir neticeyi hazırlamış olur.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz.
(2) bk. age., Yirmi Üçüncü Söz, Üçüncü Mebhas.

Yükleniyor...