BİRBİRİNE BAKAN TECELLİLER

“… Ezel ebed Sultanı olan Rabbü'l-âlemîn için rubûbiyetinin mertebelerinde ayrı ayrı fakat birbirine bakar şe’n ve namları … Ve rengârenk sanatında ve mütenevvi masnuatında çeşit çeşit fakat birbirini temâşâ eder haşmetli rubûbiyâtı vardır.”(1)

Rubûbiyetinin mertebelerinde ayrı ayrı fakat birbirine bakar şe’n ve namları:

Allah; Rabbü’l-âlemîn’dir. Bütün âlemleri o terbiye etmiş, yani her bir âlemi ve o âlemin her bir ferdini, bir ilk noktadan itibaren terbiye ederek son şekline getirmiştir. Her bir âlemde bu terbiyenin ayrı bir şekli sergilenmekte ve bu terbiyeler birbirine bakmaktadır. Yani bu terbiyeler arasında yakın ilgiler vardır. Bu hakikatin sayılamayacak kadar çok örneklerinden birkaçını hatırlamakla yetinelim:

Güneşin terbiyesi ile gözlerin terbiyeleri birbirinden çok farklıdır, ama bunlar birbirine bakmaktadır. Havanın terbiyesiyle ciğerlerin terbiyesi, rızıkların terbiyesiyle midelerin terbiyesi arasında da çok yakın ilgi vardır ve bu terbiyeler birbirine bakarlar.

Ulûhiyetinin dâirelerinde başka başka, fakat birbiri içinde görünür isim ve nişanları:

Ulûhiyet; mabûdiyet demektir. Her varlık kendisine verilen görevi eksiksiz ve mükemmel olarak yerine getirmekle kendisini yaratan ve terbiye eden Allah’a ibadet etmektedir. Bu ibadetler birbirinden farklı olmakla birlikte, birbiri içinde görünür ve her biri ayrı bir isimle yâd edilir. Kendi ibadetlerimizden örnek verecek olursak, namaz kılmakla oruç tutmak Allah’ın emrinin yerine getirilmesinde birleşirler. Ancak, bunların icra edilme şekilleri farklı olduğu gibi isimleri de farklıdır.

Kâinâtta da arşın, kürsinin, levh-i mahfuzun, denizlerin, dağların, ağaçların, hayvânların ibâdetleri birbirinden farklıdır, ama bunlar aynı mânayı, yani “Allah’ın uluhiyetine karşı itaatla mukâbele etme”yi farklı lisânlarla ilan ederler.

Haşmet-nümâ icrâatında ayrı ayrı fakat birbirine benzer temessül ve cilveleri:

Güneşin doğup batması da insanın doğup ölmesi de azamet ve haşmet ifade eden icraatlardır. Ve bunlar birbirine benzerler.

Geceleyin bir şehrin tamamını karanlığın kaplaması ile o şehrin zelzele ile sarsılması birbirinden farklı haşmetli icraatlardır. Her ikisi de insanın aczini sergilemekte birleşirler ve bu noktada birbirine benzerler.

Kudretinin tasarrufâtında başka başka, fakat birbirini ihsâs eder unvânları:

Sabit yıldızların semâda düşmeden durmaları gibi, gezegenlerin birbirine çarpmadan dönmeleri de kudretin tasarrufudur. Bunlar birbirinden farklı icraatlardır, fakat Allah’ın kudretinin sonsuzluğunu, her şeyi son derece kolay idare ettiğini göstermekte birleşirler, aynı hakikati ihsas ederler.

İncir çekirdeğinden incir ağacının çıkması, nutfenin insan olması, yumurtanın kuş olup uçması hep İlâhî kudreti gösterirler. Bunlar birbirinden farklı tasarruflardır; ancak birbirini ihsas ederler. Yani çekirdeği açıp büyüten ve ağaç hâline getiren kudretle, nutfeden insanı yaratan, yumurtadan kuş çıkaran kudret aynıdır. Bunlar birbirine delil olurlar.

Sıfatlarının tecelliyâtında başka başka fakat birbirini gösterir mukaddes zuhûrâtı:

Bir önceki şıkta kudret sıfatı nazara verilmişti. Burada ise bütün İlâhî sıfatların tecellileri arasındaki münasebetlere dikkat çekilmektedir. Bir mahlûkun yaratılmasında ilk merhale, yaratma fiilinin irade edilmesidir. Bu irade üzerine kudret o şeyi varlık sahasına çıkarır.

Bir şeyin İlâhî ilimdeki haline “mahiyet” deniliyor. Kudret o mahiyete göre o şeye vücut veriyor. Buna göre, yaratma olayında, ilim sıfatının iradeden de önce geldiği söylenebilir. Bir varlık İlâhî ilimde, en uygun özelliklerle donatılmakta, bu ilmî vücutların yaratılarak harice çıkmaları safhasında ise irade ve kudret devreye girmektedir.

Her şeyin her şeyini bilen, irade ve kudretiyle onu varlık sahasına çıkaran bu kâinatın Hâlık’ı, bütün eşyayı aynı sıfatlarla yaratmakla birlikte, bu sıfatların tecellileri her varlıkta aynı değildir. Birinde kudret sıfatı daha fazla nazara çarparken, diğerinde ilim sıfatı kendini daha fazla gösterir. Üstat Hazretlerinin şu cümleleri konumuza ışık tutmaktadır:

“...Çekirdekteki nakş-ı kader olan mânevî ağaç, bağdaki nesc-i kudret olan mücessem ağaçtan daha aciptir.”(2)

Ef'âlinin cilvelerinde çeşit çeşit fakat birbirini ikmâl eder hikmetli tasarrufâtı:

Ef’al (fiiller), Cenâb-ı Hakk'ın “yaratma, hayatlandırma, sûret verme, rızıklandırma” gibi sayılamayacak kadar çok icraatlarını ifade eder. Bunların cilveleri, bu fiillerle ilgili esmâ-i hüsnânın tecellilerdir. Mesela ihya, yani hayat verme İlâhî bir fiildir; hayat ise o fiilin bir cilvesidir.

Bir varlıkta tecelli eden isimler birbirini ikmal ederler. İnsanda bütün esmâ tecelli ettiğinden, bu hakikat insanda çok açık olarak okunabilmektedir.

Sadece birkaç örnek verelim: İnsan ihya (hayatlandırma) fiiliyle hayat sahibi olmuş, tasvir fiiliyle sûret giyip şekillenmiş, terzık (rızıklandırma) fiiliyle rızkını elde etmiştir. Bunlar birbirini ikmal etmektedir. Şöyle ki;

İhya fiiliyle hayata kavuşan insanın bedeni de onun hayatına en uygun özellikleri taşımaktadır, rızkı da yine o mahiyete en münasip şekildedir.

Bu hakikat her hayvanın hayatı, sûreti ve rızkı arasındaki yakın ilgide kendini açıkça gösterir. Aslana yırtıcı pençeler, parçalayıcı dişler ve çiğ eti rahatlıkla hazmedebilecek bir mide verilmesi bunun en güzel bir örneğidir.

Aynı şekilde, diğer bütün İlâhî fiiller de birbirini desteklemekte, ikmal etmektedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas.
(2) bk. Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam.

Yükleniyor...