DÜNYAYA NİÇİN GELDİK

On Yedinci Söz’deki dünya tariflerine baktığımızda bu sorunun çok yönlü cevaplarını bulabiliriz. Bunlardan sadece üçünü nakledelim:

Meselâ, “Dünya ahiretin tarlasıdır.” buyrulmuş. Tarlada çalışmak, tarla ötesi içindir, yani köy içindir, pazar içindir. Bizim bu dünya hayatında tattığımız her türlü lezzet, bir “tarla ziyafetidir.” Asıl lezzet ve saâdet yeri dünya ötesidir; kabirdir, cennettir.

Keza, dünya “bir imtihan meydanıdır.” İmtihan, okul sonrası içindir. Bu dünya lezzetlerinin tamamı, uzun süren bir imtihanda yenilen bir simitten öteye geçmez. İmtihan salonu, zevk ve safa yeri değildir, yeme içme yeri de değildir. Orada mide değil beyin ve kalem çalışacaktır. Mide bu çalışmanın bir hizmetçisi gibidir.

Dünya bir yönüyle de “bir ticarethanedir.” Mağazada kazanılanlar yine mağazada tüketilmezler. Birçok ticaret erbabı iş yerlerinde orta yollu bir şeyler atıştırır ve çalışmalarını aralıksız sürdürürler. Yeme içmeyi eve dönüşlerine bırakırlar.

Dünyanın ticaret yeri olmasını Altıncı Söz’ün ışığında değerlendirmek gerekiyor. Bu Söz’ün başında bir ayet-i kerîme yer alır ve Söz’ün tamamı bu ayetin manevî bir tefsiridir. Yani ayette verilen İlâhî mesajın hârika misâllerle kalplere, akıllara ve bütün his dünyasına yerleştirilmesidir. Söz konusu âyet-i kerîmede mealen şöyle buyrulmaktadır:

“Muhakkak, Allah müminlerden nefislerini ve mallarını cennet mukabili satın aldı.” (Tevbe, 9/111)

İşte gerçek ticaret budur: Ruhumuzu bütün duyguları ve hissiyatıyla, bedenimizi de bütün organlarıyla Allah’ın razı olduğu sahalarda kullanmak ve zengin isek bütün malımızı O’nun yolunda harcamak. İşte bu ticaretin karşılığı cennete kavuşmaktır.

Yükleniyor...