HER ŞEY AYNI KOLAYLIKLA

“Bir şey zâtî olsa, ârızî olmazsa, onun zıddı ona müdahale edemez. Çünkü cem-i zıddeyn lâzım gelir. … Demek, asıl, zâtî olan bir şeyde meratip yoktur.”(1)

Zıtların toplanması muhaldir. Artı üçle eksi üç toplandığında ortada hiçbir şey kalmaz, sıfır olur. Bunların birlikte bulunmaları muhaldir.

İnsan bir şeyi ya bilir veya bilmez, aynı şeyi bilmekle bilmemek birlikte bulunmaz, “beraber cem olmazlar.” Yani, “Ben o şeyi hem biliyorum, hem bilmiyorum.” denilmez.

Allah’ın bütün sıfatları gibi kudreti de zâtîdir. Yani kendi zâtındandır, başkası tarafından kendisine verilmiş değildir. Bir sıfat zâtî olunca onun zıddı ona arız olamıyor. Bu kaideye göre, Allah’ın kudretine acz giremez.

Bizim sıfatlarımız ve mahlûkatın özellikleri zâtî değil, birer İlâhî ihsandırlar ve sonradan meydana gelmişlerdir. Bunların zıtları onlara dâhil olabiliyor. Meselâ, hayatımız zâtî olmadığı için ölüyoruz, sıhhatimiz zâtî olmadığı için hastalanıyoruz, gençliğimiz zâtî olmadığı için ihtiyarlıyoruz.

Eşyada da bunun bazı örnekleri vardır. Ampulün ışığı zâtından olmadığı için sönebiliyor, ama güneşin ışığı, bir derece zâtî olduğu, başka bir mahlûktan gelmediği için güneşte sönme olmuyor. Duvarımızın boyası ile altının rengi de buna örnek olabilir, birincisi zamanla kaybolur, ikincisi ise devam eder, bâki kalır.

Allah’ın kudretine acz girmediği için her şeyi aynı kolaylıkla yaratır. Yani O’nun kudretinde mertebeler yoktur, bir şey ona göre daha kolay, bir başka şey ise daha zor değildir. Bizim kudretimiz sonradan verildiği için sınırlıdır. Bu kudretin başı ve sonu vardır. Bir kiloyu kaldırdığımızda mevcut gücümüzden bir kiloluk kısım eksilmiş olur, yani o kudrete bir kiloluk acz girer. İki kiloyu kaldırdığımızda iki birim acz, otuz kiloyu kaldırdığımızda otuz birim acz girer. Bunlar insan kudretindeki mertebelerdir ve aczin girmesi nispetinde oluşmuşlardır. Onun içindir ki, beş kiloyu kaldırmakla on kiloyu kaldırmak arasında bizim için bir mertebe farkı vardır; ikinciyi daha zor kaldırırız.

Allah’ın zâtî ve sonsuz kudreti için birle bin, atomla güneş, çiçekle yıldız müsavidir. Hepsini aynı kolaylıkla yaratır. Bu ise “kudrette mertebelerin bulunmaması” demektir.

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

Yükleniyor...