ŞERLERİN ESASI

“Dalâlet ve şer ve musibetler ve mâsiyetler ve belâlar gibi bütün çirkinliklerin esası, mayası ademdir, nefiydir.”(1)

Vücud varlık, adem ise yokluk demektir. Nefiy ise kabul etmemek, inkâr etmek mânasına gelir.

Bütün şerlerin ve çirkinliklerin esasının adem olduğuna birkaç misal:

İman etmek vücuttur ve hayırdır; imansızlık ise ademdir ve şerdir.

Allah’ı bir bilmek vücud, şeriklere inanmak ise ademdir. Zira şeriklerin vücudu yoktur, onlara inanmak ademe inanmak demektir.

Keza, adalet vücut, zulüm ademdir; zira zulüm adaletsizlik demektir ve ademe dayanır.

Aynı şekilde, ahlâklı olmak vücud, ahlâksızlık ise ademdir.

Dalâlet, doğru olmayan düşünce demektir ve bütün yanlış fikirler hakikatten uzak olup ademe dayanırlar.

Hastalıklar sıhhatin kaybolmasıyla, isyanlar da itaat etmemekle ortaya çıkarlar, her iki grup da ademe dayanırlar.

Örnekler artırılabilir...

Şu var ki, meselâ, yalan söyleyen bir insanın kendisi, yok değildir, vardır. Konuştuğu şey de adem değildir. Ancak, o sözün mahiyeti ademe dayanmaktadır. Zira yalan, “doğru söylememek” demektir. Söylenen o sözün hakikati olmadığından, o söz adem hesabına geçer.

Otuzuncu Söz’de enenin iki veçhi şu şekilde ifade edilir:

"Biri hayra ve vücuda bakar. O yüz ile yalnız feyze kabildir. Vereni kabul eder; kendi icad edemez. O yüzde fâil değil; icaddan eli kısadır."

"Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider. Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir."(2)

“Her hayır O’nun elindedir.” hükmünce, vücut ve ona dayanan her şey Allah’ın elindedir. İnsan ise kendisine cüz’i irade verildiğinden bu hayırları kabul veya reddetme noktasında serbest bırakılmıştır ve bu konuda bir imtihan geçirmektedir. İnsan, bir hayrı kabul ettiğinde onu Allah yaratır, o hayırda insanın hissesi yok hükmündedir.

Bir aynayı şuurlu kabul edelim. Işığa kavuşmaya hayır, karanlıkta kalmaya şer diyelim. Bu ayna, iradesini doğru kullanarak güneşe yüzünü döndüğünde aydınlanır ve ısınır, ama bunların meydana gelmesinde onun hissesi çok azdır. Yaptığı tek şey “vereni kabul etmek” mânasında güneşin ışığını almayı kabul etmektir. Bu ayna güneşe sırtını çevirdiğinde ise karanlıkta kalır, ışıktan mahrumiyet bir ademdir ve o ayna bu ademin, bu şerrin faili olur.

İnsanın işlediği bütün hayırlar da kalbini ve aklını o hayra yönlendirmesine dayanır. Onun ötesindeki bütün safhaları Allah yaratır. Meselâ, bir insan namaz kılmaya niyet ettiğinde bunun ötesindeki her şey Allah’ın yaratmasıyla tahakkuk eder. Namazda yaptığı hareketleri O yarattığı gibi, okuduğu sûreleri de inzal eden yine O’dur. Ama namaz kılmamaya karar verdiğinde kılmamanın sorumlusu o olur. Göz kapamanın görmemeye illet olması gibi, namaz kılmamak da bu farzın sevabından mahrum kalmaya illet olur.

Bu vesileyle hayrı da şerri de Allah’ın yarattığı meselesi üzerinde kısaca duralım:

Bir misal olarak yürüme hadisesine bakalım. Yürüme için gerekli bütün şartları yaratan Allah’tır. Yürüyen kişinin beyninden ayaklarına kadar bütün organlarını çalıştıran, Güneş ile ona yol gösteren, hava ile kanını temizleyen de O’dur. Kısacası yürümeyi yaratan Allah’tır.

İnsan yürüyerek camiye de meyhaneye de gitse her iki fiilin yaratıcısı da O’dur. Birincisi hayır, ikincisi şerdir. Camiye giden hayır işlemiş, meyhaneye giden şer işlemiştir. Kader Risalesi’nde geçtiği gibi; “Kesbi şer şerdir, halkı şer, şer değildir.”, yani şerri yaratmak değil, işlemek şerdir. O halde, meyhaneye gitmeyi kesb etmek şerdir, ama o gitme fiilini yaratmak şer değildir. Zira yürüme fiili bir kudret mucizesidir ve milyonlarca kimyevî reaksiyonla tahakkuk etmektedir.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem’alar, On Üçüncü Lem'a.
(2) bk. Sözler, Otuzuncu Söz.

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...