Üstad'ın Tarihçe-i Hayat'ta bulunan mahkeme ifadeleri ile gerçek farklı mı?
- Bir tarihçi, takipçisi olan birisinden Said Nursi'nin Eskişehir ve Isparta mahkemelerindeki ifadeleri barındıran bir belge aldığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
- Said-i Nursî, "Tarihçe-i Hayat"ında gerçi mahkemelerdeki ifadelerinden bahsediyor ve ifade metinlerini de veriyor, ancak "Tarihçe-i Hayat"taki metin ile sorgu zaptı arasında üslûp bakımından önemli farklar var. En önemli fark, "Tarihçe-i Hayat" metninde Said-i Nursî'nin ifadesini alan hâkimlere karşı oldukça sert sözler kullandığının iddia edilmesine rağmen, bu sözlerin zabıtlarda bulunmaması, yani "İşte, ey Türkçülük dâva eden mülhid zâlimler!" yahut "Ey heyet-i hâkime! Bu uzun ifâdâtı-mı (ifadelerimi) dinlemekten usanmamak gerektir" gibisinden cümlelerin yeralmaması ve hâkimlere daha alttan alan bir üslupla hitap ettiğinin görülmesi.
- İfadeler ile yayın farklı mı?
Değerli Kardeşimiz;
Bu hususta Kastamonu Lahikası’nda bir paragraf var...
Gerçi sual biraz umumi şekilde işlenmiştir. Fakat alttaki izahların birisinde cevabı bu paragraf veriyor. Şöyle:
"Lem'a-i Müdafaat'ta Isparta muhbirleri ünvanıyla, bizi hapse sevkeden Ankara'daki zalimler irade edilmiş. Mecburiyet tahtında öyle demişiz. Şimdi, Isparta benim mübarek bir vatanım ve çok kıymetdar kardeşlerimin dahi sevgili vatanları olduğundan, Isparta muhbirleri kelimesini o makamlardan kaldırdım, onların yerlerine 'mülhid zalimler' yazdım. Siz de öyle yazınız." (Kastamonu Lahikası, 141. Mektup)
Yeni yazıda olmayıp Osmanlıca eserlerde geçen bir kısım da şöyle:
"Müdafaatıma gelen küçük bir tenkide cevabdır."
"Sual: Sen müdafaatında âdete muhalif olarak, hakikatı ve doğruluğu tamamen takib ettiğin halde, neden sorgu hâkimlerinin altmış üç sahifelik ithamnamesine karşı arkadaşlarını hem kısaca müdafaa ettin, hem de Risale-i Nur ile münasebetleri pek kuvvetli bulunan bir kısım kardeşlerinin alâkalarını çok zaîf göstermişsin?"
"Elcevab: 'Her söylediğin doğru olmak gerektir. Fakat her doğruyu söylemek doğru değildir.' kaidesiyle, o musibetteki arkadaşlarımın kısmen inkârlarının ve mahkemenin elindeki vesikaların tazyiki altında ancak o kadar doğruluğu muhafaza edebildim. Kardeşlerimi tekzib etmemek ve vesikaların tekzibine uğramamak için sükût ettim. Sükût ise hilaf sayılmaz. Hem bütün müdafaatımda arasıra görünen mülayimane ve musalahakârane tabirler ise 'tevriye' nevinden olarak mahzan masum arkadaşlarımı kurtarmak içindir.(Haşiye) Yoksa masumiyetim ve mazlumiyetim beni çok şiddetli konuşturacaktı. Amma kısaca müdafaatıma karşı mahkemenin ve sorgu hâkimlerinin iddianame namındaki uzun ithamnameleri ise, onlar üç-dört ayda yazdıkları ithamnamelerine karşı bütün müdafaatım dört-beş günün mahsulü olduğu ve altmış üç sahifelik sorgu hâkimlerinin ithamname ve iddianamelerine karşı kırk üç sahifelik itiraznamem dahi dört-beş saatin mahsulüdür. Elbette bu nisbetsiz mukabelede, bu müdafaat harika sayılabilir. Kusurlarına bakılmaz."
"Haşiye: Hatta layiha-i temyiziyenin ahirinde üç sahife evvel 'Eğer pek haklı bu feryadımı adliyenin yüksek makamı dinlemezse, şiddet-i me’yusiyetimden diyeceğim ki: “Bu zamanda adliyede adalet kalkıyor. Ey beni bu belaya ila ahir…” diye fıkrasında kardeşlerimin hatırları için “Adliyede adalet kalkıyor.” ' cümlesini kaldırdığımdan, o makam müşevveş olmuş. Hem de buradaki mahkemeyi gücendirmemek için, yine kardeşlerimin hatırlarına binaen Isparta muhbirleri namını bize zulmeden umum zalimlere derdim. Halbuki başta Şükrü Kaya. Her ne ise…"
İşte bu gibi mektuplarda Üstadımız bu gibi sorulara bizzat kendisi cevap vermiştir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Bin maşallah. Teşekkürler.