ALLAH'I TANIMAK VE SEVMEK (MARİFETULLAH - MUHABBETULLAH)

"İnsan, ebed için yaratılmıştır. Onun hakikî lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u ebediyededir." (İşarat-ul İ'caz, Sure-i Bakara, 25.Âyetin tefsiri)

"İlim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi, her vakit insan onu düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu kısımdandır." (Barla Lâhikası, 214.Mektup)

"Allah’a hakikî abd olan, başkalara abd olamaz." (Hutbe-i Şâmiye)

"Allah’ı tanımayan, her şeye, herkese nispetine göre bir rububiyet tevehhüm eder, başına musallat eder." (Hutbe-i Şâmiye)

"Mevcudatın icadındaki en mühim makâsıd-ı Rabbâniye, kendini zîşuurlara tanıttırmak ve sevdirmek ve medh ü senâsını ettirmek ve minnettarlıklarını kendine celb etmektir." (Şualar, İkinci Şua, İkinci Makam, Birinci Muktazi)

"Kemâlât-ı insaniyenin en mühimi ve en büyüğü, belki bilcümle kemâlât-ı insaniyenin menbaı ve esası, iman-ı billâhtan ve marifetullahtan neş’et eden muhabbetullah olduğunu bil..." (Şualar, Yedinci Şua, Âyetü'l-Kübra)

"Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır." (Şualar, On Birinci Şua, Altıncı Mes'ele)

"Bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlûkata taksim ettiği muhabbeti, Allah’a olan muhabbetini tenkis değil, tezyid eder." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

"Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve ziynetleri, Hâlıkımızı, Mâlikimizi ve Mevlâmızı bilmediğimiz takdirde Cennet olsa bile Cehennemdir." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"Şefkatin ateşini söndürecek mârifetullahtan başka birşey var mıdır? Evet, marifetullah olduktan sonra, dünya lezzetlerine iştiha olmadığı gibi, Cennete bile iştiyak geri kalır." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"Evet, onun mârifetiyle elemler lezzetlere inkılâp eder. Evet, Onun marifeti olmazsa, ulûm evhama tahavvül eder. Hikmetler illet ve belâlara tebeddül eder. Vücut ademe inkılâp eder. Hayat ölüme ve nurlar zulmetlere ve lezâiz günahlara tahavvül eder." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylû'l-Hubâb)

"Evet, Onun marifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insana a’dâ ve düşman olurlar. Beka belâ olur. Kemâl hebâ olur. Ömür hevâ olur. Hayat azap olur. Akıl ikab olur. Âmâl, alâma inkılâp eder." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylû'l-Hubâb)

"Semâvat ve arzın haricine kaçıp kurtulamayan insan, Hâlık-ı Külli Şeyin rububiyetine muhabbetle rızâdâde olmalıdır." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Havfın ile muhabbetini dünya ve dünya insanlarından çevir. Fâtır-ı Hakîme tevcih et ki, havfın Onun merhamet kucağına -çocuğun anne kucağına kaçtığı gibi- leziz bir tezellül olsun. Muhabbetin de saadet-i ebediyeye vesile olsun." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"Eğer o muhabbetleri cem’ edip Vâhid-i Ehade tevcih ve Onun hesabıyla, izniyle sarf edersen, bütün mahbuplarınla beraber bir anda birleşip sevinçlere, memnuniyetlere mazhar olacaksın." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır." (Mektubat, Yirminci Mektup, Giriş, Mukaddime)

"İnsaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır." (Mektubat, Yirminci Mektup, Giriş, Mukaddime)

"Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır." (Mektubat, Yirminci Mektup, Giriş, Mukaddime)

"Ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir." (Mektubat, Yirminci Mektup, Giriş, Mukaddime)

"Bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz." (Mektubat, Yirminci Mektup, Giriş, Mukaddime)

"Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır. Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur." (Mektubat, Yirminci Mektup, Giriş, Mukaddime)

"Bütün mahbuplara bedel, birtek cilve-i cemâli kâfi gelen bir Mâbud-u Lemyezel, bir Mahbub-u Lâyezâlin ezelî ve ebedî bir hayat-ı daimesi var ki, şaibe-i zevâl ve fenâdan münezzeh ve avârız-ı naks ve kusurdan müberrâdır." (Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam, Sekizinci Kelime)

"Sizlere müjde! Mahbuplarınızdan nihayetsiz firakların yaralarını tedavi edip merhem süren bir Mahbub-u Bâkîniz var. Madem O var ve bâkidir; başkaları ne olursa olsun, merak çekmeyiniz." (Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam, Sekizinci Kelime)

"İlm-i kelâm vasıtasıyla kazanılan marifet-i İlâhiye, marifet-i kâmile ve huzur-u tam vermiyor. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın tarzında olduğu vakit, hem marifet-i tammeyi verir, hem huzur-u etemmi kazandırır." (Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas, İkinci Mesele)

"Tasavvuf mesleğiyle alınan marifet dahi, Kur’ân-ı Hakîmden doğrudan doğruya, veraset-i Nübüvvet sırrıyla alınan marifete nisbeten o kadar noksandır." (Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas, İkinci Mesele)

"Kur’ân-ı Hakîmden alınan marifet ise, huzur-u daimîyi vermekle beraber, ne kâinatı mahkûm-u adem eder, ne de nisyan-ı mutlakta hapseder. Belki, başıbozukluktan çıkarıp Cenâb-ı Hak namına istihdam eder; her şey mir’ât-ı marifet olur." (Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas, İkinci Mesele)

"Umum merâtib-i velâyette marifetullahtan gelen muhabbet, en mühim maya ve iksirdir." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Dokuzuncu Kısım)

"Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna ve kudsiyetine lâyık bir tarzda ve istiğnâ-yı zâtîsine ve gınâ-yı mutlakına muvafık bir surette ve kemâl-i mutlakına ve tenezzüh-ü zâtîsine münasip bir şekilde, hadsiz bir şefkat-i mukaddese ve nihayetsiz bir muhabbet-i münezzehesi vardır." (Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Makam, İkinci Remiz)

"Hayat-ı kalbî ve ruhîye medar olan marifet-i İlâhiye ve muhabbet-i Rabbâniye ve ubudiyet-i Sübhâniye ve marziyât-ı Rahmâniye cihetiyle, bu dünyadaki fâni ömür, bâki bir ömrü tazammun eder ve ebedî ve bâki bir ömrü intaç eder ve bâki ve lâyemut bir ömür hükmüne geçer." (Lem'alar, Üçüncü Lem'a, Üçüncü Nükte)

"Bâkî-i Hakikînin muhabbet, marifet, rızası yolunda bir saniye, bir senedir. Eğer Onun yolunda olmazsa, bir sene bir saniyedir. Belki Onun yolunda bir saniye lâyemuttur, çok senelerdir." (Lem'alar, Üçüncü Lem'a, Üçüncü Nükte)

"Beşer, fıtraten, şu kâinatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır. Çünkü fıtrat-ı beşeriyede cemâle karşı bir muhabbet ve kemâle karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır." (Lem'alar, On Birinci Lem'a, Onuncu Nükte)

"İnsan-ı mü’minde, hayatına ve bekàsına ve vücuduna ve dünyasına ve nefsine ve mevcudata karşı türlü türlü muhabbetleri ve şedit alâkaları, o istidad-ı muhabbet-i İlâhiyenin tereşşuhâtıdır." (Lem'alar, On Birinci Lem'a, Onuncu Nükte)

"İnsanın mütenevvi hissiyât-ı şedidesi, o istidad-ı muhabbetin istihaleleridir ve başka şekillere girmiş reşhalarıdır." (Lem'alar, On Birinci Lem'a, Onuncu Nükte)

"Muhabbetullah, ittibâ-ı Sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmı istilzam eder. Çünkü Allah’ı sevmek, Onun marziyâtını yapmaktır." (Lem'alar, On Birinci Lem'a, Onuncu Nükte)

"Her şeyde bir ihlâs var. Hattâ muhabbetin de ihlâsla bir zerresi, batmanlarla resmî ve ücretli muhabbete tereccuh eder." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, On Üçüncü Nota)

"Allah’ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki, milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür; ondan feryad et." (Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, Sekizinci Devâ)

"Allah’ı tanımayanın, dünya dolusu belâ başında vardır. Allah’ı tanıyanın dünyası nurla ve mânevî sürurla doludur; derecesine göre, iman kuvvetiyle hisseder." (Lem'alar, Yirmi Beşinci Lem'a, Sekizinci Devâ)

"Faaliyet dahi bir kemaldir. Ve madem zîhayat âleminde daimî ve ezelî bir hayattan neş’et eden hadsiz bir muhabbetin, nihayetsiz bir merhametin cilveleri görünüyor." (Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nükte)

"Ebedî bir cemal, fâni bir müştâka ve zâil bir dosta razı olmaz. Çünkü cemal, kendini sevdiği için, sevmesine mukabil muhabbet ister." (Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nükte)

"Nihayetsiz aczin ve fakrınla, nihayetsiz kudret ve gınâ-yı İlâhiyenin derecatını fehmetmelisin." (Sözler, On Birinci Söz)

"Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbup. Çünkü zevâle mahkûm, hakikî güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli." (Sözler, On Yedinci Sözün İkinci Makamı)

"Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Dördüncü Nokta)

"Sâni-i Zülcelâl, kendi san’atının mu’cizeleriyle kendini tanıttırmak ve bildirmek ister. O da iman ile, marifet ile mukabele eder." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas, Beşinci Nükte)

"Rabb-i Rahîm, rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmek ister. O da Ona hasr-ı muhabbetle, tahsis-i taabbüdle kendini Ona sevdirir." (Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas, Beşinci Nükte)

"Muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücududur. Hem şu kâinatın rabıtasıdır, hem şu kâinatın nurudur, hem hayatıdır." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, Birinci Meyve)

"İnsan kâinatın en câmi’ bir meyvesi olduğu için, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir. İşte, şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemâl sahibi olabilir." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, Birinci Meyve)

"İnsanın havfa ve muhabbete âlet olacak iki cihaz, fıtratında derc olunmuştur. Alâküllihal, o muhabbet ve havf, ya halka veya Hâlıka müteveccih olacak." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, Birinci Meyve)

"Halktan havf ise elîm bir beliyyedir; halka muhabbet dahi belâlı bir musibettir." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, Birinci Meyve)

"Samed âyinesi olan bâtın-ı kalble sanem-misal dünyevî mahbuplara perestiş etmek, o mahbupların nazarında sakildir ve istiskal eder, reddeder. Zira, fıtrat, fıtrî ve lâyık olmayan şeyi reddeder, atar." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, Birinci Meyve)

"Havf ve muhabbeti öyle birisine tevcih et ki, senin havfın lezzetli bir tezellül olsun, muhabbetin zilletsiz bir saadet olsun." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, Birinci Meyve)

"Nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemâl ve cemâl sahibine mahsustur. Ne vakit hakikî sahibine verdin; o vakit bütün eşyayı Onun namıyla ve Onun âyinesi olduğu cihetle ıztırapsız sevebilirsin." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, Birinci Meyve)

"Muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, Birinci Meyve)

"Onun esmâ ve sıfâtına karşı verilmiş bir muhabbettir; sen sûiistimal etmişsin, cezasını da çekiyorsun. Çünkü, yerinde sarf olunmayan bir muhabbet-i gayr-ı meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, Birinci Meyve)

"Mahbûb-u Ezelînin, elbette bir zerre muhabbeti kâinata bedel olabilir; kâinat Onun bir cüz’î tecellî-i muhabbetine bedel olamaz." (Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, Birinci Meyve)

"Nihayetsiz bir muhabbete lâyık ve nihayetsiz rüyete ve nihayetsiz bir iştiyaka elyak bir Zât-ı Zülcelâli ve’l-Kemâlin saadet-i ebediyede rüyetine muvaffak olması ne kadar saadet-âver ve medar-ı sürur ve hoş ve güzel bir meyve olduğunu, insan isen anlarsın." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Dördüncü Esas)

"Cenâb-ı Hakkın bütün kemâlâtı ve Esmâ-i Hüsnâsının bütün merâtipleri ve bütün faziletleri hakikî kemâlât olduklarından, bizzat sevilirler; mahbûbetün lizâtihâdırlar." (Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf)

"Bütün kâinatın mayası muhabbettir. Bütün mevcudatın harekâtı muhabbetledir. Bütün mevcudattaki incizap ve cezbe ve cazibe kanunları muhabbettendir." (Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf)

"Muhabbet-i İlâhiyenin tecellîsinde ve o şarâb-ı muhabbetten, herkes istidadına göre mesttir." (Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf)

"Hem dünyayı, âhiretin mezraası ve esmâ-i İlâhiyenin âyinesi ve Cenâb-ı Hakkın mektubatı ve muvakkat bir misafirhanesi cihetinde sevmek, nefs-i emmâre karışmamak şartıyla, Cenâb-ı Hakka ait olur." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

"Dünyayı ve ondaki mahlûkatı mânâ-yı harfiyle sev; mânâ-yı ismiyle sevme. “Ne kadar güzel yapılmış” de. “Ne kadar güzeldir” deme. Ve kalbin bâtınına, başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü, bâtın-ı kalb âyine-i Sameddir ve Ona mahsustur." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

"Kâinat kalbindeki ciddî aşk, bir Mâşuk-u Lâyezâlîyi gösterir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Altıncı Pencere)

"Kalb-i kâinattaki şu hakikî muhabbet ve aşk, bir Mahbûb-u Ezelîyi gösterir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Altıncı Pencere)

"Bu güzel âlemin bir mâliki bulunmaması muhal olduğu gibi, kendisini insanlara bildirip târif etmemesi de muhaldir." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'l-Habbe)

"Mâlik-i Hakikînin rusül vasıtasıyla böyle yüksek, fakat gafil abdlerine kendisini bildirip târif etmesi zarurîdir ki, o Mâlikin evâmirine ve marziyatına vakıf olsunlar." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'l-Habbe)

"İnsan için en mühim, âli maksat, Cenâb-ı Hakkın muhabbetine mazhar olmasıdır." (Lem'alar, On Birinci Lem'a, Onuncu Nükte)

"Kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir." (Lem'alar, On Birinci Lem'a, Onuncu Nükte)

"Hâlıkımızın Esmâ-i Hüsnâsıyla ve sıfât-ı kudsiyesiyle, Onu kàbiliyetimizin nisbetinde tanımaya çalışabiliriz." (Şualar, Yedinci Şua, Âyetü'l-Kübra)

"Bir zerre kuvvet-i imaniyenin ziyadeleşmesi bir batman marifet ve kemâlâttan daha kıymetlidir ve yüz ezvâkın balından daha tatlıdır." (Şualar, Yedinci Şua, Âyetü'l-Kübra)

"Her şeyden evvel imanımızı taklitten tahkike çevirip kuvvetlendirmeliyiz." (Şualar, Yedinci Şua, Âyetü'l-Kübra)

"Nefsine olan muhabbeti icab ettiren nefsin sana olan kurbiyeti ise, Hâlıkına muhabbetin daha fazla olmalıdır. Çünkü, nefsinden o daha karîbdir." (Mesnevi-i Nuriye, Şulenin Zeyli)

"Ceberûtiyet ve istiklâliyetin izzeti ve kendini sevdirmek ve tanıttırmak muhabbeti, gayre müsaade etmiyor ki, arada ibâdullahın enzarını kendine celb eden ismî bir vasıta bulunsun." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)

"Bu kadar elîm firak ve ayrılıklara mâruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi ve kabahati sendedir. Çünkü o muhabbetleri gayr yerinde sarf ediyorsun." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

Okunma sayısı : 27.488
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...