Allah'ı tanımayan nedir; akıl mı, nefis mi, şuur mi? Tanıyorsa, bu tanımayı kabul eden nedir?

Soru Detayı

- Bunlar beden, kalb, ruh, latife-i Rabbaniye, vicdan gibi cevherler mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Evvelâ; Allah’ı tanıyan ne ise tanımayan da odur. İnsanda tanımak ve tanımamak için iki ayrı cihaz ve kabiliyet yoktur; her ikisini de yapan aynı şeydir.

İman ve inkâr, her ikisi de kalbin bir neticesidir. Yani iman Hazreti Muhammad (sav)’in getirdiği dini kalben tasdik edip dil ile ikrar etmekten ibarettir. Aynı şekilde inkârda o dini kalben tasdik etmemekten ibarettir. Demek iman ve küfür kalbi bir hâdisedir. Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde izah ediyor:

"İman, Sa'd-ı Taftazanî'nin tefsirine göre; "Cenab-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-ü ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur" denilmiştir. Öyleyse, iman, Şems-i Ezelîden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede, bütün kâinatla bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur ve her şeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki, insan, o kuvvetle her musibete, her hadiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs'at ve genişlik verir ki, insan o vüs'atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir."(1)

Lakin imana dair delil ve ispatların toplanması sadece kalbe ait bir hususiyet değildir. İnsanın sair cihazları delilleri toplar, kalp de bu deliller ışığında tasdik veya inkâr eder. Yani delillerin toplanmasında akıl, vicdan, zahiri ve batini duyguların hepsinin yeri ayrı ayrıdır. Akıl mana ve muhakeme noktasından kalbe delil toplarken göz görmek, kulak işitmek, dil tatmak, burun koklamak ile kalbe delil gönderir. Bütün bu toplanan deliller ışığında kalp ve irade, kararını ya imandan yana ya da inkârdan yana kullanır.

Meselâ; vicdan, insanın fıtratına derç edilmiş doğuştan gelen hakikatlerin bir miyarıdır. Vicdan bir nevi insanın iç âleminin mizanlarını kalbe gönderen bir iç kanaldır. Bu iki kanaldan gelen malumatlar, kalp denilen latifede depolanır; kalp de bunlara göre gelişir ve şekillenir.

Vicdan, hak ve hakikatlerin hissedilmesini sağlayan ve insana ihtar eden bir mekanizmadır. Vicdan, manevi âlemlerin esası ve haritası hükmündedir; hakikatlerin uçlarının temerküz ettiği cami bir aynadır. Hem ahlaki değerlerin hem de hakikatin ana üssü gibidir. İnsan yanılsa bile vicdan yanılmaz.

Vicdanın tabiatında Allah’a olan işaretler çok kuvvetlidir lakin insan bundan faydalanmaz ise bunların hepsi meccanen gider bir işe yaramaz. Mühim olan o duygu ve latifelerin fıtri şahitliklerinden istifade etmektir. İstifade edilmediği zaman bir önem arz etmez. İstifade de ancak iman ile olur.

Üstad Hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor:

"Ve keza, خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ cümlesiyle, kalb ile vicdan, nur-u iman sayesinde hakaik-i İlâhiyenin tecellîsine mazhar olmakla menba-ı kemâlât, hayattar ve ziyadar oldukları halde; küfrün ihtiyar edilmesiyle zulmetli, ıssız haşarat-ı muzırra yuvasına inkılâp ettikleri için mühürlenmiş, kilitlenmiş ki, o korkunç yuvadaki akreplerden veya yılanlardan içtinap edilmesine işaret edilmiştir."

"Ve keza وَعَلٰى سَمْعِهِمْ kelimesiyle, küfür sebebiyle kulağa ait pek büyük bir nimeti kaybettiklerine işaret edilmiştir."
(2)

(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 3. Ayet Tefsiri

(2) bk. a.g.e., Bakara Sûresi, 6. Âyet Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 5.728
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...