YAPANI SEVMEK

“Sâdisen: Eşyanın yaratılışında ve masnuatın sanatındaki lâtif incelik ve nâzenin güzellikleri temâşa ile tenzih makamında Fâtır-ı Zülcelâl, Sâni-i Zülcemâllerine muhabbet ve iştiyak vazifesine girdiler.”(1)

“Lâtif incelik” derken, öncelikle, bu kâinat kitabında herkesin görüp bilemeyeceği, ancak fenlerin uzun çalışmalar sonunda ortaya koyduğu gerçekler anlaşılır. Önceleri insanlar, yere baktıklarında topraktan başka bir şey göremezken, daha sonra, yerçekiminden söz edilmeye başlandı. Bu çekim kuvveti, yerin ince bir manası olarak kabul edilebilir. Ancak konuyu, bu fennî inceliklere tahsis ettiğimizde, “o lâtif incelikleri ve nazenin güzellikleri, fen bilimcilerinden başkasının görüp bilemeyeceği” şeklinde yanlış bir hükme varırız.

Bizim, bildiğimizi sandığımız ve ülfet perdesiyle hakkıyla seyredemediğimiz nice güzellikler ve ince mânalar var ki, burada kastedilen asıl maksat bunlar olsa gerektir.

Bir ağacın bütün özelliklerinin süzülerek bir çekirdek içine yerleştirilmesi, aynı şekilde bir yumurtada ondan çıkacak balığın, civcivin,.., bütün programlarının mevcut olması, herkesin düşüneceği, hayret edeceği ve hayran kalacağı İlâhî sanat mucizeleridir.

Bir bebek daha dünyaya gelmeden sütünün hazırlanması, o yavruyu emzirmek üzere de annesinin ruhuna şefkat ve muhabbet yerleştirilmesi yine çok harika ve hayret verici bir ihsan ve ikramdır. Bu mucizenin, bütün koyunlarda, ineklerde, kedilerde ve daha nice hayvanda da icra edilmesi birer “lâtif incelik ve nâzenin güzellik”tirler ve İlâhî rahmetin ne kadar geniş ve şümullü olduğunu akıl sahiplerine ilan ederler.

Kışın kurumuş ağaçların baharda yeniden canlanmaları; içlerinden yaprakların, çiçeklerin ve meyvelerin çıkmaları da herkesi hayretlere düşürecek bir mucizeler dizisidir.

Takvimlerimizde Güneş'in hangi ilde, saat kaçta doğacağının ve batacağının tâ bir yıl öncesinde yazılmış olması, bu kâinattaki harika nizam ve ince mizanın bir göstergesi olarak hepimizi düşünmeye sevk edecek bir başka tefekkür tablosudur.

Nur Külliyatı’nda çok güzel işlendiği gibi, “bir şeyden her şey, her şeyden bir şey yapmak” beşer aklının idrak edemeyeceği kadar ince ve mükemmel bir sanattır.

Yediğimiz aynı gıdanın ete, kemiğe, kana, saça ve daha nice şeylere inkılap etmesi, bir şeyden her şey yapmaya en belirgin bir örnektir. Öte yandan, yenilen muhtelif gıdaların bedende bir şey olması, meselâ kana inkılab etmesi de ayrı bir mucizedir. Bir insan sadece süt içse yahut sadece domates yese, patates yese, elma yese bütün bunlardan yine kan yapılması her şeyden bir şey yapılmasına güzel bir örnektir.

İşte sadece birkaçını saydığımız böyle nice Rabbanî fiilleri, İlâhî icraatları ve ihsanları temaşa ve tefekkür etmenin önemi çok büyüktür. Farzlardan sonra nafile ibadetlerin geldiği, bunlar içerisinde de bazen bir saat tefekkürün bir sene, yetmiş sene ve daha ziyade nafile ibadetten daha hayırlı olduğu Allah Resulünce (asm.) ümmetine ders verilmiş ve ümmet bu çok büyük ve verimli görevi yapmaya teşvik edilmiştir.

Üstadımız bir risalesinde, “insanın fıtratında cemâle karşı muhabbet, kemale karşı meftuniyet, ihsana karşı perestiş” olduğunu beyan eder. Fıtratının gereğini yerine getirebilen insanlar, bu tefekkürlerden “muhabbet, meftuniyet ve perestiş” mânalarını süzerler ve manen terakki ile Allah’a kurbiyet (yakınlık) vadisinde mesafe alırlar.

(1) bk. Sözler, On Birinci Söz.

Kategorileri:
Okunma sayısı : 914
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...