Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ÂŞIK: Çok fazla seven. Mübtelâ. Birisine tutkun.
Saz şairi.
(Cümledeki yerine göre) : Ahbab, hazret, ma'hut, seninki gibi mânâlara gelir. (Müennesi: Aşıka)
ÂŞIK-I DİDÂR-I PÂK: Temiz yüzün âşıkı.
Edb: Evvelce ordularda, kışlalarda, köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin, gerek başkalarının sözlerini sazla dile getiren kimse; halk şâiri.
ÂŞIKAN: (Âşık C.) f. Âşıklar, tutkunlar.
AŞÎK: Fazla âşık, çok tutkun.
AŞİKÂR(E): f. Belli, meydanda, açık. Bedihi.
İçerisinde 'ÂŞIK' geçenler
ÂŞIK-I DİDÂR-I PÂK: Temiz yüzün âşıkı. * Edb: Evvelce ordularda, kışlalarda, köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin, gerek başkalarının sözlerini sazla dile getiren kimse; halk şâiri.
ÂŞIKAN: (Âşık C.) f. Âşıklar, tutkunlar.
AŞİKÂR(E): f. Belli, meydanda, açık. Bedihi.
BASIK: Yükselmiş. Uzamış. Çıkmış.
BASIK: Eli açık. Cömert. Dolup taşan.
BASIKA: Beyaz ve sâfi bulut. * Âfet, dâhiye. * Makbul bir cins sarı hurma.
BASİK: Gövde damarı. (Dirsek içinde bulunan üç damarın aşağısında olandır.)
BASİKA: Su ile tamamen dolu olan kuyu.
BAŞİK: (C.: Bevâşık) Atmaca denilen kuş.
FÂSIK: (Fısk. dan) Günahkâr. Hak yolundan hâriç olan. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Büyük günahı işleyen veya küçük günahta ısrar eden kimse.(Ey bedbaht fâsık adam! Fâsıkların kesretine bakıp aldanma ve "ekseriyetin efkârı benimle beraberdir" deme! Çünki fâsık adam, fıskı istiyerek ve bizzat taleb edip girmemiş; belki içine düşmüş çıkamıyor... Hiç bir fâsık yoktur ki, sâlih olmasını temenni etmesin ve âmirini ve reisini mütedeyyin görmek istemesin. İllâ ki, El-iyâzübillâh! irtidat ile vicdanı tefessüh edip, yılan gibi zehirlemekten lezzet alsın.) (R.N.)
FÂSIK-I MAHRUM: Günah işlemeye hazır olduğu halde fırsat bulamayan.
FÂSIK-I MÜTECÂHİR: Açıktan açığa kimseden sıkılmadan günah işleyen. İşlediği günah ile övünen günahkâr kimse. (Böylelerin aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz.)
FASİKA: Fâre.
FASİKÜL: Fr. Bir kitabın ayrı bir kapak içinde satılan bölümlerinden her biri.
GASIK: Gecenin ilk karanlığı. Gece. Karanlık. * Ay doğmak.
HASIK: Süngü demiri.
KASIK: t. Karnın alt tarafı.
KLASİK: Fr. Çok eskiden yazıldığı hâlde değerini kaybetmeyen eser veya san'at eseri. * Âdet hâline gelmiş usul.
LASIK: Yapışık, yapışmış olan. Yapışıcı, yapışkan.
MASİK: Yapışkan. * Zapteden, istilâ eden, tutan.
MENASİK: (Mensek. C.) İbâdet edecek yerler. İbâdet ederken lüzum eden usul, yol ve tarz.
MENASİK-ÜL HAC: Hacı olmak için Mekke-i Mükerreme'ye gidenlerin Kâbe'yi ziyaret etme, Arafat'ta vakfeye durma, kurban kesme, ihram giyme, muayyen bir yerden bir yere kadar yürüme gibi yapılan ibadet rükünleri. (Bak: Sa'y)
MEVASİK: Mevsuk şeyler. Misaklar. Ahd ü peymanlar. Yeminler. Sözleşmeler.
MUAŞIK: (Işk. dan) Seven, âşık olan. Muhabbet eden.
MÜLASIK: (Lüsuk. dan) İltisaklı. Bitişik. Yapışık. Yanyana bulunan.
MÜTELASIK(A): (Lüsuk. dan) Birbiriyle birleşmiş olan. Bitişik.
MÜTENASIK(A): Birbirine uygun olan, münâsib ve nizam üzerine dizilmiş olan.
MÜTEVASIK: Birbirine güvenip itimad etmek suretiyle anlaşan.
NASİK: (Nesak. dan) Düzenleyen, tertib eden.
NASİK: Allah yolunda ibâdet eden, dine bağlı, zâhid.
VÂSIK: (Vüsuk. dan) Güvenen. İtimad eden.
VAŞIK: Dağ köpeği. Vaşak.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÂŞIK-I DİDÂR-I PÂK : Temiz yüzün âşıkı. * Edb: Evvelce ordularda, kışlalarda, köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin, gerek başkalarının sözlerini sazla dile getiren kimse; halk şâiri.
ASIF(E) : (C.: Asıfât) Şiddetli rüzgâr, sert fırtına. (Bak: Asf)
AS : Mersin ağacı.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...