Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ÂDİYE: (C: Âdiyat) Gaza yolunda seğirten at.
ÂDİYEN: Her zamanki gibi. Adice. Fevkalâde olmayarak.
İçerisinde 'ÂDİYE' geçenler
ÂDİYEN: Her zamanki gibi. Adice. Fevkalâde olmayarak.
ARŞ-I EHADİYET: Allahın ehadiyet tecellisinin arşı ve âlemi. Allahın, ehadiyet tecellisini gösteren âlem.
AYİNE-İ EHADİYET: Ehadiyetin ayinesi. Cenab-ı Hakk'ın ekser isimlerinin tecellisine mazhar olan şey.(Hayat birşeye girdiği vakit, o cesedi bir âlem hükmüne getirir; cüz ise küll gibi, cüz'iye dahi külli gibi bir câmiiyyet verir. Evet hayatın öyle bir câmiiyyeti var; âdeta umum kâinata tecelli eden ekser Esmâ-i Hüsnayı kendinde gösteren bir câmi âyine-i ehadiyettir. Bir cisme hayat girdiği vakit, küçük bir âlem hükmüne getirir, âdeta kâinat şeceresinin bir nevi fihristesini taşıyan bir nevi çekirdeği hükmüne geçiyor. Nasıl ki, bir çekirdek, onun ağacını yapabilen bir kudretin eseri olabilir; öyle de: En küçük bir zihayatı halkeden, elbette umum kâinatın Hâlıkıdır. L.)
BÂDİYE: f. Kır. Ova. * Sahrâ. Çöl.
BÂDİYET-ÜŞ-ŞAM: Fırat ve Dicle nehirlerinin birleşip denize döküldükleri yerden, batıya doğru uzanan çöl.
DAİRE-İ EHADİYET: Allah'ın ehadiyetle tecelli ettiği dâire. (Bak: Ehadiyet)
EHL-İ VEBER VE BÂDİYE: Çadırda oturan bedevi Arab, çöl ahalisi.
EVLADİYET: Evlâda mahsus, evladlık, bünüvvet.
HÂDİYE: Değnek, asâ, sopa. * Su içinden sivrilerek yükselen kaya.
İANE-İ CİHADİYE: Muharebe zamanında harbin icab ettirdiği fazla masrafları karşılamak ve yardım olmak için halktan alınan paralar. Miktarı, her mahallin iktidarı derecesine göre kaza ve liva üzerine merkezden tertib ve "tevzi defterleri"ne maktu' miktar olarak konulurdu. Bu çeşit vergi ve ianeler Tanzimat'tan sonra kaldırılmıştır.
İ'DADİYE: Hazırlığa ait. Hazırlığa mahsus. * Orta tahsili veren okullar. Vaktiyle rüşdiyeden sonra gidilip yüksek mekteblere girebilmek için lâzım gelen bilgileri öğreten okul. Sultaniyelerden aşağı olan mekteb.
İMDADİYE: Savaş zamanlarında harp masrafını karşılamak, sulh vaktinde de bütçe açığını kapatmak için halktan alınan örfi vergi. Harp için alınana "imdadiye-i seferiye", açığı kapatmak gayesiyle alınana da "imdadiye-i hazariye" denilirdi.
İNADİYE: Eşyanın hakikatlarını, varlığını inkâr eden bir zümre. (Bak: Sofizm)
KADİYE: Azlık. Az cemaat.
KÂDİYE: Soğuk. * Afet, belâ.
MİDADİYE: Mürekkep konan şey. Mürekkep hokkası.
MÜTEMADİYEN: Devamlı surette.
MÜTEMADİYET: Devamlılık, mütemadilik.
NADİYE: Sudan uzak olan hurma ağacı.
NEFS-İ RÂDİYE: f. Rabbinden râzı ve hoşnud olanın nefsi.
RADİYEN: Razı olarak, beğenilerek, hoşnud olmak suretiyle.
SENE-İ MİLÂDİYE: Kânun-i sâni (Ocak) 1'de başlayan sene. Milâdi sene.
SIRR-I EHADİYET: Ehadiyetin sırrı, mânası, kuvvet ve te'siri.
SİKKE-İ EHADİYET: Her şeyin bir elden çıktığını gösteren damga, işaret. (Bak: Ehadiyyet)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÂDİYEN : Her zamanki gibi. Adice. Fevkalâde olmayarak.
ÂDİYAT : (Âdi. C.) Her zaman meydana gelen hârikulâde ve birer mu'cize-i kudret olmakla beraber, insanlarca alışılmış olduğundan kuymeti bilinmeyen hâdiseler. * Kıymetsiz şeyler. (Kur'an, âyetleriyle insanların nazarını me'lüfatları olan şeylere çeviriyor. Âyetler, necimler gibi ülfet perdesini deler, atar. İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir. O ülfetin altındaki havârık-ul âdât mu'cizeleri o âdiyat içerisinde gösterir. M.N.)
ÂDÎ : Üstünlük farkı olmayan. Kıymetsiz. * Her zamanki. * Âd kavmine âid.
AD : İsim, nam, şöhret, şan, itibar, haysiyet.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...