Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ÂDD: Kuvvet, salâbet.
ADD: Hesablamak. Saymak. Sayılmak. İtibar etmek.
ADDAR: Denizci, gemici taifesi.
ADDETMEK: Saymak. İtibar etmek. İttihaz etmek.
İçerisinde 'ÂDD' geçenler
ADDAR: Denizci, gemici taifesi.
ADDETMEK: Saymak. İtibar etmek. İttihaz etmek.
AHADD: (Hadd. den) Pek keskin.
AKMADDE: Anatomi: Omuriliğin dış; beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri. Beyin hücrelerinin çoğunu, akmadde teşkil eder.
ARÂZİ-İ MUKADDESE: Mukaddes yerler. Kudsi topraklar.
ARZ-I MUKADDES: Kudsi, mübarek yer. Eski peygamberlerin çok eseri bulunan Kudüs, Filistin. (Arz-ı mukaddes: Temiz yer (arz-ı mutahher) ve mübarek yer demektir ki, Beyt-i Makdis'in bulunduğu yerdir. Vaktiyle birçok enbiyanın makarrı olduğundan böyle tesmiye olunmuştur. Bir rivayete göre İbrahim (A.S.) Lübnan Dağına çıktığı zaman, Allah Teâlâ: "Bak, gözün nereye kadar yetişirse orası mukaddestir ve zürriyetine mirastır." buyurmuştur. Bunun tâyin ve tahdidinde tur yani cebel ve havalisi denilmiş. Dimeşk, Filistin ve Ürdün'ün bir kısmı denilmiş, Arz-ı Şam da denilmiştir. Hz. Musa, Mısır'dan çıktıktan sonra Şamda iskân vadedildiği ve Beni İsrâil'in buna Arz-ı Mevaid dedikleri de söylenmiştir. E.T.)
BADD: Az az akmak. * Nazik deri.
BAST-I MUKADDEMAT: Asıl maksada girmeden önce bir şeyler söyleme.
BÎ-ADD: Sayısız.
BİLÂ-ADDİN: f. Sayısız. Adetsiz.
CADD: (Câdde) Ciddi, çalışkan, azimli.CA'D : Kıvırcık saç, şa're.
CADDE: Geniş, işlek, büyük yol. Anayol. şah-rah.
CADDE-İ KÜBRA: Büyük cadde. * Mc: En selâmetli yol. Kur'an yolu. Sahabe ve Peygamber vârisi olan büyük zatların, müçtehidlerin yolu.
CEVADD: (Câdde. C.) Caddeler, büyük ve işler yollar, tarikler.
CUMHUR-U MUHADDİSÎN: Hadis alimleri sınıfı.
EHADD: (Hadd. den) Çok keskin.
EHADD-İ SÜYUF: Kılıçların en keskini.
EMÂKİN-İ MUKADDESE: Mukaddes yerler, kutsal mekânlar.
ESADD: Menedici.
GADDAR: Kahredici, öldürücü. Ahdine vefâ etmeyip hıyânet eden. Hâin, zâlim, çok zulmeden.
GADDARANE: f. Acımadan, merhametsizcesine, zulmedercesine.
GADDARE: Arapların cenbiyesine benzer pala nev'inden bir silâh.
HADD: Hudut. Çizgi. Sınır. * Cürüm. * Salahiyyet. * Şeriatça verilen ceza. * Derece. Son derece. Münteha. * İnsana ârız olan şiddet ve titizlik. * Def etme. Men etmek. * Keskin. Sivri. * Sert. Gergin. * Man: Üç tasavvurdan ibaret olan kıyas. * Ekşi. * Tesirli, müessir.
HADD-İ ASGAR: Man: Bir hükmün veya neticenin mevzuu. Küçük kaziye.
HADD-İ BÜLUĞ: Büluğa erme yaşı. Teklif-i İlâhînin başladığı, namaz ve oruç gibi dinî emirleri ifaya başlanılan yaş.
HADD-İ EKBER: Man: Bir hükmün veya neticenin mahmulü, yani sıfatı veya hali, oluşu. Büyük kaziye.
HADD-İ EVSAT: Man: Hadd-i asgar ile hadd-i ekberden çıkartılan diğer bir hüküm veya netice. Meselâ: Âlem hâdistir. Bunu, bu dâvayı isbat için: "Çünkü: Âlem mütegayyerdir ve her mütegayyer hâdistir" dediğimizde: Âlem, "hadd-i asgar"; hâdis, "hadd-i ekber", mütegayyer, "hadd-i evsat" olur.
HADD-İ İ'CAZ: Edb: Fasahatın mu'cize şeklinde olanı. (Bak: İ'caz)
HADD-İ İMKÂN: Mümkünün son haddi. Olabilirlilik. İmkân nisbetinde olan.
HADD-İ İTTİSAL: Bitişme noktası.
HADD-İ KAT'-İ TARÎK: Huk: Yolkesenlere verilecek ceza.
HADD-İ KAZİF: Nâmuslu bir kadına zina isnad edene karşı verilen şer'î ceza.
HADD-İ KEMAL: Olgunluk hâli. Kemalât haddi.
HADD-İ KİFAYE: Kifâyet derecesi, yeterlik derecesi.
HADD-İ KUSVA: Son derece. Son had.
HADD-İ MA'RUF: şeriatça bilinen, makbul olan had. Emredilen, müsaade edilen hudud.
HADD-İ MÜNTEHA: Son nokta.
HADD-İ MÜŞTEREK: Ortak derece.
HADD-İ SEKR: Fık: Şarap haricindeki diğer içkilerin bil'ihtiyar içilmesinden hâsıl olan sarhoşluğun icab ettirdiği ceza.
HADD-İ ŞER'Î: Şeriat kanunlarıyla verilen ceza.
HADD-İ ŞÜRB: Fık: Az veya çok miktarda şarap (alkollü içki) içilmesinden dolayı uygulanacak ceza.
HADD-İ TE'DİB: Bir suç işleyeni başkalarına örnek olacak şekilde cezalandırmak. Darp ve ta'zir gibi.
HADD-İ ZÂTINDA: Aslında. Yaradılışında.
HADD-İ ZİNA: Zinâ suçu işleyene verilen ceza.
HADD: Gürültülü bir sesle çağıran. * Denizden gelen gürültülü dalga sesi. * Gürültü ile yıkılan.
HADD: Yol. * İnsan cemaatı. * Bir şeye tesir ederek iz bırakmak. * Yanak, yüz, vecih. * Yeri kazmak, yeri yarmak.
HADDA': (Hud'a. dan) Aldatıcı, hilekâr, dalavereci.
HADDA: Deve çobanı.
HADDAD: Demir işleri yapan usta, demirci, çilingir. * Muhâfız, bekçi, gardiyan. * Kapıcı.
HADDADÎ: Demircilik.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ADDAR : Denizci, gemici taifesi.
AD : İsim, nam, şöhret, şan, itibar, haysiyet.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...