| Kelime | Anlam |
|---|
| ÂDD: | Kuvvet, salâbet. |
| ADD: | Hesablamak. Saymak. Sayılmak. İtibar etmek. |
| ADDAR: | Denizci, gemici taifesi. |
| ADDETMEK: | Saymak. İtibar etmek. İttihaz etmek. |
| İçerisinde 'ÂDD' geçenler |
|---|
| ADDAR: | Denizci, gemici taifesi. |
| ADDETMEK: | Saymak. İtibar etmek. İttihaz etmek. |
| AHADD: | (Hadd. den) Pek keskin. |
| AKMADDE: | Anatomi: Omuriliğin dış; beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri. Beyin hücrelerinin çoğunu, akmadde teşkil eder. |
| ARÂZİ-İ MUKADDESE: | Mukaddes yerler. Kudsi topraklar. |
| ARZ-I MUKADDES: | Kudsi, mübarek yer. Eski peygamberlerin çok eseri bulunan Kudüs, Filistin. (Arz-ı mukaddes: Temiz yer (arz-ı mutahher) ve mübarek yer demektir ki, Beyt-i Makdis'in bulunduğu yerdir. Vaktiyle birçok enbiyanın makarrı olduğundan böyle tesmiye olunmuştur. Bir rivayete göre İbrahim (A.S.) Lübnan Dağına çıktığı zaman, Allah Teâlâ: "Bak, gözün nereye kadar yetişirse orası mukaddestir ve zürriyetine mirastır." buyurmuştur. Bunun tâyin ve tahdidinde tur yani cebel ve havalisi denilmiş. Dimeşk, Filistin ve Ürdün'ün bir kısmı denilmiş, Arz-ı Şam da denilmiştir. Hz. Musa, Mısır'dan çıktıktan sonra Şamda iskân vadedildiği ve Beni İsrâil'in buna Arz-ı Mevaid dedikleri de söylenmiştir. E.T.) |
| BADD: | Az az akmak. * Nazik deri. |
| BAST-I MUKADDEMAT: | Asıl maksada girmeden önce bir şeyler söyleme. |
| BÎ-ADD: | Sayısız. |
| BİLÂ-ADDİN: | f. Sayısız. Adetsiz. |
| CADD: | (Câdde) Ciddi, çalışkan, azimli.CA'D : Kıvırcık saç, şa're. |
| CADDE: | Geniş, işlek, büyük yol. Anayol. şah-rah. |
| CADDE-İ KÜBRA: | Büyük cadde. * Mc: En selâmetli yol. Kur'an yolu. Sahabe ve Peygamber vârisi olan büyük zatların, müçtehidlerin yolu. |
| CEVADD: | (Câdde. C.) Caddeler, büyük ve işler yollar, tarikler. |
| CUMHUR-U MUHADDİSÎN: | Hadis alimleri sınıfı. |
| EHADD: | (Hadd. den) Çok keskin. |
| EHADD-İ SÜYUF: | Kılıçların en keskini. |
| EMÂKİN-İ MUKADDESE: | Mukaddes yerler, kutsal mekânlar. |
| ESADD: | Menedici. |
| GADDAR: | Kahredici, öldürücü. Ahdine vefâ etmeyip hıyânet eden. Hâin, zâlim, çok zulmeden. |
| GADDARANE: | f. Acımadan, merhametsizcesine, zulmedercesine. |
| GADDARE: | Arapların cenbiyesine benzer pala nev'inden bir silâh. |
| HADD: | Hudut. Çizgi. Sınır. * Cürüm. * Salahiyyet. * Şeriatça verilen ceza. * Derece. Son derece. Münteha. * İnsana ârız olan şiddet ve titizlik. * Def etme. Men etmek. * Keskin. Sivri. * Sert. Gergin. * Man: Üç tasavvurdan ibaret olan kıyas. * Ekşi. * Tesirli, müessir. |
| HADD-İ ASGAR: | Man: Bir hükmün veya neticenin mevzuu. Küçük kaziye. |
| HADD-İ BÜLUĞ: | Büluğa erme yaşı. Teklif-i İlâhînin başladığı, namaz ve oruç gibi dinî emirleri ifaya başlanılan yaş. |
| HADD-İ EKBER: | Man: Bir hükmün veya neticenin mahmulü, yani sıfatı veya hali, oluşu. Büyük kaziye. |
| HADD-İ EVSAT: | Man: Hadd-i asgar ile hadd-i ekberden çıkartılan diğer bir hüküm veya netice. Meselâ: Âlem hâdistir. Bunu, bu dâvayı isbat için: "Çünkü: Âlem mütegayyerdir ve her mütegayyer hâdistir" dediğimizde: Âlem, "hadd-i asgar"; hâdis, "hadd-i ekber", mütegayyer, "hadd-i evsat" olur. |
| HADD-İ İ'CAZ: | Edb: Fasahatın mu'cize şeklinde olanı. (Bak: İ'caz) |
| HADD-İ İMKÂN: | Mümkünün son haddi. Olabilirlilik. İmkân nisbetinde olan. |
| HADD-İ İTTİSAL: | Bitişme noktası. |
| HADD-İ KAT'-İ TARÎK: | Huk: Yolkesenlere verilecek ceza. |
| HADD-İ KAZİF: | Nâmuslu bir kadına zina isnad edene karşı verilen şer'î ceza. |
| HADD-İ KEMAL: | Olgunluk hâli. Kemalât haddi. |
| HADD-İ KİFAYE: | Kifâyet derecesi, yeterlik derecesi. |
| HADD-İ KUSVA: | Son derece. Son had. |
| HADD-İ MA'RUF: | şeriatça bilinen, makbul olan had. Emredilen, müsaade edilen hudud. |
| HADD-İ MÜNTEHA: | Son nokta. |
| HADD-İ MÜŞTEREK: | Ortak derece. |
| HADD-İ SEKR: | Fık: Şarap haricindeki diğer içkilerin bil'ihtiyar içilmesinden hâsıl olan sarhoşluğun icab ettirdiği ceza. |
| HADD-İ ŞER'Î: | Şeriat kanunlarıyla verilen ceza. |
| HADD-İ ŞÜRB: | Fık: Az veya çok miktarda şarap (alkollü içki) içilmesinden dolayı uygulanacak ceza. |
| HADD-İ TE'DİB: | Bir suç işleyeni başkalarına örnek olacak şekilde cezalandırmak. Darp ve ta'zir gibi. |
| HADD-İ ZÂTINDA: | Aslında. Yaradılışında. |
| HADD-İ ZİNA: | Zinâ suçu işleyene verilen ceza. |
| HADD: | Gürültülü bir sesle çağıran. * Denizden gelen gürültülü dalga sesi. * Gürültü ile yıkılan. |
| HADD: | Yol. * İnsan cemaatı. * Bir şeye tesir ederek iz bırakmak. * Yanak, yüz, vecih. * Yeri kazmak, yeri yarmak. |
| HADDA': | (Hud'a. dan) Aldatıcı, hilekâr, dalavereci. |
| HADDA: | Deve çobanı. |
| HADDAD: | Demir işleri yapan usta, demirci, çilingir. * Muhâfız, bekçi, gardiyan. * Kapıcı. |
| HADDADÎ: | Demircilik. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ADDAR : | Denizci, gemici taifesi. |
| AD : | İsim, nam, şöhret, şan, itibar, haysiyet. |