Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ÂHİL: Erkeği olmayan kadın.
Fevkinde kimse olmayan yüksek padişah.
AHİLİK: Asırlar önce Anadolu'da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak gibi gayeleri vardı. Günlük hayatta ise teavün, yoksulları koruma gibi insani duyguları; ayrıca müzik, silah kullanma, binicilik kabiliyetlerini geliştirmeye de önem verirdi.
AHİLLA: (Ehillâ) Sadık ve samimi arkadaşlar. En sadık dostlar. Haliller.
İçerisinde 'ÂHİL' geçenler
AHİLİK: Asırlar önce Anadolu'da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak gibi gayeleri vardı. Günlük hayatta ise teavün, yoksulları koruma gibi insani duyguları; ayrıca müzik, silah kullanma, binicilik kabiliyetlerini geliştirmeye de önem verirdi.
AHİLLA: (Ehillâ) Sadık ve samimi arkadaşlar. En sadık dostlar. Haliller.
ASABİYYET-İ CAHİLİYYE: İslâmiyetten evvelki câhiliyyet asabiyyeti. Menfi milliyet. Irkçılık, yani, aşırı derecede kendi kavim ve kabilesini koruma ve iltizam gayreti.(Asabiyyet-i cahiliyye, birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet, dalâlet, riya ve zulmetten mürekkeb bir mâcundur. Bunun için menfi milliyetçiler, milliyeti mâbud ittihaz ediyorlar. Hamiyyet-i İslâmiyye ise, nur-u imândan in'ikâs edip dalgalanan bir ziyadır. M.N.)
ASR-I CAHİLİYYET: Cahiliyyet asrı. Cahiliyyet devresi. * Arabistan'da İslâmiyet'ten önceki putperestlik ve vahşet devri.
A'ZA-YI DÂHİLİYE: İç organlar.
BAHÎL: Hasis. Cimri. Tamahkâr. Hayırlı işlere malını (varsa bile) harcamayan.
BAHÎLÂN: f. Bahiller, cimriler, tamâhkârlar.
BAHİL: Avâre, başıboş, serseri. * Yularsız deve. Deyneği olmayan çoban.
BAHİLE: Arap kabilelerinden birinin ismi. * Dul kadın.
CAHİL: Tecrübesiz. Bilgisiz. Genç. Toy. * Allah'ı unutmuş olan. Gafil. (Dünya ve kâinatta Allah'ın bunca eserleri sergilenip dururken bunların sanatkârını ve yaratıcısını tanımamak cahilliğin en akılsızcasıdır.)
CAHİL-İ ANÛD: İnatçı cahil.
CAHİLANE: f. Câhillikle, câhilce, câhil kimseye yakışır şekilde.
CAHİLE: (C.: Cevâhil) Değirmen çarkı.
CAHİLİYYET: Cahilliğe âit. * İslâmiyet'ten önceki câhiliye devrine âit. Cahiliyet sadece İslâmiyet öncesine ait değildir. Bu gün "tabiatçılık, maddecilik" gibi çeşitli adlarla eski puta tapıcılık daha da yobazlaşarak devam ediyor. Allah'ı inkâr ederken tabiatı ve maddeyi onun yerine koyarak kendilerine yeni putlar dikiyor ve kendi yaptıkları bu putlara kendileri tapıyor. (Bak: Yobaz.)
DÂHİL: İçeri. İç. İçinde. İçeri girmiş.
DAHÎL: Yabancı, sığınan, sığınmış. Muhacir. * Birisinin içyüzü, niyet ve mezhebi. Dâhil ve içerde. Birisinin bütün gizli ve sırlı işlerine vâkıf olan dost ve hemdemi. * Evvelâ alâkasız olup sonradan bir cemaate dâhil olan. * Edb: Başka bir dilden olup, sonradan diğer bir dile geçen kelime. * Tıb: Vücud âzalarında birbirine girmiş ve sokulmuş olan mafsallar.
DAHİL: (Bak: Dahl-Dehal) Girmek, karışmak. Dokunmak. Taarruz etmek, müdâhale eylemek.
DAHİL: Hayrette kalan kimse.
DAHİLE: (C.: Devâhil) Bir şeyin içi, içyüzü.
DAHİLEK: Yalvarırım, sana sığınırım, sana güvenirim (meâlinde.)
DAHİLEN: İçten, içerden, dâhilden.
DAHİLİYE NAZIRI: İçişleri Bakanı.
DEVAHİL: (Dâhile. C.) İçler, batınlar.
DEVAİR-İ MÜTEDAHİLE: İç içe daireler.
ECAHİL: (Echel. C.) En cahil, daha bilgisiz olanlar.
EHL-İ SEVAHİL: f. Sahilde, deniz veya göl kenarında yaşayanlar.
EMRAZ-I DAHİLİYE: Dahilî hastalıklar, iç hastalıkları.
GAYRET-İ CÂHİLİYE: Körü körüne uğraşmak. Allah'ın razı olmadığı lüzumsuz şeylere kıymet vererek didinmek.
HALAHİL: (Halhal. C.) Arap kadınlarının süs olarak ayak bileklerine taktıkları halkalar. Bunlar altun veya gümüşten yapılır.
HAMİYET-İ CÂHİLİYE: f. Câhillikten gelen ırkçılık gibi bâtıl inanışları koruma gayreti. * Cenab-ı Hakk'ın ve Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) nehyettiği ve hak dine uymayan eski ve kötü inançları muhafaza gayreti.
HAREKET-İ DÂHİL: Tar: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Süleymaniye medreselerinin binasından sonra onikiye çıkarılan tarik-i tedris (okutma yolu) silsilesinin dördüncü mertebesindeki müderrislerine verilen bir ünvandır.
HELAHİL: (Hülhül. C.) Tesiri pek kuvvetli ve öldürücü zehir. Panzehiri olmayan ağu.
HELAHİL-RİZ: f. Öldürücü zehir saçan.
İBTİDA-İ DÂHİL: Tar: Medreselerden orta tahsili verenler.
İSTİHKÂMAT-I DÂHİLİYE: Bir istihkâmın iç tarafında, icab ettiği zaman yapılan müstakil sığınaklar.
İSTİHLÂKAT-I DÂHİLİYE: Dâhilî sarfiyat. Memleket içi harcamalar.
İ'TİKÂL-İ SEVÂHİL: Kıyıların aşınması.
KÂHİL: Saçına ak düşmüş adam. Yaşlı, ihtiyar. Tembel.
KÂHİLANE: f. Tembelce, tembelcesine, tembel olana yakışır surette.
KAT'-I MERÂHİL: Merhaleleri, durak yerlerini geçme. Yol alma, ilerleme.
KEVAHİL: (Kâhil. C.) Sırtlar, arkalar. * Gayretsizler, uyuşuklar, tembeller.
MAHİLE: (C.: Mahâyil) Düşünmeğe sebebiyet veren işaret, alâmet.
MA'MULÂT-I DÂHİLİYE: Dâhilî mamulat. Memlekette yerli olarak yapılan şeyler.
MEDAHİL: (Medhal. C.) Girişler. Girilecek yerler.
MEKAHİL: (Mikhal, mikhel ve mükhüle. C.) Göze sürme çekecek âletler, miller.
MENAHİL: (Menhel. C.) Durak yerleri. Durulacak sulak yerler. * Hayvan sulanan yerler.
MERAHİL: (Merhale. C.) Menziller, merhaleler, konaklar, duraklar.
MERAHİL-İ BAÎDE: Uzak konaklar. Uzak menziller.
MERAHİLPEYMA: f. Seyyah, yolcu. Seyahat eden kimse.
MUZMAHİL: Çökmüş. Darmadağın olmuş. Perişan olmuş.
MÜDAHİL: Dâhil olan. İçeri giren. El atan. Müdahale eden. Karışan.
MÜDAHİLAN: (Müdahil. C.) Karışanlar. Müdahil olanlar.
MÜDAHİLÎN: (Müdahil. C.) Müdahil olanlar, karışanlar, dâhil olan kimseler.
MÜNTAHİL: Başkasının eserini kendi malı imiş gibi gösteren.
MÜSAHİL: Müsâhele eden. İşi sıkı tutmayıp gevşeklik gösteren.
MÜSTAHİL: İmkânsız, olmayacak şey. Boş.
MÜSTAHİLAT: (Müstahil. C.) İmkânsız şeyler. * Mânâsız, boş ve saçma şeyler.
MÜSTAHİLL: Helâl addedici olan. Helâllaşmayı isteyen.
MÜTECAHİL: Tecahül eden. Bilmemezlikten gelen, câhil gibi görünen.
MÜTECAHİLÂNE: f. Bilmiyor görünerek, bilmemezlikten gelerek.
MÜTEDAHİL: İç içe, birbirinin içine girmiş vaziyette olan. Karışan. * Ödenmemiş, gecikmiş maaş.
MÜTEKÂHİL: Tembel, üşengeç.
MÜTEMAHİL: Uzak ve uzun.
MÜTESAHİL: (C.: Mütesahilîn) Yumuşak davranan, iyi muâmelede bulunan.
MÜTESAHİLÎN: (Mütesahil. C.) Yumuşak davrananlar, sükunetli ve iyi muâmele edenler.
NAHİL: (Nâhile) Zayıf, arık, ince.
NAHİL: Hurma ağaçları, hurmalık. * Hurma ağacı. * Balmumundan yapılan ağaç, yapraklı dal ve yemiş taklidi işlere denir ki, sathı altın ve gümüş yapraklarla süslenerek, eskiden gelin giderken önünde alayla götürülür ve gelin odalarına süs olarak konurdu. (O.T.D.S.)
NAHİL: Kalburcu.
NAHİL: Susayan kimse. * Suya kanmış kimse.
NAHİLE: Huy, tabiat, mizac.
NİKÂH-I DÂHİLÎ: İçerden evlenme, akrabadan kız alma.
RAHİL: Göç eden, göçen, ölen, rıhlet eden.
RAHİL: (C.: Ruhal-Rihâl) Dişi olan koyun kuzusu. (Erkeğine "hamel" derler.)
RAHİL: Göç. Göçme, hicret etme.
RAHİLE: Yük hayvanı. * Yük getiren deve. * Topluluk, kafile. * Üzerine binilen deve.
RAHİLEZEN: f. Yük hayvanını süren.
REVAHİL: (Râhile. C.) Yük hayvanları.
RÜKN-Ü DÂHİLÎ: İçteki esas unsur. Namazın içindeki farz ve şart olan esas.
SAHİL: Deniz, göl veya akarsu kenarı. Kıyı, yalı.
SAHİL: Kişneyen. Kişneyici.
SAHİL: At kişnemesi.
SAHİLHANE: f. Yalı evi.
SAHİLNİŞİN: f. Sâhilde oturan.
SAHİLRESİDE: f. Sâhile varmış, kıyıya ulaşmış.
SAHİLSARAY: Deniz kenarındaki kâşâne, büyük yalı.
SEVAHİL: (Sahil. C.) Sahiller, yalılar. Deniz veya ırmak kenarları.
TAHIL: Bayat su. Bekleyerek bozulmuş su.
TAHILLE: Gerçek yere yemin etmek. * Yeminden kurtulmak için verilen keffaret.
TAHILLET-ÜL KASEM: Yemin keffareti.
ÜZN-Ü DÂHİLÎ: İç kulak.
ZAHİL: Sıkıntıdan sonra yüreği feraha erişen. * Unutan.
ZAHİL: (Zühul. den) İhmal eden. Unutan.
ZAHİL: Zakkum ağacı.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
AHİLİK : Asırlar önce Anadolu'da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak gibi gayeleri vardı. Günlük hayatta ise teavün, yoksulları koruma gibi insani duyguları; ayrıca müzik, silah kullanma, binicilik kabiliyetlerini geliştirmeye de önem verirdi.
AHIR : t. (Ahur) Hayvanların barındığı yer, dam.
AH : f. Aferin, bravo! manasına kullanılır.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...