Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ÂNÂ: (Ani. C.) Gece yarısı vakitleri.
ÂNÂ-ÜL-LEYL: Gece yarıları, gecenin geç vakitleri.
ANÂ': Zahmet, meşakkat, güçlük, zorluk.
ANÂBİL: Kaba nesne.
ANÂDİL: (Andelib. C.) Bülbüller.
ÂNÂF: (Enf. C.) Burunlar.
ANÂFET: Kabalık, sertlik.
ANAFOR: Denizde akıntının yanında veya altında, onun ters istikametinde olarak akan su. Akıntı mukabili.
ANÂK: (C.: Ânuk) Dişi keçi yavrusu.
Zahmet, meşakkat.
Karakulak dedikleri hayvan.
ANAK: En zarif, en yakışıklı, en güzel.
Çok ferah, çok sürurlu.
ANAKAT: Muvaffakiyetsizlik. Ümidi boşa çıkma.
ANÂKİB: (Ankebut. C.) Örümcekler.
ANALJEZİ: yun.Tıb: Acı hissinin kaybı.
ANALOJİ: Mant. Benzetme yoluyla sonuç çıkarma. Bilinmeyen bir durum, bir hadise, bir münasebet ve bir varlık hakkında hüküm vermek için bilinen bir benzeri hakkındaki bilgilerden faydalanılarak muhakeme yürütülmesidir. Bu tarz düşünce çok defa düşüneni yanlış sonuca götürür. Muhtemel olanın muhakkak zannedilmesine sebep olur. Hataya düşmemek için dikkatli olmak gerekir.
ANAMALCILIK: (Bak: Kapitalizm)
ÂNÂN: f. (An. C.) Onlar.
ANÂN: Bulutlar.
Gökyüzü, semâ.
ANANE: Bir tek bulut.
ANARŞİ: yun. Başıboşluk. Din ve nizam tanımamak. Din ve nizam düşmanlığı. Birden başıboş kalmak. Başta hükümet olmamak. Hükümetinin otoritesi kalmamış olan bir milletin durumu. (Bak: Ye'cüc ve me'cüc)(Bir Müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hiristiyan ve Yahudi, hususan bolşevik gibi olmak... Çünkü; bir İsevi Müslüman olsa, İsâ aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Musevi Müslüman olsa, Musa aleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam'ın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine giremez, anarşist olur; ruhunda kemalâta medar hiçbir hâlet kalmaz. Vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyyeye bir zehir olur. R.N.)(..Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü'min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa tarafdar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey, fitne ve anarşidir. Çünki, anarşi hiçbir hak tanımaz. İnsanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirir ki, bunun âhir zamanda "Ye'cüc ve Me'cüc" komitesi olduğuna Kur'an-ı Hakim işaret buyurmaktadır. Tr.)(Hem her bir şehir kendi ahalisine geniş bir hânedir. Eğer iman-ı ahiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlakın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, Rıza-yı İlâhi, sevab-ı uhrevi yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riyâ, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhiri asayiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder; o hayat-ı şehriyye zehirlenir. Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, kaviler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar. Ş.)
ANARŞİST: Anarşi taraftarı. Anarşi ve karışıklık çıkaran.
ANARŞİZM: Anarşiyi istiyen tahribci bir nazariye. Anarşistlik. İnsanın insan tarafından idaresi esasına dayanan her türlü devlet, hukuk düzenlerinin adaletsiz, haksız ve zulüm olduğunu iddia eden ve devletsiz, kanunsuz, her insanın kendi başına buyruk yaşıyacağı bir düzensizlik istiyenlerin görüşü.
ANÂSIR: (Unsur. C.) Unsurlar. Bir şeyin meydana gelmesine sebeb olan temel esaslar. Elementler.
ANÂSIR-I ERBAA: Dört unsur: Toprak, hava, su, nur (veya ateş).
ANÂSIR-I HİSABİYYE: Mat : Bir hesabı yapmak için gerekli olan mâlûmatlar.
ANÂSIR-I KÜLLİYE: Külli ve dünyanın her tarafından yayılmış bulunan unsurlar.
ANAT: (An. C.) Anlar, zamanlar.
ANATOMİ: Canlıların yapısını ve bu yapıyı meydana getiren uzuvları inceleyen ilim dalı. Tıbtaki önemi çok büyüktür.
ANAYASA: (Bak: Teşkilât-ı esâsiye)
ANAZ: Bir büyük kuşun adı.
İçerisinde 'ÂNÂ' geçenler
ALAMANA: İtl. Küçük odun gemisi. * Büyük balıkçı kayığı. * Büyük balıkçı kayıklarına mahsus büyük ağ, ığrıp.
ALMANAK: Fr. Kitab biçiminde bir çeşit takvimdir. Senenin bölümlerinden başka bayram, yıldönümü gibi muayyen günleri gösterir; ayrıca astronomi, meteoroloji, istatistik bilgiler de verir.
ÂNÂ-ÜL-LEYL: Gece yarıları, gecenin geç vakitleri.
ANÂ': Zahmet, meşakkat, güçlük, zorluk.
ANÂBİL: Kaba nesne.
ANÂDİL: (Andelib. C.) Bülbüller.
ÂNÂF: (Enf. C.) Burunlar.
ANÂFET: Kabalık, sertlik.
ANAFOR: Denizde akıntının yanında veya altında, onun ters istikametinde olarak akan su. Akıntı mukabili.
ANÂK: (C.: Ânuk) Dişi keçi yavrusu. * Zahmet, meşakkat. * Karakulak dedikleri hayvan.
ANAK: En zarif, en yakışıklı, en güzel.* Çok ferah, çok sürurlu.
ANAKAT: Muvaffakiyetsizlik. Ümidi boşa çıkma.
ANÂKİB: (Ankebut. C.) Örümcekler.
ANALJEZİ: yun.Tıb: Acı hissinin kaybı.
ANALOJİ: Mant. Benzetme yoluyla sonuç çıkarma. Bilinmeyen bir durum, bir hadise, bir münasebet ve bir varlık hakkında hüküm vermek için bilinen bir benzeri hakkındaki bilgilerden faydalanılarak muhakeme yürütülmesidir. Bu tarz düşünce çok defa düşüneni yanlış sonuca götürür. Muhtemel olanın muhakkak zannedilmesine sebep olur. Hataya düşmemek için dikkatli olmak gerekir.
ANAMALCILIK: (Bak: Kapitalizm)
ÂNÂN: f. (An. C.) Onlar.
ANÂN: Bulutlar. * Gökyüzü, semâ.
AN'ANÂT: (An'ane. C.) Rivayetler. * Gelenekler, an'aneler, âdetler, örfler.
ANANE: Bir tek bulut.
ANARŞİ: yun. Başıboşluk. Din ve nizam tanımamak. Din ve nizam düşmanlığı. Birden başıboş kalmak. Başta hükümet olmamak. Hükümetinin otoritesi kalmamış olan bir milletin durumu. (Bak: Ye'cüc ve me'cüc)(Bir Müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hiristiyan ve Yahudi, hususan bolşevik gibi olmak... Çünkü; bir İsevi Müslüman olsa, İsâ aleyhisselâmı daha ziyade sever. Bir Musevi Müslüman olsa, Musa aleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat bir Müslüman Muhammed Aleyhissalâtü Vesselam'ın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine giremez, anarşist olur; ruhunda kemalâta medar hiçbir hâlet kalmaz. Vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyyeye bir zehir olur. R.N.)(..Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü'min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa tarafdar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey, fitne ve anarşidir. Çünki, anarşi hiçbir hak tanımaz. İnsanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirir ki, bunun âhir zamanda "Ye'cüc ve Me'cüc" komitesi olduğuna Kur'an-ı Hakim işaret buyurmaktadır. Tr.)(Hem her bir şehir kendi ahalisine geniş bir hânedir. Eğer iman-ı ahiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlakın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, Rıza-yı İlâhi, sevab-ı uhrevi yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riyâ, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zâhiri asayiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder; o hayat-ı şehriyye zehirlenir. Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, kaviler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar. Ş.)
ANARŞİST: Anarşi taraftarı. Anarşi ve karışıklık çıkaran.
ANARŞİZM: Anarşiyi istiyen tahribci bir nazariye. Anarşistlik. İnsanın insan tarafından idaresi esasına dayanan her türlü devlet, hukuk düzenlerinin adaletsiz, haksız ve zulüm olduğunu iddia eden ve devletsiz, kanunsuz, her insanın kendi başına buyruk yaşıyacağı bir düzensizlik istiyenlerin görüşü.
ANÂSIR: (Unsur. C.) Unsurlar. Bir şeyin meydana gelmesine sebeb olan temel esaslar. Elementler.
ANÂSIR-I ERBAA: Dört unsur: Toprak, hava, su, nur (veya ateş).
ANÂSIR-I HİSABİYYE: Mat : Bir hesabı yapmak için gerekli olan mâlûmatlar.
ANÂSIR-I KÜLLİYE: Külli ve dünyanın her tarafından yayılmış bulunan unsurlar.
ANAT: (An. C.) Anlar, zamanlar.
ANATOMİ: Canlıların yapısını ve bu yapıyı meydana getiren uzuvları inceleyen ilim dalı. Tıbtaki önemi çok büyüktür.
ANAYASA: (Bak: Teşkilât-ı esâsiye)
ANAZ: Bir büyük kuşun adı.
ARVANA: Boz dişi deve.
BEYANAT: (Beyan. C.) Nutuklar, izahlar, açıklamalar, beyanlar.
CANA: f. Ey sevgili! Ey can!
CANAN: f. Sevgili, güzel, sâhib-i cemâl. * Canlar, ruhlar.
CANAVAR: f. Can alıcı, kahredici. * Vahşi, yırtıcı hayvan. Kurt.
CİVANAN: (Civân. C.) f. Gençler.
DAMACANA: Su veya başka sıvıları taşımaya mahsus dar ağızlı, şişkin gövdeli çoğu hasırla sarılı veya sepetli büyük şişe.
DÂNÂ: f. Bilgili, bilen, malûmatlı, âlim.
DÂNÂ-İ BÎ-MÜDANÎ: Eşsiz âlim. Zamanında emsali olmayan âlim.
DÂNÂ-İ YUNAN: Eflatun.
DÂNÂYÎ: f. Âlimlik, bilicilik.
DÂR-ÜS SALTANA(T): Saltanat yeri. İstanbul.
EMANAT: (Emanet. C.) Emanetler.
FANATİK: Fr. Bir dinin veya mezhebin çok aşırı taraftarı olan.
FÂSILA-İ SALTANAT: Yıldırım Bayezid'in Ankara savaşında Timur'a esir düşmesinden, Çelebi Mehmed'in pâdişah olmasına kadar geçen zaman.
FE-SÜBHANALLAH: Allah (C.C.) ne güzel yaratmış; Allah Sübhândır, bütün noksanlıklardan münezzehtir; Her şey kendine tesbih eder (anlamında olup hayret ve taaccübü ifâde için söylenir.) (Bak: Sübhân)
GANA: Kifayet, kâfi gelme. * Menfaat, fayda.
GANAİM: (Ganimet. C.) Harpte ele geçen mallar. Ganimetler.
GANAİM-İ BAHRİYE: Harbte ele geçirilen düşman gemileriyle, bunlara ait her türlü levâzım ve eşyâlar.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÂNÂ-ÜL-LEYL : Gece yarıları, gecenin geç vakitleri.
AN : En kısa bir zaman. Lahza. Dem. Cüz'i bir zaman.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...