Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ÂRÂM: (İrem. C.) Çölde, sahrada konulan hususi nişan.
ÂRÂM: f. Durma, dinlenme.
Yerleşme, rahat etme, karar kılma.
Eğlenme.
ÂRÂM-I CÂN: Gönül rahatı.
Sevgili, sevilen güzel.
ÂRÂM-I DİL: Sevgili, sevilen güzel.
Gönül rahatı.
ÂRÂM-BAHŞ: f. Dinlendirici, dinlendiren, ârâm veren.
ÂRÂM-CÛ: f. Dinlenmek isteyen.
ÂRÂM-CÛYANE: f. Dinlenmek isteyene yakışır şekilde.
ÂRÂM-GÂH: f. Dinlenilecek yer.
ÂRÂMGÂH-I EBEDÎ: Ebedi olarak dinlenilecek yer, sonsuz olarak istirahat edilen yer, mezar.
ÂRÂM-GÂR: Hiçbir sıkıntısı olmayan, rahat yaşayan adam.
ÂRÂM-GÜZİN: f. Dinlenmek için oturan, istirahat eden, dinlenen.
ÂRÂMÎ: f. Dinlenme, rahat etme.
ÂRÂMİDE: f. Rahat olan, dinlenen, sükûn halinde ve rahatta bulunan.
ÂRÂMİŞ: f. Huzur, rahat.
ARAMRAM: (Aremrem) Asker çokluğu.
Şiddetli hâl ve iş.
ARÂM-RÜBA: f. Sıkıntı veren, istirahatı bozan, rahatı kaçıran.
ARÂM-SAZ: f. Yerleşen, oturan.
ARÂM-SÛZ: f. Huzuru bozan, rahatsızlık veren.
ÂRÂM-BAHŞ: f. Dinlendirici, dinlendiren, ârâm veren.
İçerisinde 'ÂRÂM' geçenler
ÂRÂM-I CÂN: Gönül rahatı. * Sevgili, sevilen güzel.
ÂRÂM-I DİL: Sevgili, sevilen güzel. * Gönül rahatı.
ÂRÂM-BAHŞ: f. Dinlendirici, dinlendiren, ârâm veren.
ÂRÂM-CÛ: f. Dinlenmek isteyen.
ÂRÂM-CÛYANE: f. Dinlenmek isteyene yakışır şekilde.
ÂRÂM-GÂH: f. Dinlenilecek yer.
ÂRÂMGÂH-I EBEDÎ: Ebedi olarak dinlenilecek yer, sonsuz olarak istirahat edilen yer, mezar.
ÂRÂM-GÂR: Hiçbir sıkıntısı olmayan, rahat yaşayan adam.
ÂRÂM-GÜZİN: f. Dinlenmek için oturan, istirahat eden, dinlenen.
ÂRÂMÎ: f. Dinlenme, rahat etme.
ÂRÂMİDE: f. Rahat olan, dinlenen, sükûn halinde ve rahatta bulunan.
ÂRÂMİŞ: f. Huzur, rahat.
ARAMRAM: (Aremrem) Asker çokluğu. * Şiddetli hâl ve iş.
ARÂM-RÜBA: f. Sıkıntı veren, istirahatı bozan, rahatı kaçıran.
ARÂM-SAZ: f. Yerleşen, oturan.
ARÂM-SÛZ: f. Huzuru bozan, rahatsızlık veren.
ÂRÂM-BAHŞ: f. Dinlendirici, dinlendiren, ârâm veren.
BEYT-ÜL HARAM: (Beyt-ül Haram) Kâbe-i Muazzama'nın etrafının bir ismi. Kâfirlerin yaklaşmaları men' edildiği, onlara haram olduğu için bu isimle alınır. (Bak: Kâbe)
DARAME: Ucu ateşli kuru ot ve odun.
DİL-ÂRÂM: f. Gönül eğlendirici, kalbe rahatlık veren. Gönül okşayan.
GARAM: Helâk. Mahv. * Aşk. Sevdâ. şiddetli arzu. * Hedef.
GARAMET: (C.: Garâmât) Diyet ve borç gibi şeyleri ödeme. Resim, vergi.
GARAMETEN: Herkese eşit olarak, taksim ederek, paylaştırarak, hakkına göre.
HARAM: Helâl olmayan, İslâmiyetçe ve dince nehyedilen şeyler ve ameller. Allah'ın izin vermediği, men'ettiği şeyler. Helâlin zıddı olan şey.
HARAMİ: Katı-üt tarik, yol kesen. Haydut.
HARAMİLİK: Tar: Akıncı kumandanının iştirak etmediği ufak kuvvetler tarafından düşman memleketlerine yapılan akınlar. Bu akınlara yüz ve daha fazla akıncı iştirak ederdi. Akıncı kuvvetleri yüzden az olduğu takdirde "çete" ismini alırlardı. Büyük akınlarda olduğu gibi haramilik suretiyle yapılan akınlarda da alınan esirlerden "pencik" denilen beştebir vergi alındığı halde, çeteden bu vergi alınmazdı.
HARAM-ZADE: Gayr-ı meşru münasebetten doğmuş çocuk. Piç.
HEM-ARAMİŞ: f. Birlikte dinlenen, beraber istirahat eden.
KARAMİL: Örülüp ucu sarkıtılan saç bağı.
LEŞKER-İ ARAMREM: Çok asker.
LEV'-İ GARÂM: Aşk ile, sevgi ile yanma.
Lİ-AYNİHÎ HARAM: Fık: Aslında herkes için haram olan şey.
LİGAYRİHÎ HARAM: Aslında helâl olup, başkasının hakkı olduğu için veya neticeleri itibarı ile haram olan şey. Meselâ cuma namazı esnasında ticaret yapmak gibi.
LEŞKER-İ ARAMREM: Çok asker.
MESCİD-İ HARAM: Mekke-i Mükerreme'de ve içinde Kâbe'nin bulunduğu en büyük, mukaddes ibadet yeri. (Bak: Kâbe)
MEŞ'AR-ÜL HARAM: Hac zamanında ziyaret edilecek muayyen yer. Cebel-i Kuzah, Müzdelife'de bir yerin ismi.
NAZAR-I HARAM: Haram nazar. Nâmahremlere bakmak. (Bir genç hâfız, pek çok adamların dedikleri gibi dedi: "Bende unutkanlık hastalığı tezayüd ediyor, ne yapayım?" Dedim: Mümkün oldukça nâmahreme nazar etme. Çünki rivayet var. İmam-ı Şafii'nin (R.A.) dediği gibi: Haram nazar, nisyan verir. Evet, ehl-i İslâmda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su'-i istimalât ile israfa girer. Haftada bir kaç def'a gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir.Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede o su'-i nazardan su'-i istimalât, umumi bir unutkanlık hastalığını netice vermeğe başlıyor. Herkes, cüz'î küllî o şekvadadır. İşte, bu umumî hastalığın tezayüdiyle, hadis-i şerifin verdiği müthiş bir haberin te'vili ucunda görünüyor. Ferman etmiş ki: "Âhirzamanda, hâfızların göğsünden Kur'an nez'ediliyor, çıkıyor, unutuluyor." Demek bu hastalık dehşetlenecek bazılarda o su'-i nazarla hıfz-ı Kur'an'a sed çekilecek; o hadisin te'vilini gösterecek. $ K.L.)
NEBİYYÜ-L HARAM: Mescid-i Haram Nebisi meâlinde. Resül-i Ekremin (A.S.M.) bir ismi.
NEMEK-HARAM: f. Tuz haini. * Mc: Nankör.
SÂLÂR-I BEYT-ÜL HARAM: Beyt-ül Haram'ın reisi ve başkumandanı olan Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm.
SARAMET: Yiğitlik, mertlik.
ŞEHR-ÜL HARAM: Haram ayları. (Bak: Eşhür-ül hurum)
VAHDET-ÂRÂM: f. Dinlendirici, rahat yer.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÂRÂM-I CÂN : Gönül rahatı. * Sevgili, sevilen güzel.
ÂRÂ : f. Süsleyen. Bezeyen.
ÂR : Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...