| Kelime | Anlam |
|---|
| ÂRİZ: | Azarlayıcı. |
| ARİZ: | Ardıç ağacı. |
| ARİZ: | Enli, geniş. |
| ARİZ VE AMİK: | Enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilâtlı şekilde. |
| ARİZA: | Büyük bir kimseye hürmetle yazılan veya verilen şey, istirhamnâme, hediye. |
| ARİZE: | Sâbit olmak. Kuvvetli ve muhkem olmak. Bahil olmak. |
| İçerisinde 'ÂRİZ' geçenler |
|---|
| ARİZ VE AMİK: | Enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilâtlı şekilde. |
| ARİZA: | Büyük bir kimseye hürmetle yazılan veya verilen şey, istirhamnâme, hediye. |
| ARİZE: | Sâbit olmak. * Kuvvetli ve muhkem olmak. Bahil olmak. |
| BARİZ: | Doğan. Zâhir ve âşikar. Meydanda olan. Belli. Açıkça. |
| EARİZ: | (Aruz. C.) Aruzlar, şiir vezinlerinden bahseden ses kalıpları. Şiirde beytin birinci mısraının son kısımları. |
| FARİZ: | Yaşlı. |
| FARÎZA: | Borç, vazife. Allah'ın açık emri olup, yapılması şart olan vazife. * Fık: Ölen bir kimsenin mirasından mirasçılara düşen hisse, pay. |
| FARÎZA-İ ZİMMET: | Yapılması mutlaka boynumuza borç olan vazife. |
| FARİZIYY (FERAZIYY): | Feraiz bilen kişi. |
| GARİZ: | Taze nesne. |
| GARÎZE: | Asıl. Yaratılıştan olan. Sevk-i İlâhi. Huy. |
| GARÎZİYE: | Tıb: Yaratılışa âit. Yaşamaya âit. Doğuştan. Normal. |
| HARARET-İ GARÎZİYE: | Vücudun normal harareti. |
| HARARET-İ GARİZİYYENİN İLTİHABI ZAMANI: | İnsanda şehvanî ve nefsanî hislerin galeyanda olduğu devresi. |
| HARÎZ: | Tâkatsiz kimse, güçsüz ve kuvvetsiz insan. |
| HARÎZ: | Mahfuz, hıfzolunmuş, saklanılmış. |
| HARİZME: | Azgın hayvanların ağzına ve ayının dudağının üstüne geçirilen demir halka. |
| HARARET-İ GARİZİYYENİN İLTİHAB: | İnsanda şehvanî ve nefsanî hislerin galeyanda olduğu devresi. |
| İKRAR-I MARİZ: | Ölüm ânında iken edilen ikrar. Vasiyetname. |
| KURAZ (KARİZA): | Isırgan otu. |
| MAARIZ (MEÂRİZ): | (Muarraz. C.) Bir sözü söyleyip başka bir şey murad etme ve cem' olmak, toplamak itibariyle ma'razlar, ta'rizler, adem-i tasrihler, sarahatsizlikler. |
| MAARÎZ: | (Mi'raz. C.) Kapalı mânâlar. * Edb: Birden fazla mânası olan bir kelimenin, en uzak mânasını kasdetmeler. |
| MAARÎZ-ÜL KELÂM: | Kelâmda irad olunan kapalı mânâlar. Bir sözün asıl mânâsından başka mânâyı istemeler. |
| MAKARİZ: | (Mikrâz. C.) Makaslar, kesecek âletler. |
| MARİZ: | (Maraz. dan) Hasta. İlletli. Dertli. |
| MARİZANE: | f. Hasta olarak. |
| MÜŞARİZ: | Huysuz, kavgacı, gürültücü. |
| MÜTEBARİZ: | (Bürüz. dan) Tebarüz eden, meydana çıkan. Bâriz âşikar olan. |
| MÜTEBARİZÎN: | (Mütebariz. C.) Meydana çıkanlar, belirenler, tebarüz edenler. |
| REŞHARİZ: | f. Damla döken. |
| REŞHARİZ: | f. Damla döken. |
| TARİZ: | Cansız, kuru nesne. * Meyyit, ölü. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ARİZ VE AMİK : | Enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilâtlı şekilde. |
| ÂRÎ : | Pâk, pislikten uzak. * Hür. |
| ÂR : | Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya. |