Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ÂRIZ: Sonradan olan şey. Bir şeyin zâtına ve hakikatına ait ve lâzım olmayıp başka bir varlıktan bazan vâki ve kaim olan. Takılan. Yapışan.
Bir şeyi arz ve takdim edici olan.
Kalın ve geniş bulut.
Ön dişlerin haricindeki onaltı dişin herbiri.
İnsanın yanağı.
Hasta olduğundan dolayı kesilen deve.
Seyrek sakallı kimse. (Bak: İctima-i zıddeyn)
(Arz. dan) Gelen.
Tesadüfî vakıa.
Dağ, bulut. v.s. gibi görmeye mâni olan herşey.
Yanak.
ÂRIZA: Sonradan olan, noksanlık.
İsabet eden belâ ve keder.
Bozulma.
Gelip geçici.
Hariçten gelen te'sirle olan.
Bir şeyin olmasına veya görülmesine mâni olan birşey.
ÂRIZAN: (Ârız. dan) Geçici olarak.
Tesadüfen, tevafukan, rast gele.
ÂRIZAN: İki yanak.
ÂRIZÎ: Zâtî ve irsî olmayıp sonradan hâsıl olan. Zâtî ve esastan olmayıp sonradan zuhur ve taalluk eden. Muvakkat, geçici.
ÂRİZ: Azarlayıcı.
ARİZ: Ardıç ağacı.
ARİZ: Enli, geniş.
ARİZ VE AMİK: Enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilâtlı şekilde.
ARİZA: Büyük bir kimseye hürmetle yazılan veya verilen şey, istirhamnâme, hediye.
ARİZE: Sâbit olmak.
Kuvvetli ve muhkem olmak. Bahil olmak.
İçerisinde 'ÂRİZ' geçenler
ÂRIZA: Sonradan olan, noksanlık. * İsabet eden belâ ve keder. * Bozulma. * Gelip geçici. * Hariçten gelen te'sirle olan. * Bir şeyin olmasına veya görülmesine mâni olan birşey.
ÂRIZAN: (Ârız. dan) Geçici olarak. * Tesadüfen, tevafukan, rast gele.
ÂRIZAN: İki yanak.
ÂRIZÎ: Zâtî ve irsî olmayıp sonradan hâsıl olan. Zâtî ve esastan olmayıp sonradan zuhur ve taalluk eden. Muvakkat, geçici.
ARİZ VE AMİK: Enine ve boyuna, genişliğine ve derinliğine, tafsilâtlı şekilde.
ARİZA: Büyük bir kimseye hürmetle yazılan veya verilen şey, istirhamnâme, hediye.
ARİZE: Sâbit olmak. * Kuvvetli ve muhkem olmak. Bahil olmak.
AVARIZ: Arızalar. Sonradan olan noksanlıklar. * Girinti çıkıntı, noksanlık. * Mânialar. Engeller. * Fevkalâde hallerde ve bilhassa harp sebebi ile geçici olarak alınan vergi.
AVARIZ-I DİVANİYE: Tanzimat-ı Hayriye'den önce geçerli olan kanunlara göre alınan vergiler.
AVARIZ-I MÜKTESEBE: Cehil, sarhoşluk, hezel, sefeh, hata, ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler.
AVARIZ-I SEMAVİYE: Delilik, küçüklük, bunaklık, ölüm gibi kesbî ve ihtiyarî olmaksızın insana ârız olan şeyler.
BARİZ: Doğan. Zâhir ve âşikar. Meydanda olan. Belli. Açıkça.
EARİZ: (Aruz. C.) Aruzlar, şiir vezinlerinden bahseden ses kalıpları. Şiirde beytin birinci mısraının son kısımları.
FARİZ: Yaşlı.
FARÎZA: Borç, vazife. Allah'ın açık emri olup, yapılması şart olan vazife. * Fık: Ölen bir kimsenin mirasından mirasçılara düşen hisse, pay.
FARÎZA-İ ZİMMET: Yapılması mutlaka boynumuza borç olan vazife.
FARİZIYY (FERAZIYY): Feraiz bilen kişi.
GARİZ: Taze nesne.
GARÎZE: Asıl. Yaratılıştan olan. Sevk-i İlâhi. Huy.
GARÎZİYE: Tıb: Yaratılışa âit. Yaşamaya âit. Doğuştan. Normal.
HANE-İ AVARIZ: Avarız ve bedel-i nüzul ve buna benzer vergiler ve tekâlifin toplanmasında tutulan ölçü. Buradaki hanenin, lügat mânası olan evle münasebeti yoktur. Kasabalar, köyler nüfuslarına ve emlâk ve arazilerinin miktar ve hâsılatlarına göre hane itibar edilir ve mahallî masraflarla sair vergiler ona göre tanzim edilirdi. Bu usul Tanzimat-ı Hayriyeye kadar devam etmiştir. (O.T.D.S.)
HARARET-İ GARÎZİYE: Vücudun normal harareti.
HARARET-İ GARİZİYYENİN İLTİHABI ZAMANI: İnsanda şehvanî ve nefsanî hislerin galeyanda olduğu devresi.
HARÎZ: Tâkatsiz kimse, güçsüz ve kuvvetsiz insan.
HARÎZ: Mahfuz, hıfzolunmuş, saklanılmış.
HARİZME: Azgın hayvanların ağzına ve ayının dudağının üstüne geçirilen demir halka.
HARARET-İ GARİZİYYENİN İLTİHAB: İnsanda şehvanî ve nefsanî hislerin galeyanda olduğu devresi.
İKRAR-I MARİZ: Ölüm ânında iken edilen ikrar. Vasiyetname.
KURAZ (KARİZA): Isırgan otu.
MAARIZ (MEÂRİZ): (Muarraz. C.) Bir sözü söyleyip başka bir şey murad etme ve cem' olmak, toplamak itibariyle ma'razlar, ta'rizler, adem-i tasrihler, sarahatsizlikler.
MAARÎZ: (Mi'raz. C.) Kapalı mânâlar. * Edb: Birden fazla mânası olan bir kelimenin, en uzak mânasını kasdetmeler.
MAARÎZ-ÜL KELÂM: Kelâmda irad olunan kapalı mânâlar. Bir sözün asıl mânâsından başka mânâyı istemeler.
MAKARİZ: (Mikrâz. C.) Makaslar, kesecek âletler.
MARIZ: Hasta, alil, mariz.
MARİZ: (Maraz. dan) Hasta. İlletli. Dertli.
MARİZANE: f. Hasta olarak.
MUARIZ: Bir şeyden yan çizen. Muâraza eden. Karşı gelen. (Bak: Münâkaşa)
MUARIZ-ÜL KELÂM: (Bak: Maarîz-ül kelâm)
MUARIZÎN: (Muârız. C.) Muârızlar, muhalifler. Karşı gelenler.
MUNKARIZ: İnkıraz bulmuş. Batmış. Bitmiş. Son bulmuş. Mahvolmuş. Sönmüş.
MÜNKARIZ: Kesilmiş.
MÜŞARİZ: Huysuz, kavgacı, gürültücü.
MÜTEARIZ: Birbirine zıt ve muhâlif olan.
MÜTEBARİZ: (Bürüz. dan) Tebarüz eden, meydana çıkan. Bâriz âşikar olan.
MÜTEBARİZÎN: (Mütebariz. C.) Meydana çıkanlar, belirenler, tebarüz edenler.
MÜTEMÂRIZ: Kendini hasta gösteren, yalandan hasta olan.
MÜTEMÂRIZÂNE: f. Yalandan hastalanarak.
MÜTEMÂRIZÎN: (Mütemârız. C.) Hasta gibi görünenler, yalandan hasta olanlar.
REŞHARİZ: f. Damla döken.
REŞHARİZ: f. Damla döken.
TARİZ: Cansız, kuru nesne. * Meyyit, ölü.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÂRIZA : Sonradan olan, noksanlık. * İsabet eden belâ ve keder. * Bozulma. * Gelip geçici. * Hariçten gelen te'sirle olan. * Bir şeyin olmasına veya görülmesine mâni olan birşey.
ARIK : Uykusuz kimse, uykusuz olma halindeki.
ÂR : Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...