| Kelime | Anlam |
|---|
| ÂSÂN: | f. Kolay. Suhuletli. Yesir. Bükülmüş ipin her katı. |
| ÂSÂNÎ: | Suhulet, kolaylık. |
| İçerisinde 'ÂSÂN' geçenler |
|---|
| ÂSÂNÎ: | Suhulet, kolaylık. |
| EBU HASAN-I ŞAZELÎ: | (Bak: şazelî) |
| EBU HASAN-I ŞAZELÎ: | (Bak: Şazelî) |
| HAKİKAT-ŞİNASÂNE: | f. Gerçeği, hakikatı tanıyana yakışacak surette. |
| HASAN: | Nâmahremden korunur üzere olmak, korunmak. |
| HASAN: | Güzel. (Bak: Hasen) |
| HZ. HASAN: | Hz. Ali'nin (R.A.) oğludur. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) sevgili torunudur. Cennet'le tebşir olunmuştur. Hz. Peygamber (A.S.M.) kendisi için cennet gençlerinin seyyidi buyurmuştur. (Hi: 3-49)(Hazret-i Hasan ve Hüseyin'in Emevilere karşı mücadeleleri ise, din ile milliyet muharebesi idi. Yâni, Emeviler, Devlet-i İslâmiyeyi, Arab milliyeti üzerine istinad ettirip râbıta-i İslâmiyeti, râbıta-i milliyetten geri bıraktıklarından, iki cihetle zarar verdiler:Birisi: Milel-i sâireyi rencide ederek tevhiş ettiler. Diğeri : Unsuriyet ve milliyet esasları, adâleti ve hakkı tâkip etmediğinden zulmeder. Adalet üzerine gitmez. Çünki: Unsuriyet-perver bir hâkim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez. $ferman-ı kat'isiyle: Râbıta-i diniye yerine râbıta-i milliye ikame edilmez; edilse, adalet edilmez; hakkaniyet gider.İşte Hazret-i Hüseyin, râbıta-i diniyeyi esas tutup muhik olarak onlara karşı mücadele etmiş, tâ makam-ı şehadeti ihraz etmiş. M.) |
| HASAN: | İyilik. Güzel muamelede bulunmak. |
| HASANET: | Bir yerin çok sağlam ve korunulacak tarzda olması. * Kadının kendisini haramdan koruması. |
| HASAN-I BASRİ: | (Hi: 21-110) En ileri Tâbiînden olup hadis ve fıkıhta büyük âlimlerdendir. Basra'da medfundur. Mezheb sahibi bir müçtehiddir. Sahabe-i Kiram'dan 130 zat ile görüşmüş, Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mace kendisinden hadis nakletmişlerdir. |
| HASSASANE: | f. Hassas ve duygulu olana yakışacak şekil ve surette. |
| HİRASAN: | f. Korkak, ürkek, korkan, çekinen. |
| HORASAN: | f. İran'ın doğusunda bir memleket adı. * Erzurum vilâyetine bağlı bir kasaba adı. * Tuğla tozu ile kireçten yapılan bir nevi sağlam harç ismi. * Kelime mânası: Doğan güneş. |
| HORASANÎ: | f. Horasana ait. Horasanlı. * Sarıktan daha büyük görünen hoca kavuğu. |
| KARABASAN: | t. Kâbus. Sıkıntılı ve korkunç rüya. * Bir kimsenin içine düştüğü pek sıkıntılı ruh durumu. |
| LÂSANİ: | Tek, vâhid. İkincisi olmayan. |
| MASAN: | Eşya saklanacak yer. |
| MASANİ': | (Masna. C.) Sarnıçlar. Su mahzenleri. |
| MUTASANNİ': | (C.: Mutasanniîn) Kendini güzel ve süslü göstermek isteyen. |
| MUTASANNİANE: | f. Yapmacıklı olarak, tasannu ederek. |
| MUTASANNİÎN: | (Mutasanni'. C.) Tasannu' edenler. Kendilerini güzel ve süslü göstermek isteyenler. |
| MÜNAGGASAN: | (Gussa. dan) Tasalı olarak, gussalı olarak. |
| RAKKASÂNE: | f. Oynar şekilde. Raksederek. |
| RASANET: | Sağlamlık, dayanıklık. * Sabit, muhkem, metin. |
| SASANİLER: | İran'da ikibin yıl önce devlet kuran bir sülâledirler. İlk meşhur hükümdarları Erdeşir'dir. Devleti kuvvetlendirdi ve Doğu Anadolu'yu Romalılardan aldı. Ünlü pâdişahlarından ve âdil ismi ile tanınan Nuşirevan İslâmiyetten önce yaşamıştır. Altıyüz seneden ziyade devletleri devam eden Sâsâniler, İslâmiyetin karşısında sarsılmışlar, nihayet 636'da Nihavend muharebesi ile ortadan kaldırılmışlardır. |
| TASANNU': | Yapmacık hareket. Zorla bir şeyi daha iyi göstermeğe çalışmak. Suni hareket. |
| TASANNUF: | Zorla yapılan sınıflandırma veya te'lif. |
| TAYLASAN: | (C.: Tayâlis-Tayâlise) Başa ve boyna sarılan şal. * Başa sarılan sarığın omuzlar üzerine salıverilen ucu. |
| TEN-ASAN: | f. Rahatını düşünen adam. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ÂSÂNÎ : | Suhulet, kolaylık. |
| ASA : | Genişlik. Zuhur, meydana çıkma. Büyük kadeh. |
| AS : | Mersin ağacı. |