Block title
Block content

Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z

Kelime Anlam
ASAR: Toz.
Sığınak.
Atiyye, hediye.
ASÂR: Fakirlik.
Güçlük.
şiddet.
ASAR: Vazifeler.
Yükler.
Cürümler. Kabahatler.
ÂSÂR: Öç almalar. İntikamlar.
Eserler.
İzler. Nişanlar. Abideler.
Âdetler.
ÂSÂR-I ATİKA: Eski eserler.
ÂSÂR-I EDEBİYYE: Edebî değeri olan eserler.
ÂSÂR-I MATBUA: Tabedilmiş basılmış olan eserler.
ÂSÂR-I MERGUBE: Muteber ve rağbet kazanmış olan eserler.
ÂSÂR-I SAN'AT: Sanat eserleri.
ASÂR: Kurumayıp daima sulanır çıban.
ASÂR: Yağcı, yağ satıcısı.
ASARAN: (Bak: Asrân)
ASARE: Anber ve misk gibi şeylerin kokması.
ASARE: f. Sayı, hesab.
ASARİM: (Asrâm. C.) Çadır toplulukları. Ayrı ayrı küçük insan grupları.
İçerisinde 'ÂSÂR' geçenler
ÂLÂT-I BASARİYE: Gözle alâkalı gözlük, dürbün gibi optik âletler.
ÂSÂR-I ATİKA: Eski eserler.
ÂSÂR-I EDEBİYYE: Edebî değeri olan eserler.
ÂSÂR-I MATBUA: Tabedilmiş basılmış olan eserler.
ÂSÂR-I MERGUBE: Muteber ve rağbet kazanmış olan eserler.
ÂSÂR-I SAN'AT: Sanat eserleri.
ASARAN: (Bak: Asrân)
ASARE: Anber ve misk gibi şeylerin kokması.
ASARE: f. Sayı, hesab.
ASARİM: (Asrâm. C.) Çadır toplulukları. Ayrı ayrı küçük insan grupları.
BAKİYYE-İ ÂSÂR: Eserlere âit geri kalan izler. Eserlerin geri kalanı.
BASAR: (C.: Ebsâr) Görme duygusu. * Kalble hissetme. Kalb gözü. * Gözün görmesi. * İdrak. Fikir. * İlm-i Kelâm'da: Kendi şânına lâyık bir vecih ile Cenab-ı Hakk'ın "görme sıfatı"dır. Kâinatta hiçbir şey O'nun görmesinden hâriçte kalamaz.
BASARET: (Bak: Besaret)
BASARIK: Çulha tezgâhının ayaklığı. * Piyano ayaklığı gibi çifte ayaklık.
BASARÎ: (Basar. dan) Görüşle ilgili olan, görmeye ait.
BERK-İ BASAR: Gözün şimşek çakması. * Birdenbire tepesinde çakan şimşekten mâruz olduğu dehşet ve şiddet hâlinden mecaz olarak, ansızın başına gelen mühlik hâdisenin şiddetli âlâm ve ıztırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin intibahı ifade eder. (E.T.)
DASAR: (Dâstâr) f. Tellal, simsar.
ENFES-İ ÂSÂR: Eserlerin en nefisi, eserler içinde en değerli olanı.
GALAT-I BASAR: Görme duyusunun yanılması. (Meselâ: Su içine batırılmış olan bir çubuğun, kırılmış gibi görünmesi.)
GITA-YI BASAR: Göz perdesi.
HADİD-ÜL BASAR: Gözü keskin.
HASAR: (C.: Hasâret) Ziyan, zarar.
HASAR: Soğuk, berd.
HASARAT: (Hasâret. C.) Ziyan ve zararlar. Hasaretler.
HASAR-DİDE: f. Zarara uğramış, hasar görmüş.
HASARET: Hasar. Alış-verişte zarar, ziyan. Yoldan sapmak. Sapıtmak. Dalâlete düşmek.
HASARET: Cıvık ve sulu şeyin koyulaşıp katılaşması. * Dahâmet peyda etme, irileşme.
HAŞARI: Yaramaz, rahat durmaz, hırçın.
HİDDET-İ BASAR: Görüş keskinliği.
İLM-İ ÂSÂR: (Bak: İlm-i hadis)
KASAR: Üşenme, tembellik etme. * Güç ve kuvvetin son sınırı. * Boğazı tutup nefes aldırmayan bir zahmet.
KASARA: (C: Kasr-Kasarât) Boyun kökü. * Yoğun ağaç. * Gemilerin baş ve arka taraflarında güverteden daha yüksek yapılan güverte.
KASARET: Kısalık. Kısa olma.
KASIR-ÜL BASAR: Görüşü kısa. * Kısa görüşlü, dar düşünceli.
KASÎR-ÜL BASAR: Dar görüşlü, basireti kısa. * Miyop.
KESR-İ ÂŞÂRİ: Ondalık kesir. Mahreci (paydası) 10 veya 10'un her hangi bir kuvvetinden ibaret olan kesir. Meselâ: 0,15 - 0,007 gibi.
KIYYE-İ ÂŞÂRİ: Kilo. Bin gram olan ağırlık ölçüsü.
KUVVE-İ MUTASARRIFA: Mütehayyile vasıtasıyla zihinde hazırlanan şeyleri tertib kuvveti.
LEMH-İ BASAR: (Lemhat-ül basar) Göz atma. Bakma. Çabuk bir bakış. * Çok az bir zaman.
LEMHA-İ BASAR: Pek az bir zaman. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman.
MASARİ': (Mısrâ'. C.) Mısrâlar. * (Masra'. C.) Güreş meydanları.
MASARİF: (Masraf. C.) Sarfiyatlar, masraflar. (Masârifât da denir.)
MASARİF-İ UMUMİYE: Umumi masraflar.
MASARİF: (Masruf. C.) Harcananlar, sarfolunanlar.
MASARİFAT: (Masârif. C.) Masraflar, giderler. Harcanan paralar.
MASARÎN: Bağırsaklar.
MEDE-L-BASAR: Gözün görebildiği kadar.
MUASARA: (Muâsarat) (Asr. dan) Muâsır olma. Aynı asır ve zamanda yaşama.
MUBASARA: Görme yarışına çıkma. İki kişinin, "hangimiz evvel görüyor" diye bir yere bakması.
MUHASARA: Etraftan çevirmek. Kuşatmak. Düşmanı etraftan sarmak. Abluka etmek.
MUHASARA: Bir kişinin, diğer kimsenin elini tutup yürümesi veya ellerini birbirinin kuşağına sokup yürümeleri.
MUHTASAR: Az. Kısa. Uzun olmayan. * Tekellüfsüz. * İhtisar edilmiş. Kısaltılmış.
MUHTASARAN: Kısa olarak. Muhtasar olarak. Kısaltılmış tarzda.
MUTASARRIF: Tasarruf hakkı ve salâhiyyeti olan. Tasarruf eden. Bir işi kendi isteğine göre idâre eden. Bir malın sahibi. * Eskiden, vilâyetten küçük olan Sancağın en büyük idâre âmiri.
MUTASARRIFİYET: Tasarruf etme hakkı. Mutasarrıflık. * Mutasarrıfın vazifesi.
MUTASARRIM: (C.: Mutasarrımin) Kahramanlık ve yiğitlik gösteren.
MÜNASARA: Birbirine yardım etme. Muavenette bulunma.
NASARA: Hristiyanlar. Nasraniler. Hz. İsa'ya (A.S.) ilk önceleri Nâsıra Karyesindeki ahali yardım ettiklerinden, onlara "Nasara" ismi verilmiştir.
TAKLİL-İ MASÂRİF: Masrafların azaltılması.
TASARRUF: İdare ile kullanmak. Sarfetmek. Tutum. Sâhib olmak. İdare etmek. Sâhiblik. Kullanma hakkı. * (Para veya mal) artırma. * Bir şeye karışıp müdahale etme.
TASARRUFAN: Tasarruf ve tutum gayesiyle. İktisad maksadıyla.
TASARRUFÂT: (Tasarruf. C.) Tasarruflar.
TASARRUH: Şiddetle çağırmak.
TASARRUM: Cesaretlenme, yiğitlenme. * Kesilmek.
TASARU': Birbiriyle güreşmek.
TASARUM: Birbirini kesmek.
YED-İ TASARRUF: Sahibolma, sâhiblik.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÂSÂR-I ATİKA : Eski eserler.
ASA : Genişlik. Zuhur, meydana çıkma. Büyük kadeh.
AS : Mersin ağacı.
A : 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...