Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ÂTIF: | (Atf. dan) Yüzünü çeviren, bakan. Meyleden, yönelen. Bağlaç. Şefkat edici kimse. Merhametli, müşfik. Yarış atlarının altıncısı. Gr: İki kelimeyi birbirine bağlayan harf veya kelime. |
| ATIFET: | Koruma, sevgi, Acıma. Şefkat. Esirgeme. Hüsn-ü zan. Karşılıksız sevgi. |
| ATIFET-KÂR: | f. Esirgeyip muhafaza eden, gözetip koruyan. |
| İçerisinde 'ÂTIF' geçenler | |
| CİNS-İ LATİF: | Lâtif ve hoş cins, nev. İnsanlar nev'inde kadın. |
| FIKARÂT-I LATİFE: | Hoş ve lâtif hikâyeler. |
| GILAF-I LATİF: | Lâtif örtü. |
| HATATİF: | (Huttâf. C.) Kırlangıçlar. |
| HATİF: | Gayıptan haber veren cinnî. * Sesi işitilen ve kendisi görülmeyen, seslenici. Ses verici, çağırıcı. |
| HATÎFE: | Unu süt ile yoğurup pişirerek yapılan yemek. |
| HEVATİF: | (Hâtif. C.) Hâtifler. Gayıptan işitilen sesler. * Nidâ eden melekler. |
| KATİFE: | (C.: Katâif) Kadife. |
| LATİF: | Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip. * Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden. * Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen. * Çok lutf edici. * Derin, gizli. |
| LATİFE: | Hoş söz. Şaka. Mizah. Söz ile iltifat. İnsanın çok ince ve hassas olup kalbe bağlı bir duygusu. (Mukabili ciddiyettir) (Bak: Letâif) |
| LATİFE-İ RABBANİYE: | İnsanın kalbine bağlı ve bütün duygularının sultanı olan ince bir duygudur ki, İlâhî hakikatlar onunla hissedilip zevkedilir. |
| LATİFEGU: | f. Lâtifeci, şakacı. Lâtife söyliyen. |
| LATİFEPERDAZ: | f. Şakacı, lâtifeci. Lâtife yapan. |
| LATİFEPERDAZAN: | (Lâtifeperdâz. C.) f. Şakacılar, lâtifeciler. |
| MUHTATİF: | Göz kamaştıran. * Kapıp götüren. |
| NEGATİF: | Fr. Mat: Sıfırdan küçük, önünde eksi işareti bulunan sayı. Menfi. * Gerçekteki karanlık ve aydınlık kısımları tersine gösteren fotoğraf camı veya filmi. ( Bak: Menfi) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ATİ : | Önde. Aşağıda. Sonra. Vâki olan. Gelecek zaman. |
| ATA : | t. Baba veya ecdaddan olan büyük. Önceden gelen. * Aynı soyun büyüğü. |