Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ÎD: | Bayram günü. Bayram. (Gidip tekrar gelen, bir kimsede âdet olup alışılan şey. Bayram tekrar geldiği için îd denilmiştir. L.R.) |
| ÎD-İ ADHÂ: | Kurban Bayramı. |
| ÎD-İ EKBER: | Arefesi Cuma gününe raslayan Kurban Bayramı. |
| ÎD-İ FITR: | Ramazan Bayramı. |
| İDA': | Emanet bırakmak. Vedia koymak. Huk: Kendi malının muhafazasını başkasına havale etme. |
| İDA': | Fasid olmak. Bozulmak. Helâk olmak. Yardım etmek. |
| İDÂA: | Zâyi etmek. Boşuna harcamak. |
| İDÂA-İ VAKT: | Vaktini boşa geçirmek. Vaktini zâyi etmek. |
| İDAB: | Herkesi ziyafete davet etme. Sofrası herkese açık olma. Doğruluğunu ve hak olduğunu herkese bildirme. |
| İDAB: | Acib nesne. |
| İDABE: | Edeblilik, terbiyeli oluş. |
| İDAD: | Saymak. Sayı. Hesab etmek. Ölüm vakti. Fark. Vergi. Bahşiş. Küfüv. Denk, hemtâ. Delilik emâresi. Parmakla hesab etmek. |
| İDAD: | (İded) Üstünlük, galibiyet, zafer. Kuvvet, zor. |
| İD'AD: | Korkutmak. |
| İDADE: | Kol bağı. |
| İDAHA: | Muti olmak, itaat etmek. |
| İDAK: | Davarın kösneyip aygır istemesi. |
| İDALE: | Bir şeyin elden ele geçmesi. |
| İDAM: | Katık. Ekmekle beraber yenen şey. |
| İDAM: | Islah etmek. Muvafık kılmak, uygun yapmak. |
| İD'AM: | Direk vurmak. |
| İDAME: | Devam ettirmek. Dâim ve bâki kılmak. |
| İDANE: | (Deyn. den) Borç, ödünç verme, ikrâz. |
| İDANETEN: | Borç olarak, ödünç olarak, idane suretiyle. |
| İDARE: | Devrettirmek. Çekip çevirmek. Döndürmek. Kullanmak. Becermek. |
| İDARE-İ ASKERİYE: | Askerlik işleriyle meşgul olan idare. |
| İDARE-İ EKVANÎ: | Kevnlerin, âlemlerin idaresi, tasarrufu. |
| İDARE-İ MAHSUSA: | İlk adı "İdare-i Aziziye" olan devlet vapur işletme dairesi. |
| İDARE-İ MASLAHAT: | Bir işi mümkün mertebe iyi-kötü yürütmek. |
| İDARE-İ MEŞRUTA: | Meşrutiyet idaresi, meşrutiyetle idare. |
| İDARE-İ MUTLAKA: | Bir hükümdarla idare. Bir hükümdarın idare ve yönetimi altında bulunan devlet. Mutlakiyet idaresi. |
| İDARE-İ MÜSTEBİDE: | İstibdat idaresi. |
| İDARE-İ ÖRFİYE: | İcabında devletin bir yerde mülki idareye ait nizamları tatil ile kanunen kurduğu askerî idare. Örfi idâre, sıkıyönetim. |
| İDARE-İ UMÛR: | İşlerin görülmesi. |
| İDARE FİTİLİ: | Eskiden geceleyin yatak odalarını aydınlatmak için zeytinyağı konmuş küçük bir tabağın içinde yakılan bir çeşit fitilin adıdır. Küçük petrol lâmbalarına da idâre denildiği için bunların fitillerine de bu ad verilir. |
| İDAREHANE: | f. Bir işe bakan hey'etin veya bir işi idare edenlerin toplanarak iş gördükleri yer ve dâire. Dergi, gazete vs. gibi yayınların yazı işlerine bakılan dâire. |
| İDARE KANDİLİ: | Yatak odalarını aydınlatmağa ve elde gezdirmeğe mahsus küçük, ışığı az lâmba. |
| İDARETEN: | İdare için. Kanun ile değil, işin gelişine göre yaparak. İdare yoluyla, işi idare ederek. |
| İDARÎ: | İdare. İdare ile alâkalı. |
| İD'AS: | Tepelemek. |
| İDAVE: | (C: Edâvâ) Deriden yapılmış su kabı. Asker matarası. |
| İDB: | Acib iş. |
| İDBAK: | Ulaştırmak. Yapıştırmak. Tecvidde: Harf okunduğu zaman dilin üst damağa yapışmasına denir. Bu sıfatın harfleri. Sad, dad, tı, zı'dır. İsimlerine müdbaka denir. (Bak: İtbak) |
| İDBAR: | Geriye gitmek. Geri dönmek. İşlerin ters gitmesi. Talihsizlik. Bir gezegenin diğer oniki burcun tertibine zıt olarak hareketi. (Asıl tertibe göre gitmesine de ikbal denir.) |
| İDBİSAS: | Ne kırmızı, ne siyah olmak. Ot bitmek. |
| İDCAN: | (İdcican) Gökyüzü yağmur bulutlarıyla örtülme. Hava çok sisli ve dumanlı olma. |
| İDD: | Büyük, acib şey. Belâ, dâhiye. Yalan. |
| İDDE: | Müddet. Zaman. Vakit. Küfüv. Hemta. Arkadaş. |
| İDDET: | Bekleme müddeti. Sayılmış. Madud. Cemaat. Hıfz. Fık: Kocasından ayrılan kadının, başkası ile evlenebilmesi için, üç defa hayız görüp temiz oluncaya kadar geçen zaman. (Kocasından boşanırsa 100 gün, kocası ölürse 130 gün.) |
| İDDET-İ EŞHÜR: | Ay hesabıyla iddet beklemek. Boşanma tarihinden itibaren hür ise üç ay, cariye ise birbuçuk ay bekler. |
| İçerisinde 'ÎD' geçenler | |
| ABDULHAMİD LL: | (mi: 1842-1918) 34' üncü Osmanlı Padişâhıdır. 33 yıl saltanatta kalmış olan bu şefkatli Sultan,İslâmiyete son derece bağlı idi. Yüksek bir siyaset adamı ve devlet işlerini bizzat takibeden bir zattı. Memlekette bolluk ve refahı te'min için çalıştı. (R.Aleyh) |
| ABİD: | İbadet eden. Zâhid. Çok ibadet eden. * Köle. |
| ABÎD: | Kullar. Köleler. |
| ABİD: | f. Kıvılcım. |
| ABİDANE: | f. Kul olarak, ibâdet edene yakışır surette. |
| ABİDAT-I İSLÂMİYE: | İslâm medeniyeti anıtları. |
| ABİDE: | Uzun müddet dillerde destan olup kalan beliye ve dâhiye. * Bir milletin târihinde büyük bir değeri hâiz olan vak'a. * Fesahat ve belâgatı dolayısıyle benzeri söylenemeyen şiir. * Tarihte yüksek ve hâkim bir mevkide olan vak'aları veya büyükleri yaşatmak için yapılan bina. * Azametiyle, güzelliğiyle insanı hayrete uğratan mebani. (Süleymaniye ve Ayasofya câmileri gibi.) Uzun müddet yaşıyan edebî, ilmi, sinai eserler. * Geçmiş devirlerden kalma tarihi veya bedii kıymeti olan binalar, kaleler ve harabeleri. * Dikilmiş sütunlar ve bunların üzerindeki resimler, nakışlar, yazılar. * Abidenin arapçadaki manası bizdekinden başkadır: Kendisinden nefretle, haşyetle bahsolunan, uzun müddet dillerde destan olup kalan dâhiye ve beliyyeye denir. (Türk İslâm Ansiklopedisi) |
| ABİDE: | İbâdet eden kadın. (Abide-i zâhide gibi) |
| A'BİDE: | (Abd. C.) Köleler. Abid. |
| ABİDEVÎ: | Abide gibi. Abideyi andıran, âbideye benzeyen şekilde. |
| ADEM-İ İKTİDAR: | İktidarsızlık. Güçsüzlük. Kuvvetsizlikten gelen hastalık. |
| ADİD: | Ağaç kesmek. |
| ADİD: | Kesilmiş ağaç. * Tepesine el yetişen hurma ağacı. |
| ADİD: | (Adide) Çok. Bir çok sayı. Çok şeyler. Müteaddid. Birinin dengi. |
| ADİD: | Hasım. * Arkadaş. * Isırma. Bir ısırımlık lokma. (Bak: Adûd) |
| AFERİDE: | (C: Aferidegân) f. Yaratılmış, mahluk. |
| AHADİD: | Sopa ve kamçı gibi şeylerin vücudda bıraktığı izler. (Bak: Uhdud) |
| AHD-İ CEDİD: | f. İncil. |
| AHİD: | Seninle muâhede eden. * Ahdolunmuş nesne. |
| AHİD: | (Bak: Ahd) |
| AHİD-ŞİKEN: | f. Ahdi bozan, anlaşmayı bozan. |
| AHLÂK-I HAMİDE: | Beğenilen güzel ahlâk.(Hz. Muhammed (A.S.M.) bütün ahlâk-ı hamidede en yüksek ve yetişilmeyecek bir dereceye malik idi...... Onda içtima etmiş ahlâk-ı hamidedir ki her bir haslette en yüksek tabakada olduğuna dost ve düşman ittifak ediyorlar. M.) |
| AİD: | Geri gelen, dönen. Râci. Dâir. * Bir kimse veya bir şeyle ilgili olan. * Hastayı ziyaret eden. |
| AİDAT: | (Aide. C.) Gelirler, kazançlar. * Resim, vergi. İrad. Belirli sürelerde bir derneğe ödenmesi taahhüd edilen para. |
| AİDE: | (C: Avâid - Aidat) Kâr, kazanç, fayda, gelir. |
| AİDİYYET: | Alâkalılık, ilgililik. Aid olma. Birine mahsus olma. |
| AKAİD: | (Akide. C.) Akideler. İtikad olunan hakikatlar. İtikada dâir kaziye ve hükümler, esaslar.(Akaidî ve imanî hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir. Evet, Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle vicdanî ve aklî olan imani hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve te'sirleri zayıf kalır. Bu hale, Alem-i İslâmın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir. İ.İ) |
| AKAİD-İ DİNİYE: | Dini akideler. İmâni esaslar.(Ben tahmin ediyorum ki: Eğer şeyh Abdulkadir-i Geylâni (R.A.) ve Şah-ı Nakşibend (R.A.) ve İmâm-ı Rabbâni (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsa idiler; bütün himmetlerini hakaik-ı imâniyyenin ve akaid-i İslâmiyyenin takviyesine sarfedeceklerdi. Çünkü, saadet-i ebediyyenin medârı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyyeye sebebiyet verir. M.) |
| AKALİD: | Yoğurt. |
| ÂKİD: | Kuyunun çevresi, etrafı. |
| AKİD: | Aralarında akid yapanlardan her birisi. (Bak: Akd) |
| AKİDE: | İnanılan ve itikad edilen esas. İmân. * Bir nevi şeker adı. |
| AKİDE-İ TEVHİD: | Allah'ın bir olduğuna inanmak. |
| ÂKİDEYN: | Huk: Her akidde anlaşmayı yapan her iki taraf. |
| ALÂ HİDE: | Tek başına, münferiden, ayrıca. |
| ALE-L-KAİDE: | (Ka, uzun okunur) Kurala, kaideye göre. |
| ÂMİD: | Diyarbakır'ın önceki adı. |
| AMİD: | Çok hasta. * Aşk hastası. * Başlıca nokta. * Önder, şef, komutan. Rehber. * Haraç alan kimse. |
| A'MİDE: | (Amud. C.) Direkler. Temeller. Sütunlar. * Mc: Büyük kimseler. Büyükler. |
| AN-I VÂHİD: | Aniden, birdenbire, bir an. |
| ANÎD: | (İnad. dan) Çok inadçı. * Daima suyu akıp iyileşmeyen yara. (Bak: Anud) |
| ANÎDE: | Kabile, ehl-i beyt. |
| ÂRÂMİDE: | f. Rahat olan, dinlenen, sükûn halinde ve rahatta bulunan. |
| AREMİDE: | f. İstirahat eden, dinlenen. Rahat kişi. |
| ARŞİDÜK: | Fr. Avusturya ve Macaristan İmparatorluk hanedanı prenslerine verilen ünvandır ve "Büyük Düka" demektir. Türkçe'de Arşuduka da denmiştir. ARŞİV : Fr. Eski ve tarihçe kıymetli olan resmi kayıt ve kâğıtların saklandığı yer. * Bir mevzu hakkında toplanmış muhtelif vesikaların hepsi. |
| ASÂKİR-İ MUVAHHİDÎN: | Allahın birliğine inanan askerler. İslâm ordusu. |
| ASİD: | Başında bir zahmet olup boynunu döndüremeyen ve eğilemeyen, burnundan sümüğü akan deve. |
| ASİDE: | Bulamaç adı verilen yemek. |
| ASTİN-BERÇİDE: | f. Hazırlanan veya hazırlanmış (adam). |
| ASTİN-MALİDE: | f. Hazırlanmış, hazırlanan (adam). |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ÎD-İ ADHÂ : | Kurban Bayramı. |