Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ÜMM: | Ana, anne, vâlide. Nine. Asıl, esas. Başlıca olan şey. |
| ÜMM-İ SELEME: | (Mi: 542-626) Ümmehât-ı Mü'minînden olup, Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın son vefat eden zevcesi idi. 378 Hadis-i şerif rivayet etti. (R.A.) |
| ÜMM-ÜD DEM: | Kırmızı kan damarlarında görülen kabarma. Bu nabız damarlarından birisine açılan kan kesesi. |
| ÜMM-ÜD DİMAĞ: | Beyin zarı. |
| ÜMM-ÜD DÜNYA: | Dünyanın anası. Mısır. |
| ÜMM-ÜL BİLÂD: | Mekke-i Mükerreme. |
| ÜMM-ÜL HABÂİS: | Şarap, rakı gibi haram olan içki. |
| ÜMM-ÜL KİTAB: | Kitabın anası, esası. Levh-i Mahfuz ve ilm-i İlâhî. (Yâni: Kur'ân, İlm-i İlâhîde, Levh-i Mahfuz'da ezelî ve ebedî olarak mahfuz bulunduğundan Kur'anın aslı ve anası mânasında kullanılan bir tabirdir.) Kur'an-ı Kerim'in müteşabih olmayan muhkem âyetlerine de kitabın anası, esası mânasında Ümm-ül Kitab denilir. Fâtiha Suresi. Diğer bir mânada bütün müsbet ve faydalı kitabların anası ve mercii olarak Kur'an-ı Kerim'e de denir.) |
| ÜMM-ÜL KURÂ: | Mekke-i Mükerreme. |
| ÜMM-ÜL KUR'AN: | Fâtiha Suresi. |
| ÜMM-ÜL VELED: | Huk: Çocuğunun kendi efendisinden olduğunu söyleyen çocuk doğurmuş cariye. |
| ÜMM-ÜN NÂFİ': | Tavuk. |
| ÜMM-ÜN NÜCUM: | Gök. Sema. |
| ÜMM-ÜT TAÂM: | Buğday. |
| ÜMM-ÜT TÂRIK: | Deve kuşu. |
| ÜMM-ÜT TARÎK: | Ulu yol. Yüce yol. |
| ÜMMAN: | Emin kimse. Emniyetli kişi. |
| ÜMMEHAT: | (Ümm. C.) Analar. Esaslar, asıllar. İslâmî ana eserler. Me'haz olabilecek kıymetli ilmî eserler. |
| ÜMMEHÂT-ÜL MÜ'MİNÎN: | Mü'minlerin anaları. Peygamberimiz Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın mübarek zevceleri. |
| ÜMMET: | Cemaat, kavim, taife. Bir hâkim milletin ashabından olan hey'et-i içtimaiye. Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi. Bir peygamberin Hakka davet ettiği cemaat. Bir dille konuşan millet. Arkasına düşülecek bir cemaat veya tarikat. |
| ÜMMET-İ KAİME: | Hakşinas, doğru, doğrudan ve Allah için kalkan, müstakim ve âdil ümmet. |
| ÜMMİ: | Anasından doğduğu gibi kalmış ve tahsil görmemiş, mekteb ve medresede okumamış kimse. Yazı yazmak bilmeyen. (Ümmi ile câhil arasında fark vardır. Ümmi yalnız okuyup yazmak bilmiyendir. Câhil ise, okuyup yazmak bilse de, bir şey bilmiyen kimsedir, her ümmi câhil değildir.) Anaya mensub olan.(Mefhar-i Âlem (A.S.M.) hiç bir mektebde, medresede ve hiçbir beşerden tahsil görmeden, ümmiliğiyle beraber, evvel, âhir ilimlerle mücehhez olması, Âlem-i İslâma, âlemlere ve dünyaya rahmet olması ve Onun bir misli ve benzeri bulunmaması, en büyük mu'cizelerden ve Hak Peygamber olduğuna dair en mühim delillerdendir.) |
| ÜMMİ SİNAN: | (Vefatı Hi: 958, Mi: 1551) Halvetî Tarikatı, Sinaniye kolunun piridir. Bursa'lı olduğu nakledilir. Karaman'lı olduğu hakkında da rivayet vardır. Risale-i Şerife-i İstanbulî Ümmi Sinan adında bir eseri vardır. (R. Aleyh.) (Osmanlı Müellifleri sh: 214) |
| ÜMMİYANE: | f. Bir şey bilmiyormuşçasına. Ümmilere yakışır halde. Okur yazar olmadan. |
| ÜMMİYYE: | Analık, annelik. |
| ÜMMİYET: | Ümmi oluş. Ümmi kimsenin hali. Okur-yazarlığı olmamak. |
| İçerisinde 'ÜMM' geçenler | |
| AH-LİÜMM: | Baba ayrı, ana bir kardeş. |
| BENU-L ÜMM: | Ana bir kardeş. |
| CÜMMA': | Bir araya gelerek toplanmış şey, küme. |
| CÜMMAH: | Temrensiz, ucu yuvarlak ok. (Oğlancıklar onunla ok atmayı öğrenirlerdi) |
| CÜMMAR: | Hurma yağı denilen beyaz bir maddedir ve hurma ağacının başından çıkar ve araplar onu yerler. |
| CÜMMEL: | (Cümel) Harflerin, sayı kıymetine göre hesaplanması. Ebced. (Bak: Ebced) * Bir kaç urganın birleştirilmesinden meydana gelmiş olan çok kalın gemi halatı. |
| CÜMMET: | Suyun biriktiği yer. * Başta toplanan saç. * Omuzlara inen saç. |
| CÜMMEYZ: | İncire benzer bir yemişin adı. |
| DÜMEL (DÜMMEL): | Tıb: Büyük kan çıbanı. |
| DÜMME: | Arap oyunlarından bir oyun ismi. * Yol, tarik. |
| EBRÂR-I ÜMMET: | Ümmetin iyileri. Hayırlıları. |
| ENKAZ-I ÜMMİD: | Ümit yıkıntısı, ye'se düşme. |
| HABR-ÜL ÜMMET: | Ümmetin âlimi, meşhur âlim. |
| HELÜMM: | "Tez getir" mânasına gelir. |
| HELÜMME CERRA: | (Helümme cerren) "Var kıyas eyle... Çek beri getir." gibi kinâye için söylenen bir tabirdir. |
| HÜMMA: | (C.: Hümmeyât) Hastalıktan dolayı vücudda meydana gelen harâret. * Nöbetli hastalık. * Sıtma. |
| HÜMME: | Kara. * Diş eti kararmak. |
| HÜMMEYAT: | (Hümmâ. C.) Hastalıktan dolayı vücutta meydana gelen şiddetli hararetler, ateşler. * Sıtmalar. * Nöbetli hastalıklar. |
| İCMA-İ ÜMMET: | Ist: Aynı asırda yaşamış olan İslâm âlimlerinden müctehid olanların, şeriatın bir mes'elesi hakkında verilen hükümde birleşmeleridir. |
| İHTİLAF-I RE'Y-İ ÜMMET: | Ümmetin re'y ayrılığı. Halkın fikirlerinin başka başka olması. |
| KÜBERA-YI ÜMMET: | Ümmetin uluları, büyükleri. |
| KÜMM: | (C: Ekmâm-Ekmime) Gömlek yeni. |
| KÜMME: | Kavuk. |
| KÜMMEL: | (Kâmil. C.) Kâmiller. Olgunlar. İlmen, dinen ve mânen kâmil olan büyük zatlar. Büyük mâneviyat ve fazilet sahibi insanlar. |
| KÜMMELÎN: | (Kâmil ve kümmel. C.) Kâmiller. |
| KÜMMÎ: | Konik. Koni biçiminde olan. |
| Lİ-ÜMMİN: | Ana cihetinden. |
| LÜMME: | Nişan. Alâmet. Damga. Nokta. * Vesvese, kuruntu. * Çok cemaat, çok kalabalık.(İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan o büyük insanın bir fihristesi ve hulâsasıdır. İnsanda bulunan nümunelerin büyük asılları, insan-ı ekberde bizzarure bulunacaktır. Meselâ: Nasılki insanda kuvve-i hâfızanın vücudu, âlemde Levh-i Mahfuz'un vücuduna kat'i delildir. Öyle de: İnsanda kalbin bir köşesinde lümme-i şeytaniye denilen bir âlet-i vesvese ve kuvve-i vâhimenin telkinatiyle konuşan bir şeytani lisan ve ifsat edilen kuvve-i vâhime, küçük bir şeytan hükmüne geçtiğini ve sahiplerinin ihtiyarına zıd ve arzusuna muhalif hareket ettiklerini hissen ve hadsen herkes nefsinde görmesi, âlemde büyük şeytanların vücuduna kat'i bir delildir.Ve bu lümme-i şeytaniye ve şu kuvve-i vâhime, bir kulak ve bir dil olduklarından, ona üflüyen ve bunu konuşturan haricî bir şahs-ı şerirenin vücudunu ihsas ederler. L.) |
| LÜMME-İ ŞEYTÂNİYE: | şeytanın vesvesesi. Şeytanın verdiği kuruntu. |
| LÜMMÎ: | Toplanmaya dâir. * Nazarî ve aklî delil. (Bak: Limmî) |
| LÜMMİYET: | (Limmiyet) İllet ve sebebiyet. |
| LÜMME-İ ŞEYTÂNİYE: | Şeytanın vesvesesi. Şeytanın verdiği kuruntu. |
| RÜMMAN: | Nar denilen yemiş. |
| RÜMMANE: | Kapan taşı. * Kırkbayır. |
| RÜMME: | (C.: Rumem-Rumam) Eskimiş urgan parçası. |
| SİMM (SEMM-SÜMM): | (C.: Simâm-Sümum) Küçük dar delik. * İğne deliği. * Ağu, zehir. *Kast. * Düzeltme, ıslah. * Set. |
| SİNAN-İ ÜMMİ: | (Vefatı: Hi: 1075) Halveti Tarikatı Yiğitbaşı kolu ileri gelenlerinden olup Kutb-ül Meâni adında Türkçe mensur bir eseri ile matbu ve müretteb bir divanı vardır. Muhammed Sinan-ı Ümmi, Konya vilâyeti dahilinde Elmalı'dan olup orada dâr-ı bekaya hicret etmiştir. (R. Aleyh) (Osmanlı Müellifleri sh: 187) |
| SÜMM: | Kumaş. * Şey. * Atıf harflerinden bir harf. |
| SÜMMAK: | Türkçede "tadım" denilen ekşi taneler. |
| SÜMME: | Sonra, ba'dehu gibi mânalara gelen bir zarftır. Bazan istiâre olarak "vav" mânâsına da kullanılır. * Harf-i atıftır. Sonraki mânayı evvelkiyle bağlar veya tertib, mühlet iktizasını ifade eder. |
| SÜMME: | Bir tutam ot. |
| SÜMMEHA: | Yalan ve bâtıl nesne. * Yer ile gök arası. * Her tarafa dağılıp gitmek. |
| SÜMMET-TEDARİK: | Sonradan, başka yerlerden tedarik edilmiş olan. Sonradan düşünülmüş, uydurulmuş. |
| ÜCÜMM: | Medine ehlinin taştan yaptıkları hisar. * Sığınacak yer. * Damlı dört köşeli ev. |
| ÜMM-İ SELEME: | (Mi: 542-626) Ümmehât-ı Mü'minînden olup, Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın son vefat eden zevcesi idi. 378 Hadis-i şerif rivayet etti. (R.A.) |
| ÜMM-ÜD DEM: | Kırmızı kan damarlarında görülen kabarma. Bu nabız damarlarından birisine açılan kan kesesi. |
| ÜMM-ÜD DİMAĞ: | Beyin zarı. |
| ÜMM-ÜD DÜNYA: | Dünyanın anası. Mısır. |
| ÜMM-ÜL BİLÂD: | Mekke-i Mükerreme. |
| ÜMM-ÜL HABÂİS: | Şarap, rakı gibi haram olan içki. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ÜMM-İ SELEME : | (Mi: 542-626) Ümmehât-ı Mü'minînden olup, Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın son vefat eden zevcesi idi. 378 Hadis-i şerif rivayet etti. (R.A.) |
| ÜMA' : | Kedi miyavlaması. |