Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ÜSTAH: f. Edebsiz, hayasız, utanmaz kimse.
İçerisinde 'ÜSTAH' geçenler
BÜSTAH: f. Edebsiz, küstah, utanmaz.
GÜSTAH: f. Arsız, edepsiz, küstah, saygısız.
MÜSTAHAK: Hak eden, hak etmiş. * Kendisi kazanmış.
MÜSTAHAZA: (Bak: İstihaza)
MÜSTAHBER: (C.: Müstahberât) (Haber. den) Haber alınmış, işitilmiş, duyulmuş.
MÜSTAHBERÂT: (Müstahbere. C.) (Haber. den) Öğrenilmiş, alınmış haberler.
MÜSTAHBİR: (Haber. den) Duyan, işiten, haber alan.
MÜSTAHCER: (Hacer. den) Taş hâline gelmiş. Sertleşip taşlaşmış.
MÜSTAHDEM: Ücretle çalışan, hizmette bulunan, hademe.
MÜSTAHDES: Sonradan ihdas edilmiş, sonradan meydana çıkarılmış.
MÜSTAHDİM: Hizmette kullanan, istihdam eden.
MÜSTAHDİS: Yeni bir şey bulucu.
MÜSTAHFAZ: (C.: Müstahfazin) (Hıfz. dan) Koruyan, hıfzeden, muhafaza eden.
MÜSTAHFAZÎN: (Müstahfaz. C.) Müstahfazlar.
MÜSTAHFIZ: Tar: Yeniçeriliğin kaldırılmasından evvel, kale, hisar ve memleket muhafazasında bulunan kimseler hakkında kullanılan bir tabirdi. İlk zamanlardaki müstahfızlık, daim hizmet hâlinde olduğu için kendilerine timar verilirdi. Sonraki müstahfızlık ise, harp gibi lüzum görüldüğü zaman askerlik hizmetine çağrıldığı için bu gibilere yalnız hizmete çağırıldıkları zaman, diğer askeri efrad gibi, maaş ve tayin verilirdi.
MÜSTAHİK: Hak etmiş, hak kazanmış, lâyık.
MÜSTAHİKKÎN: Hak kazanmış olanlar, haketmiş olanlar.
MÜSTAHİL: İmkânsız, olmayacak şey. Boş.
MÜSTAHİLAT: (Müstahil. C.) İmkânsız şeyler. * Mânâsız, boş ve saçma şeyler.
MÜSTAHİLL: Helâl addedici olan. Helâllaşmayı isteyen.
MÜSTAHKAR: (Hakaret. den) Hakir, hor görülen, küçümsenen.
MÜSTAHKEM: Sağlamlaştırılmış, istihkâm edilmiş. (Bak: Muhkem)
MÜSTAHKIR: (Hakaret. den) Hakir gören, istihkar eden, küçük gören, küçümsiyen.
MÜSTAHKİM: Sağlamlaştıran, istihkâm eden.
MÜSTAHLAS: (Halâs. dan) Kurtarılmış, halâs edilmiş.
MÜSTAHLEB: Süt gibi beyaz ve sübye tarzında hazırlanmış, süt haline getirilmiş ilâç.
MÜSTAHLEF: (Halef. den) Kendi yerine geçirilmiş. Başkasının yerine konulmuş.
MÜSTAHLİB: (Halb. dan) Tırmalayan.
MÜSTAHLİB: (Halb. dan) Sağan.
MÜSTAHLİB-İ LEBEN: Süt sağan.
MÜSTAHLİF: (Halef. den) Kendi yerine geçiren. Başkasının yerine koyan.
MÜSTAHLİS: (Halâs. dan) Kurtaran, halâs eden. Kurtarıcı.
MÜSTAHMİL: (Haml. dan) Yüklenen, istihmâl eden.
MÜSTAHREC: Alınmış, çıkarılmış, istihrâc edilmiş olan.
MÜSTAHRİC: (Huruc. dan) İstihrac eden, çıkaran. İbâreden mâna çıkarmak istidadında olan.
MÜSTAHSAL: (C.: Müstahsalât) (Hâsıl. dan) Yetiştirilmiş, hâsıl olmuş, üretilmiş.
MÜSTAHSEN: Beğenilen. Güzel ve herkesin beğendiği. * Dinimizin güzel gördüğü şeylerin her biri.
MÜSTAHSİL: (Hâsıl. dan) Yetiştiren, hâsıl eden, husule getiren, elde eden. Üretici.
MÜSTAHSİLÎN: (Müstahsil. C.) Yetiştirenler, müstahsiller, üreticiler.
MÜSTAHSİN: Beğenen, iyi gören, iyi bulan.
MÜSTAHSİNÂNE: f. Beğenerek, beğenmek suretiyle, beğenircesine.
MÜSTAHSİR: Yorulup halsiz düşen.
MÜSTAHYİ: (Hayâ. dan) Utanan, utangaç. Hayâ eden.
MÜSTAHZAR: (Huzur. dan) Hazır, hazırlanmış. * Huzura getirilmiş. Zihinde tutulan.
MÜSTAHZARAT: (Müstahzar. C.) Hazırlanmış şeyler.
MÜSTAHZIR: (Huzur. dan) Hazırlıyan. * Huzura getiren.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ÜSTAD : (Üstaz) İlim veya san'atta üstün olan kimse. Usta, san'atkâr. Muallim, profesör. Bilgide veya san'atta veya amelde meharetli zât.
ÜSAL : Çok miktar mal.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...