Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
İĞ: Yün, pamuk vs. kıvırmağa mahsus iğne.
İĞDE: Kızılcığa benzer bir meyve ve bu meyveyi veren ağaç ve çiçeği.
İĞDİŞ: f. Burulmuş, enenmiş hayvan. Erkeklik bezleri (hayaları) çıkarılmış at. Melez.
İĞERÇİN: Karar veremeyen, mütereddit, kuşkulu.
İĞNEDAN: İğne koymağa mahsus küçük kutu.
İĞNELEMEK: t. İğne ile delmek.
Kalıbını almak için kenarlarını iğne ile delerek işaretlemek.
Mc: Sözle hırpalamak. Dokunaklı konuşmak.
İĞNELİ FIÇI: Mc: Eziyetli ve usandırıcı iş. İnsana eziyet veren ve rahatsız eden yer.
İĞRETİ: t. Ödünç, borç, kendi malı olmayan. Yerli ve sabit olmayan, muallak gibi duran.
Muvakkat, bağlı bulunmayan, geçici.
Fıtrî olmayan, sahte, sun'î.
İĞTİŞAŞAT: (İgtişaş. C.) Karışıklıklar, kargaşalıklar, fenâlıklar.
İĞTİTA': Örtünme, bir şeye sarınma.
İĞTİZAL: İplik eğirme.
İçerisinde 'İĞ' geçenler
AB-I CİĞER: Ciğer suyu. * Göz yaşı.
AKCİĞER: Göğüs boşluğunu dolduran ve solunmağa yarayan bir organ. Ree.
AKL-I BÂLİĞ: Yetişmiş genç. Erginlik hâli. Onbeşini doldurmuş genç.
BABAYİĞİT: Yetişmiş delikanlı, tam bedenî kuvvetini almış genç. Cesur, yiğit.
BÂLİĞ: (Bâliğa) Yetişmiş. Olgun yaşına gelmiş. Aklı kemal bulmuş, erişmiş, varmış.
BÂLİĞ: f. Boynuzdan yapılan kadeh.
BELİĞ: Edb: Belâgatli kimse. Meramını tamamen, noksansız ve güzel sözlerle anlatmağa muktedir olan. * Kâfi derecede olan. Yeter olan.
BÎ-CİĞER: f. Korkak, ciğersiz, yüreksiz.
BÎ-DİRİĞ: f. Esirgemeyen, elinden geleni yapan. * Esirgenmeyen.
CİĞER: f. Ciğer. Bağır. * Keder, sıkıntı, elem. * Avaz.
CİĞER-DÂR: f. Yürekli, ciğerli, cesâretli.
CİĞER-DER: f. Ciğer söken, ciğer parçalıyan.
CİĞER-DÛZ: f. Ciğeri delip geçen.
CİĞER-FÜRÛŞ: f. Ciğerci, ciğer satan.
CİĞER-GÛŞE: f. Evlât, yavru. * Sevgili. Mâşuk.
CİĞER-HÛN: f. Ciğeri kanlı. Çok acıklı.
CİĞER-PÂRE: f. Sevgili yavru, evlâd.
CİĞER-SÛZ: f. Çok acı. Ciğer yakar derecesindeki teessür.
CİĞER-ŞÜKÂF: f. Ciğer parçalayan. Çok acı veren.
DAMİĞA: Dimağa işlemiş olan baş yarığı. (Bak: Amme)
DİRİĞ: f. Men'etmek, korumak, esirgemek. * Eyvâh, yazık.
EHL-İ İSTİĞRAK: Manevi bir coşkunlukla kendinden geçmiş hâle giren zatlar.
İĞDE: Kızılcığa benzer bir meyve ve bu meyveyi veren ağaç ve çiçeği.
İĞDİŞ: f. Burulmuş, enenmiş hayvan. Erkeklik bezleri (hayaları) çıkarılmış at. Melez.
İĞERÇİN: Karar veremeyen, mütereddit, kuşkulu.
İĞNEDAN: İğne koymağa mahsus küçük kutu.
İĞNELEMEK: t. İğne ile delmek. * Kalıbını almak için kenarlarını iğne ile delerek işaretlemek. * Mc: Sözle hırpalamak. Dokunaklı konuşmak.
İĞNELİ FIÇI: Mc: Eziyetli ve usandırıcı iş. İnsana eziyet veren ve rahatsız eden yer.
İĞRETİ: t. Ödünç, borç, kendi malı olmayan. Yerli ve sabit olmayan, muallak gibi duran. * Muvakkat, bağlı bulunmayan, geçici. * Fıtrî olmayan, sahte, sun'î.
İĞTİŞAŞAT: (İgtişaş. C.) Karışıklıklar, kargaşalıklar, fenâlıklar.
İĞTİTA': Örtünme, bir şeye sarınma.
İĞTİZAL: İplik eğirme.
İSTİĞFAR: (Gufran. dan) Afv dilemek. Cenab-ı Hak'tan kusurlarının affedilmesini, günahlarının bağışlanmasını dilemek. Tevbe etmek. Yalvarmak. " Estağfirullâh" demek.(Cehennem azabını intaç eden büyük bir günahı işleyen bir adam, Cehennem'in tehdidatını işittikçe istiğfar ile ona karşı siper almazsa bütün ruhiyle Cehennem'in ademini arzu ettiğinden küçük bir emare ve bir şüphe Cehennem'in inkârına cesaret veriyor. L.)(Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki, nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksiratdan takdis etsin. Evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz te'vil ile te'vil ettirir. $ sırriyle: Nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Alişan, $ dediği halde, nasıl nefse itimad edilebilir. Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstahak olur. L.)
İSTİĞLALEN: Gayrimenkulü rehine koymak suretiyle.
KOÇ YİĞİT: Güçlü kuvvetli, bahadır, gözünü budaktan sakınmaz, cengâver.
KUHCİĞER: f. Dağ yürekli, kahraman, bahâdır, yiğit.
LAHT-I CİĞER: Ciğerden kopma.
LÂM-I TA'RİF VEYA LÂM-I İSTİĞRAK: Kelimenin mânâsını umuma teşmil ettiği için, istiğrak mânâsı verilir. El-i istiğrak veya harf-i ta'rif de denir. Meselâ: Hamd kelimesi herhangi bir hamdi ifâde ettiği halde; El-Hamd dediğimiz zaman her ne kadar hamd varsa, bütün hamd ve senâlar mânâsına gelir. Bu, harf-i ta'rif ile olur. Harf-i ta'rif bir kelimeyi belirsiz halden belirli hâle koyar. Muayyeniyyet mânâsını verir. Bunlar elif ve lâm harflerinden teşekkül eder. El-Mekteb'de olduğu gibi. Mekteb herhangi bir mektebdir. El-Mekteb dendiğinde bizce muayyen, belli olan bir mekteb mânâsını ifade eder. Başına harf-i ta'rif gelen kelimeden tenvin kalkar. Nekre iken ma'rife olur.
LEHT-İ CİĞER: Ciğerden kopma parça.
LÂM-I TA'RİF VEYA LÂM-I İSTİĞR: Kelimenin mânâsını umuma teşmil ettiği için, istiğrak mânâsı verilir. El-i istiğrak veya harf-i ta'rif de denir. Meselâ: Hamd kelimesi herhangi bir hamdi ifâde ettiği halde; El-Hamd dediğimiz zaman her ne kadar hamd varsa, bütün hamd ve senâlar mânâsına gelir. Bu, harf-i ta'rif ile olur. Harf-i ta'rif bir kelimeyi belirsiz halden belirli hâle koyar. Muayyeniyyet mânâsını verir. Bunlar elif ve lâm harflerinden teşekkül eder. El-Mekteb'de olduğu gibi. Mekteb herhangi bir mektebdir. El-Mekteb dendiğinde bizce muayyen, belli olan bir mekteb mânâsını ifade eder. Başına harf-i ta'rif gelen kelimeden tenvin kalkar. Nekre iken ma'rife olur.
MEBALİĞ: (Meblâğ. C.) Paralar, akçeler.
SA'Y-İ BELİĞ: Emek harcayarak gereği gibi çalışma.
SUZ-İ CİĞER: Ciğerin yanması. Ciğer yanıklığı.
TEBLİĞ: Ulaştırmak. Götürmek. * Bildirmek. * Eriştirmek.
TEBLİĞ-İ ŞERİAT: Peygamberlere mahsus beş vasıftan birisi olan, Allah'tan (C.C.) aldıkları emir ve kanunları insanlara aynen bildirmeleri.
YEKDİĞER: Bir başkası.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
İĞDE : Kızılcığa benzer bir meyve ve bu meyveyi veren ağaç ve çiçeği.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...