Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| İDD: | Büyük, acib şey. Belâ, dâhiye. Yalan. |
| İDDE: | Müddet. Zaman. Vakit. Küfüv. Hemta. Arkadaş. |
| İDDET: | Bekleme müddeti. Sayılmış. Madud. Cemaat. Hıfz. Fık: Kocasından ayrılan kadının, başkası ile evlenebilmesi için, üç defa hayız görüp temiz oluncaya kadar geçen zaman. (Kocasından boşanırsa 100 gün, kocası ölürse 130 gün.) |
| İDDET-İ EŞHÜR: | Ay hesabıyla iddet beklemek. Boşanma tarihinden itibaren hür ise üç ay, cariye ise birbuçuk ay bekler. |
| İDDET-İ HAML: | Fık: Çocuk doğurmakla biten iddet. Kocası ölen veya boşanan gebe kadının, çocuğun doğmasını beklemesi demektir. |
| İDDET-İ HAYZ: | (Bak: Hayz) |
| İDDET-İ VEFAT: | Fık: Ölüm neticesinde icab eden iddet. Kocası ölen kadın hür ise 130 gün, cariye ise 65 gün iddet bekler. |
| İDDİA: | Bir şeyin müsbet veya menfiliğini ısrarla söylemek. İleri sürülen fikir. Dâva etmek. Israr etmek. İnat etmek. Haklı veya haksız bir dâvaya kalkışmak.(Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dâva-yı halk ve iddiâ-yı icad edemez. Zira her şey, her şeyle bağlıdır. M.) |
| İDDİAEN: | İddia ederek. Doğru olduğunu söyleyerek. |
| İDDİAÎ: | İddia ile alâkalı. Şahitsiz, delilsiz ve boş söz. |
| İDDİAİYYAT: | (İddiaî. C.) İddia ile ilgili. Şahidi olmayan sözler. |
| İDDİAM: | (Diam. dan) Payanda dayamak. |
| İDDİANAME: | Müddei umuminin (savcının), iddialarını topladığı ve soruşturma sonunda mahkemede okuduğu yazı. (Ceza işlerinde hazırlık tahkikatının neticesi, davasının açılması için kâfi olduğu anlaşılırsa savcı bu dâvayı, ya ilk tahkikatın açılması hakkında sorgu hakimine bir talepname veya doğrudan doğruya mahkemeye bir iddianame vermek suretiyle açar. Savcının bu suretle davayı açtığını bildiren yazısına iddianame denir. (O.T.D.S.) |
| İDDİFA': | Isınma, ısıtma. |
| İDDİFA-YI MÂ': | Suyun ısınması. |
| İDDİFAN: | Kölenin, efendisinin yanından kaçması. |
| İDDİHAL: | Girme, duhul etme, dahil olma. |
| İDDİHAN: | (Dühn. den) Güzel kokular sürünme. |
| İDDİHAR: | Biriktirmek, toplamak, yığmak. Kıtlık zamanında yüksek fiatla satmak üzere zahire toplayıp saklama. |
| İDDİLAC: | Gecenin geç vaktinde gitmek. |
| İDDİMAC: | Bir şeyin içine girmek. Bir yere girip gizlenmek. |
| İDDİRA': | Anlama, derketme, kavrama, fehmetme. Hile ile aldatma. (Kadın) saçını tarayıp salıverme. |
| İDDİRAK: | Akıl etme, idrak etme, anlama, fehmetme. Bir yere toplanmak. Birbirine yetişmek. |
| İDDİSAR: | Zengin olma, çok mal mülk sahibi olma. Bir şeye bürünme. |
| İDDİYAN: | Borçlanma, borca girme. |
| İçerisinde 'İDD' geçenler | |
| BECİDD: | f. Ciddi, gerçek, hakikat. * Cidden, gerçekten. |
| BİDDE: | Derman, tâkat, güç, kuvvet. |
| CİDD: | Çalışmak. Ciddiyetle yapmak. |
| CİDDEN: | Şaka olmayarak. Gerçekten. Ciddi olarak. |
| CİDDÎ: | Gerçek. Hakikat. * Ağırbaşlı, hâlleri sakin olan kişi. * Mühim. |
| CİDDİYAT: | Hakiki sözler. Ciddiyetler. |
| CİDDİYET: | Ciddîlik. * Ağırbaşlılık, sakin hâllilik. * Ehemmiyet.(Ahlâk-ı âliyeyi ve yüksek huyları hakikata yapıştıran ve o ahlâkı daima yaşattıran, ciddiyet ile sıdktır. Eğer sıdk kalkıp araya kizb girerse, rüzgârlara oyuncak olan yapraklar gibi, o adam da insanlara oyuncak olur. İ.İ.) |
| DÂR-I RİDDE: | Aslında Müslim iken sonradan irtidâd eden veya bir zaman İslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulundukları yer.(Darürridde, yani: Mürtedlerden müteşekkil bir taifenin istilâ ederek hakimiyetleri altına aldıkları yerler, bazı ahkâm itibariyle dar-ı harbden ayrılır. Meselâ: Dar-ı harb ahalisiyle musalâha akdi caiz olduğu hâlde, darürridde ahalisiyle caiz olmaz. Çünkü riddetin devamına cevaz verilemez. Şu kadar var ki, bunlar bir müddet düşünmek için mütareke talebinde bulundukları takdirde bakılır. Eğer müslümanların hakkında hayırlı görülürse bu mütarekeye muvafakat edilir. Ve eğer harb edilmesi daha muvafık görülürse bu mütarekeye muvafakat edilmez.Mütâreke kabul edildiği takdirde mukabilinde bir bedel, bir haraç alınamaz. Zirâ bu hâlde mütareke, bir akd-ı zimmete müşabih olur. Halbuki mürtedler, zimmete kabul edilemezler. Bu mütarekenin öyle iki-üç günlük, geçici bir zaman için olması icab etmez. Buna lüzumuna göre bir mühlet tayin edilir. (Ist. Fık. K.) |
| EŞİDDA: | Çok şiddetli sert olanlar. Pek şiddetli davrananlar. |
| EVİDDA: | Ahbablar. Hâlis ve sâdık dostlar. |
| HİDDET: | Öfke. Kızgınlık. Gadab. Dargınlık. Hışım. * Keskinlik. |
| HİDDET-İ BASAR: | Görüş keskinliği. |
| HİDDET-İ HAVÂS: | Duyguların keskinliği. |
| HİDDET-İ SEYF: | Kılıç keskinliği. |
| HİDDET-İ ZEKÂ: | Akıl üstünlüğü, zekâ keskinliği. |
| HİDDÎS: | Çok sözlü, çok konuşan. |
| HÜKÛMET-İ MÜSTEBİDDE: | İstibdatla idare olunan hükûmet. |
| İDDE: | Müddet. Zaman. Vakit. * Küfüv. Hemta. Arkadaş. |
| İDDET: | Bekleme müddeti. * Sayılmış. Madud. * Cemaat. * Hıfz. * Fık: Kocasından ayrılan kadının, başkası ile evlenebilmesi için, üç defa hayız görüp temiz oluncaya kadar geçen zaman. (Kocasından boşanırsa 100 gün, kocası ölürse 130 gün.) |
| İDDET-İ EŞHÜR: | Ay hesabıyla iddet beklemek. Boşanma tarihinden itibaren hür ise üç ay, cariye ise birbuçuk ay bekler. |
| İDDET-İ HAML: | Fık: Çocuk doğurmakla biten iddet. Kocası ölen veya boşanan gebe kadının, çocuğun doğmasını beklemesi demektir. |
| İDDET-İ HAYZ: | (Bak: Hayz) |
| İDDET-İ VEFAT: | Fık: Ölüm neticesinde icab eden iddet. Kocası ölen kadın hür ise 130 gün, cariye ise 65 gün iddet bekler. |
| İDDİA: | Bir şeyin müsbet veya menfiliğini ısrarla söylemek. İleri sürülen fikir. Dâva etmek. Israr etmek. İnat etmek. Haklı veya haksız bir dâvaya kalkışmak.(Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dâva-yı halk ve iddiâ-yı icad edemez. Zira her şey, her şeyle bağlıdır. M.) |
| İDDİAEN: | İddia ederek. Doğru olduğunu söyleyerek. |
| İDDİAÎ: | İddia ile alâkalı. Şahitsiz, delilsiz ve boş söz. |
| İDDİAİYYAT: | (İddiaî. C.) İddia ile ilgili. Şahidi olmayan sözler. |
| İDDİAM: | (Diam. dan) Payanda dayamak. |
| İDDİANAME: | Müddei umuminin (savcının), iddialarını topladığı ve soruşturma sonunda mahkemede okuduğu yazı. (Ceza işlerinde hazırlık tahkikatının neticesi, davasının açılması için kâfi olduğu anlaşılırsa savcı bu dâvayı, ya ilk tahkikatın açılması hakkında sorgu hakimine bir talepname veya doğrudan doğruya mahkemeye bir iddianame vermek suretiyle açar. Savcının bu suretle davayı açtığını bildiren yazısına iddianame denir. (O.T.D.S.) |
| İDDİFA': | Isınma, ısıtma. |
| İDDİFA-YI MÂ': | Suyun ısınması. |
| İDDİFAN: | Kölenin, efendisinin yanından kaçması. |
| İDDİHAL: | Girme, duhul etme, dahil olma. |
| İDDİHAN: | (Dühn. den) Güzel kokular sürünme. |
| İDDİHAR: | Biriktirmek, toplamak, yığmak. * Kıtlık zamanında yüksek fiatla satmak üzere zahire toplayıp saklama. |
| İDDİLAC: | Gecenin geç vaktinde gitmek. |
| İDDİMAC: | Bir şeyin içine girmek. Bir yere girip gizlenmek. |
| İDDİRA': | Anlama, derketme, kavrama, fehmetme. * Hile ile aldatma. * (Kadın) saçını tarayıp salıverme. |
| İDDİRAK: | Akıl etme, idrak etme, anlama, fehmetme. * Bir yere toplanmak. * Birbirine yetişmek. |
| İDDİSAR: | Zengin olma, çok mal mülk sahibi olma. Bir şeye bürünme. |
| İDDİYAN: | Borçlanma, borca girme. |
| KAHR-I HİDDET: | Hiddetin ve kızgınlığın yıkıcı galebesi. |
| MALİK-İ YEVMİDDİN: | Herkesin dünyâda yaptığının mükâfat ve cezasını göreceği yer olan âhiretin, din gününün, mâliki, sahibi olan Allah (C.C.) |
| MİDDE: | Cerahat, irin. |
| MUGİDD: | Gadap edici, kızgın, hiddetlenici. |
| MUHYİDDİN-İ ARABÎ: | (Hi: 560 - 638) İspanya'da doğmuş, Anadolu ve Arabistan'ı gezmiştir. Mutasavvıf ve büyük âlim idi. Birçok ilmi eserler yazmıştır. Kendisine Şeyh-i Ekber de denir. Fütuhat-ı Mekkiye, Füsus-ül Hikem adlı eserleri meşhurdur. Şam'da vefat etmiştir. (K.S.) |
| MUİDD: | Hazırlayıcı. Amâde edici. * İâde eden. * Sayan. |
| MÜCİDD: | Elinden geldiği kadar çalışan, gayret gösteren. |
| MUCİDDÂNE: | f. Büyük bir çalışkanlıkla. Gayret sahibi bir kimseye yakışır suret ve şekilde. |
| MÜDDET-İ İDDET: | İddet müddeti. (Bak: İddet) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| İDDE : | Müddet. Zaman. Vakit. * Küfüv. Hemta. Arkadaş. |
| ÎD : | Bayram günü. Bayram. (Gidip tekrar gelen, bir kimsede âdet olup alışılan şey. Bayram tekrar geldiği için îd denilmiştir. L.R.) |