Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
İFA': Çocuğun büyümesi.
İFA: Ödemek. Yerine getirmek. Söz verdiğini veya vazife bildiğini yerine getirmek. Kılmak. Yapmak.
İFA-Yİ VAZİFE: Görevini yapma, vazifesini yerine getirme.
İFAD: Bir kimseyi elçilik (sefirlik) vazifesiyle gönderme.
İFADAT: (İfâde. C.) Anlatmalar. İfadeler.
İFADAT-I LÂZİME: Gerekli ifadeler.
İFADE: Anlatmak. Söylemek.
Fayda vermek, fayda tutmak.
İFADE-İ CEBRİYYE: Zoraki ifade.
Mat: Cebir işaretleri ile maksadını anlatma.
İFADE-İ MERAM: Dilek ve maksadını anlatmak.
İFADE-İ ŞİFAHİYYE: Ağızdan söyleyerek, şifahî olarak ifade ederek.
İFADE-İ TAHRİRİYE: Yazı ile anlatış.
İFAHA: Yellenmek.
İFAHE: Kan fışkırtma.
Kanatma.
İFAKAT: (Fevk. den) İyileşme, hastalıktan kalkma. Hastalıktan kurtulup tamamen iyileşinceye kadar aradan geçen zaman.
Ayılma. Sarhoşluk veya baygınlıktan kurtulma.
İFAKAT-PEZİR: f. İyileşmesi mümkün, iyileşebilir.
İFAKAT-YÂB: f. İfakat bulucu, iyileşen.
İFAKAT-YAFT: f. Sıhhat bulan, iyileşen, hastalıktan kalkan.
İFAL: Sür'atle gitmek, hızla gitmek.
Uzaklaşmak, ırak olmak.
İFASA: Yumuşak söylemek.
Aşikâre söylemek. Açık açık konuşmak.
İFATE: (Fevt. den) Kaybetme, kaçırma, elden çıkarma.
İFATE-İ FIRSAT: Fırsatı kaçırma. Fırsatı değerlendirememe.
İFATE-İ VAKT: Vakit kaybetme, zaman harcama.
İFAVE: Çorbanın iyisi.
Çömlek kaynarken yüzüne çıkan köpük.
İFAZA: (Feyz. den) Bereketlendirmek. Feyz vermek. Bol bol dağıtmak ve akıtmak. Taşıp yayılmak.
İFAZA-BAHŞ: f. Feyizlendiren, feyiz aldıran.
İFAZE: (Fevz. den) Maksada erdirmek. Merama kavuşmak. Zaferyâb eylemek.
İçerisinde 'İFA' geçenler
ADEM-İ İTTİFAK: İttifaksızlık. Uyuşmazlık.
ADEM-İ KİFÂYET: Kifâyet etmeme, kâfi gelmeme, yetmezlik.
AFİFÂNE: f. İffetlice. Temiz olarak. Nazif olarak.
AKİFAN: Uzun ayaklı karınca. * Araptan bir kabile adı.
ALE-L-KİFAYE: Yetecek kadar, kâfi gelir derecede, yeter derecede.
ÂRİFAN: f. Ermişler. Arifler.
ÂRİFANE: t. Arife yakışır surette. Bilene yakışır şekilde. İrfan sahibi olarak.
BA'DEL İFA: (Ba'de-l ifâ) Yapıldıktan, ifâ edildikten sonra.
BEYT-ÜZ ZİFÂF: Gelin odası. * Edb: Aynı vezinde iki mısra'dan ibâret söz.
BİLİTTİFAK: İttifak ile. Beraberce, birlikte, elbirliğiyle.
CİFAN: (Cefne. C.) Çanaklar.
CİFAR: (Cefr. C.) Geniş kuyular.
DÂR-ÜŞ ŞİFÂ: Şifa yurdu, sağlık yurdu. * Tımarhâne.
DİFAF: Hazırlandırmak.
EHL-İ VİFAK: Beğenilen işlerde birbirine muvafakat edip uyanlar, anlaşanlar.
EHVAL-İ MUHAVVİFANE: Dehşetli korkular.
FARZ-I KİFAYE: Bir kısım müslümanların yapması ile diğerlerinin günahtan kurtuldukları farz. Cenâze namazı kılmak gibi.
HADD-İ KİFAYE: Kifâyet derecesi, yeterlik derecesi.
HAİFANE: Korkakcasına, ödlekçesine.
HARİFANE: f. Esnafça. Herkes kendi masrafını, hissesine düşeni vermek suretiyle, ortaklıkla yapılan.
HASÎFANE: Aklı başında ve olgun olan bir adama yakışacak suretde.
HEM-DEST-İ VİFAK: Bir fikir ve mes'elede anlaşarak elele vermek, hep birden aynı sözü söylemek.
HİFAF: Tavaf etmek. * Ziynet vermek. * Yan, taraf.
İBRÂ-İ İSTİFA: Bir kimsenin, başka birisindeki hakkını aldığına dair ikrar etmesi.
İDDİFA': Isınma, ısıtma.
İDDİFA-YI MÂ': Suyun ısınması.
İDDİFAN: Kölenin, efendisinin yanından kaçması.
İFA': Çocuğun büyümesi.
İFA-Yİ VAZİFE: Görevini yapma, vazifesini yerine getirme.
İFAD: Bir kimseyi elçilik (sefirlik) vazifesiyle gönderme.
İFADAT: (İfâde. C.) Anlatmalar. İfadeler.
İFADAT-I LÂZİME: Gerekli ifadeler.
İFADE: Anlatmak. Söylemek. * Fayda vermek, fayda tutmak.
İFADE-İ CEBRİYYE: Zoraki ifade. * Mat: Cebir işaretleri ile maksadını anlatma.
İFADE-İ MERAM: Dilek ve maksadını anlatmak.
İFADE-İ ŞİFAHİYYE: Ağızdan söyleyerek, şifahî olarak ifade ederek.
İFADE-İ TAHRİRİYE: Yazı ile anlatış.
İFAHA: Yellenmek.
İFAHE: Kan fışkırtma. * Kanatma.
İFAKAT: (Fevk. den) İyileşme, hastalıktan kalkma. Hastalıktan kurtulup tamamen iyileşinceye kadar aradan geçen zaman. * Ayılma. Sarhoşluk veya baygınlıktan kurtulma.
İFAKAT-PEZİR: f. İyileşmesi mümkün, iyileşebilir.
İFAKAT-YÂB: f. İfakat bulucu, iyileşen.
İFAKAT-YAFT: f. Sıhhat bulan, iyileşen, hastalıktan kalkan.
İFAL: Sür'atle gitmek, hızla gitmek. * Uzaklaşmak, ırak olmak.
İFASA: Yumuşak söylemek. * Aşikâre söylemek. Açık açık konuşmak.
İFATE: (Fevt. den) Kaybetme, kaçırma, elden çıkarma.
İFATE-İ FIRSAT: Fırsatı kaçırma. Fırsatı değerlendirememe.
İFATE-İ VAKT: Vakit kaybetme, zaman harcama.
İFAVE: Çorbanın iyisi. * Çömlek kaynarken yüzüne çıkan köpük.
İFAZA: (Feyz. den) Bereketlendirmek. Feyz vermek. Bol bol dağıtmak ve akıtmak. Taşıp yayılmak.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
İFA' : Çocuğun büyümesi.
İF : Vakit.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...