Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| İKAN: | İyi ve yakînen bilmek. Sağlam bir iş. Yakin hasıl etmek ve edilmek suretiyle bilmek. |
| İçerisinde 'İKAN' geçenler | |
| ANGLİKAN: | İngiliz kilisesine bağlı kimse.(Anglikan Kilisesine Cevap:Bir zaman bî-aman İslâmın düşmanı, siyâsi bir dessas, yüksekte kendini göstermek isteyen vesvas bir papaz, desise niyetiyle, hem inkâr suretinde, hem de boğazımızı pençesiyle sıktığı bir zaman-ı elimde pek şematetkârane bir istifhamiyle dört şey sordu bizden. Altıyüz kelime istedi. Şemâtetine karşı yüzüne "Tuh!" demek, desisesine karşı; küsmekle sükut etmek, inkârına karşı da; tokmak gibi bir cevab-ı müskit vermek lâzımdı. Onu muhatab etmem. Bir hakperest adama böyle cevabımız var:O dedi birincide: "Muhammed (A.S.M.) dini nedir?" Dedim: İşte Kur'andır. Erkân-ı sitte-i İman, erkân-ı hamse-i İslâm, esas maksad-ı Kur'ân.Der ikincisinde: "Fikir ve hayata ne vermiş?" Dedim: Fikre tevhid, hayata istikamet. Buna dâir şâhidim: $Der üçüncüsünde: "Mezâhim-i hâzıra nasıl tedavi eder?" Derim: Hurmet-i riba, hem vücub-u zekâtla. Buna dair şahidim: $ da. $Der dördüncüsünde: "İhtilâl-i beşere ne nazarla bakıyor?" Derim: Sa'y, aslı esasdır. Servet-i insaniye, zâlimlerde toplanmaz, saklanmaz ellerinde. Buna dair şahidim: $ |
| İHTİKAN: | Kan toplanması. Bir uzva kan birikmesi sebebi ile oranın şişip kabarması. * Şırınga kullanma. |
| İHTİKAN-I DEM: | Vücudun bir tarafına kanın hücum etmesi. |
| İSTİKAN: | Şüphesiz ve zansız olmak. |
| İSTİKÂNE: | (İstikânet) Alçaklık etmek. * Zillet ve meskenet göstermek. * Tevazu göstermek. |
| İTTİKAN: | Muhkem yapılmak. Esaslı ve şüphesiz yakından bilmek. |
| MALİKANE: | f. Büyük ve gösterişli köşk. * Tar: Bir kimseye, gelirinden hayatı boyunca istifade etmek; fakat satamamak ve miras bırakamamak şartıyla verilen beylik arazi. |
| MELÎKÂNE: | f. Hükümdar ve melike mensub. Onunla alâkalı. |
| MUHAKKİKANE: | f. Gerçeği ve hakikatı araştıran bir kimseye yakışır surette. Muhakkik olan bir insana yakışacak şekilde. |
| MÜDEKKİKANE: | f. İnceden inceye tedkik ederek, en ince noktaları, mes'eleleri de görmeğe, bilmeğe çalışarak. |
| MÜŞEVVİKANE: | f. şevk vermek suretiyle, teşvik ederek, sevdirerek. |
| MÜŞFİKANE: | f. Şefkatle, merhametle. Müşfik olana lâyık surette. |
| MÜTEFEVVİKANE: | f. Üstünlükle, üstün gelerek. |
| MÜTEHÂLİKÂNE: | f. Acelecilikle, çabuklukla. |
| MÜTEHAMİKANE: | f. Ahmakçasına, eblehçesine. |
| MÜTEŞEVVİKANE: | f. Çok istekli olan bir kimseye yakışır şekil ve surette. Şevkli bir tarzda. |
| MÜTEVESSİKANE: | f. Bir işe sımsıkı sarılarak. Bir işi sebat ve devam üzere tutarak. |
| MÜTTEFİKAN: | Beraber olarak, anlaşarak, birlikte. |
| NAİKAN: | Cevzâ burcundan iki yıldız. |
| NÂZİKÂNE: | f. Nazik kimseye yakışır şekilde, kibarlıkla, terbiyelice. |
| NİKAN: | (Nik. C.) f. İyiler, iyi kimseler. |
| PALİKANE: | f. Büyük han kapılarının ortasındaki küçük kapı. |
| SÂLİKÂN: | (Sâlik. C.) Sâlikler. Bir tarikata girmiş veya bir şeyhe bağlanmış kimseler. |
| ŞAİKANE: | f. İsteklice ve şevkli olarak. |
| ŞEFİKANE: | f. Merhametlice, acıyarak. Acımak suretiyle. şefkat ederek. |
| TAHKİKAN: | İnceleyerek. Araştırma suretiyle. Hakikatını öğrenerek. |
| TASDİKAN: | Tasdik için. Tasdik suretiyle. |
| TATBİKAN: | Tatbik ederek, uygun yaparak. Fiilen işleyerek. |
| TERFİKAN: | Birinin yanına katarak. Arkadaş ederek. |
| TEVFİKAN: | Uygun olarak. Uyarak. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| İKA' : | (Vuku'. dan) Vuku buldurmak. Fena bir şey yapmak. Meydana getirmek. Yetiştirmek. Düşürmek. |