| Kelime | Anlam |
|---|
| İLL: | Keskinlik veya parlaklık mânasından alınmış olup; feryat, yemin, ahid ve karâbet mânalarına gelir. İbrânice "il", ilâh demek olduğu da söylenmiştir. (E.T.) |
| İLLÂ: | (İstisnâ edatıdır) Maadâ, olmadığı suretle, alel-husus, mutlaka, illâ, meğer, aksi hâlde, ne olursa olsun, bâhusus, ancak (gibi mânalara gelir). |
| İLLÂHU: | Ancak O. Allah (C.C.) |
| İLLE: | (İllet) Esas sebeb. Vesile. Hastalık, maraz, dert, sakatlık. Mûcib, maksad, gaye.(...Göz ile görünmeyen bir mikrob, bir hayvancık, küçüklüğüyle beraber pek ince ve garib bir makine-i İlâhiyeyi hâvidir. O makina mümkinattan olduğundan vücud ve ademi mütesavidir. İlletsiz vücuda gelmesi muhaldir. O makinenin bir illetten vücuda geldiği zaruridir. İ.İ.) |
| İLLE-İ GAİYE: | Elde edilmesi için çalışılan gaye, maksad ve netice. Vazifeye terettüb eden maslahat, fayda, semere, iş. |
| İLLE-İ IZTIRARÎ: | Kabul edilmesi mecburi görülen sebeb. |
| İLLET-İ TÂMME: | Herhangi bir şeyin var olması için lâzım gelen sebeblerin tamamı. Bu sebebler var olunca neticesinin vücuda gelmesi bizzarure ve bilvücub iktiza eder. |
| İLLÎ: | Sebebe ait. Neden ve sebeple alâkalı. |
| İLLİYET: | Sebeb ile alâkalı. Esas sebeble alâkadarlık. Sebeb arayış. |
| İLLİYYE: | (Ulliyye) En şerefli, yüksek. |
| İLLİYYUN: | (İlliyyîn) (Aliyyu. C.) Cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü'minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derecedir. |
| İLLİZYON: | Lât. Cisimleri yanlış idrak etme. Meselâ su borusunu yılan gibi görme. |
| İçerisinde 'İLL' geçenler |
|---|
| ÂDÂB-I MİLLİYE: | Millete ait edep ve terbiyeler. |
| AHİLLA: | (Ehillâ) Sadık ve samimi arkadaşlar. En sadık dostlar. Haliller. |
| A'LÂ-YI İLLİYYÎN: | Cennette en yüksek derece. Cenâb-ı Hakkın indinde en iyilerin ve kâmillerin derecesi.(Bak o zat öyle bir maksad, öyle bir gâye için saadet isteyip duâ ediyor ki: İnsanı ve bütün mahlukatı, esfel-i safilin olan fenâ-i mutlaka sukuttan, kıymetsizlikten, fâidesizlikten, abesiyetten a'lâ-yı illiyyîn olan kıymete, bekaya, ulvi vazifeye, mektubât-ı samedaniye olması derecesine çıkarıyor. M.N.) |
| A'LÂ-YI İLLİYYÎN: | (Bak: A'lâ) |
| ÂRİF-İ BİLLAH: | Mürşid, ermiş, evliyâ. Hakkın nuru ile Cenab-ı Hakk'ı bilen. Âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli. |
| Bİ-İZNİLLAH: | Allah'ın izni ile. |
| BİLL: | Mübah olan şey. |
| BİLLAHİ: | Allah'a, Allah'tan. * (Yemin) maksadı ile söylenir. |
| BİLLE: | Yaşlık, ıslaklık. Çiy dedikleri rutubet ki sabah vakitlerinde olur. |
| BİLLİT: | Akıllı, hâzık ve mâhir kimse. |
| BİLLİZ: | Kısa boylu adam. * Şişman kadın. |
| BİLLUR: | Şeffaf, parlak taş, elmas gibi kıymetli. Cam gibi parlayan. |
| BİSMİLLAH: | Allah namına, Allah için, Allah'ın adı ve izni ile.(Esbab-ı zâhiriye eliyle gelen nimetleri, o esbab hesabına almamak gerektir. Eğer o sebep ihtiyar sahibi değilse -meselâ hayvan ve ağaç gibi- doğrudan doğruya Cenab-ı Hak hesabına verir. Mâdem o, lisan-ı hâl ile Bismillâh der, sana verir. Sen de Allah hesabına olarak Bismillâh de, al. Eğer o sebep ihtiyar sâhibi ise; o Bismillâh demeli, sonra ondan al, yoksa alma. Çünkü $ âyetinin mânâ-yı sarihinden başka bir mânâ-yı işârisi şudur ki: "Mün'im-i Hakiki'yi hatıra getirmiyen ve onun nâmıyla verilmiyen nimeti yemeyiniz" demektir. O hâlde hem veren Bismillâh demeli, hem alan Bismillâh demeli. Eğer o bismillâh demiyor, fakat sen de almağa muhtaç isen sen bismillâh de, onun başı üstünde rahmet-i ilâhiyenin elini gör, şükür ile öp, ondan al. Yâni: Nimetten in'âma bak, in'âmdan Mün'im-i Hakiki'yi düşün. Bu düşünmek bir şükürdür. Sonra o zâhirî vasıtaya istersen dua et. Çünki o nimet onun eliyle size gönderildi. L.)(Kur'an-ı Kerim nimetleri, âyetleri, delilleri tâdad ederken $ âyet-i celilesi tekrar ile zikredilmekte olduğundan şöyle bir delâlet vardır ki: Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedit tuğyanlarını, en azîm küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki, nimet içinde in'âmı görmüyorlar. İn'âmı görmediklerinden Mün'im-i Hakiki'den gaflet ederler. Mün'imden gafletleri saikasıyla, o ni'metleri, esbaba veya tesadüfe isnad ederek, Allah'tan o nimetlerin geldiğini tekzib ediyorlar. Binaenaleyh, herbir nimetin bidâyetinde, mü'min olan kimse Besmele'yi okusun. Ve o nimetin Allah'tan olduğunu kasdetmekle, kendisi ancak Allah'ın ismiyle, Allah'ın hesabına aldığını bilerek, Allah'a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun. M.N.) |
| CİBİLL: | (C.: Cibillât) Yaratılmak. * İnsanlardan bir grup. |
| CİBİLLEN KESİRA: | Çok insanlar. |
| CİBİLLET: | Huy, fıtrat, yaradılış, tabiat, cibilliyet. |
| CİBİLLÎ: | Cibilliyet. Yaratılıştan olan. Asıl maya, huy, tabiat, tıynet. |
| CİLL: | Ekin biçildikten sonra yerde kalan sap ki, "anız" derler. |
| CİLLE: | Büyük, ulu nesne. Kebîr ve azîm. |
| CİLLEVEZ: | İnce kabuklu, uzunca fındık. * Köknar. |
| EÂZIM-I MİLLET: | Millet büyükleri. |
| ECİLLE: | (Celil. C.) Fazilet, ilim ve rütbe itibariyle daha yüksek olanlar. Büyükler. |
| EDİLLE: | (Delil. C.) Deliller, işaretler. Alâmetler. Rehberler. İsbat vasıtaları. |
| EDİLLE-İ AKLİYE: | Akıl ile bulunan isbat vâsıtaları, akli deliler. |
| EDİLLE-İ ASLİYE: | (Bak: Edille-i erbaa) |
| EDİLLE-İ ERBAA: | (Edille-i şer'iye) Fık: Fıkıh ilminin istinad ettiği deliller: Kitab (yani Kur'an-ı Kerim'deki deliller), sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha. (Usul-ü erbaa ve edille-i asliye tabirleri de aynı mânada kullanılır.) |
| EDİLLE-İ KATI'A: | İtiraz edilmeyecek derecede kat'î ve sağlam deliller. |
| EDİLLE-İ KAVİYYE: | Sağlam deliller. |
| EDİLLE-İ ŞER'İYE: | (Bak: Edille-i erbaa) |
| EDİLLE-İ TÂLİYE: | Huk: Örf, âdet, teâmül, istishab, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibar-ı tabiîn gibi deliller. |
| EHİLLA: | Dostlar, kardeşler. (Bak: Ahillâ) |
| EHİLLE: | (Hilâl. C.) Hilâller. Yeni hilâl şeklinde olanlar. |
| EL-BUĞZU FİLLAH: | Allah için buğzetmek. Bütün şiddet, adavet ve düşmanlık Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) rızası dairesindedir. İhlâsı kıracak, hissî hareketten sakınmaktır.(Cay-ı ibret bir hâdise: Bir vakit İmam-ı Ali (R.A.) bir kâfiri yere atmış. Kılıcını çekip keseceği zaman, o kâfir ona tükürmüş. O kâfiri bırakmış, kesmemiş. O kâfir ona demiş ki: - Neden beni kesmedin? Dedi:- Seni Allah için kesecektim. Fakat bana tükürdün, hiddete geldim, nefsimin hissesi karıştığı için ihlâsım zedelendi, onun için seni kesmedim. O kâfir ona dedi: "Beni çabuk kesmen için seni hiddete getirmekti. Madem dininiz bu derece safi ve hâlistir, o din haktır." dedi. M.) |
| ELHAMDÜ-LİLLAH: | Kısaca meali: Her ne kadar hamd ve şükür varsa, ezelden ebede ve kimden kime olursa olsun hepsi Allah'a mahsustur. İman, şükür, hamd, memnuniyet ifâde eden bir deyimdir. (Bak: Hamd, Sübhanallah)(Leziz taamlara, hoş meyvelere şâkirane muhabbet-i meşruanın uhrevi neticesi, Kur'anın nassiyle, Cennet'e lâyık bir tarzda leziz taamları, güzel meyveleridir. Ve o taamlara ve o meyvelere müştehiyane bir muhabbettir. Hattâ dünyada yediğin meyve üstünde söylediğin "Elhamdülillah" kelimesi, Cennet meyvesi olarak tecessüm ettirilip sana takdim edilir. Burada meyve yersin. Orada "Elhamdülillah" yersin. Ve ni'mette ve taam içinde in'âm-ı İlâhiyi ve iltifat-ı Rahmâni'yi gördüğünden o lezzetli şükr-ü mânevi, Cennet'te gayet leziz bir taam suretinde sana verileceği, hadisin nassiyle, Kur'an'ın işârâtiyle ve hikmet ve rahmetin iktizasiyle sabittir. S.) |
| ELHUBBU-LİLLAH: | Allah için sevmek. Muhabbet, dostluk, sevgi sırf Allah içindir. Hoş geçim, insanlara olan muhabbet Cenab-ı Hakk'ın rızası içindir. (Bak: Mana-yı harfî) |
| ELHÜKMÜ-LİLLAH: | Hüküm Allah'ındır. |
| EL-İYAZÜ-BİLLAH: | Allah'a sığınır, Allah'a iltica ederiz. Allah korusun, Allah saklasın (meâlinde duâ). |
| EL-MİNNETÜ LİLLAH: | Minnet ancak Allah'ındır. "Ancak Allah'a minnet edilir." |
| EZİLLE: | Zeliller, alçaklar. |
| EDİLLE-İ ŞER'İYE: | (Bak: Edille-i erbaa) |
| FE-İLLA: | Eğer olmazsa. Olmadığı takdirde (gibi mânalara gelir.) |
| FENAFİLLAH: | (Fenâ fillâh) Tas: Abdin zât ve sıfâtının, Hakk'ın zât ve sıfâtında fâni olması. Başka bir ifade ile: Dünya alâkalarını külliyen kat' ve ehadiyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haletidir. Sofi, bu maksada erebilmek için her şeyi terk eder. |
| Fİ AMAN-İLLAH: | Allahın muhafaza, siyânet ve hıfzında. |
| FİLL: | Yağmur yağmayıp ot bitmeyen yer, otsuz yer. |
| FÎSEBİLİLLAH: | Allah yolunda. Allah için. |
| ÇİLLE: | Farsça (40) rakamını gösteren (Çihille) kelimesinin telaffuzunda aldığı şekildir. Daha çok (Çile) şeklinde söylenir. (Bak: Çile) |
| GERİLLA: | (İspanyolca) Büyük bir kuvvete karşı, dağınık küçük kuvvetler tarafından yapılan çete harbi. |
| GİLLE-MEND: | f. Şikâyet eden, halinden memnun olmayan. |
| HARF-İ İLLET: | Gr: Elif, vav, ya harfleri. |
| HASBETEN LİLLAH: | Allah rızası için. Allah yoluna. Karşılık istemeksizin. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| İLLÂ : | (İstisnâ edatıdır) Maadâ, olmadığı suretle, alel-husus, mutlaka, illâ, meğer, aksi hâlde, ne olursa olsun, bâhusus, ancak (gibi mânalara gelir). |
| İLA : | Son, nihâyet, dek, değin,...ye,...ye kadar (mânâlarına gelir, harf-i cerdir.) |