| Kelime | Anlam |
|---|
| İLLÎ: | Sebebe ait. Neden ve sebeple alâkalı. |
| İLLİYET: | Sebeb ile alâkalı. Esas sebeble alâkadarlık. Sebeb arayış. |
| İLLİYYE: | (Ulliyye) En şerefli, yüksek. |
| İLLİYYUN: | (İlliyyîn) (Aliyyu. C.) Cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü'minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derecedir. |
| İLLİZYON: | Lât. Cisimleri yanlış idrak etme. Meselâ su borusunu yılan gibi görme. |
| İçerisinde 'İLLÎ' geçenler |
|---|
| ÂDÂB-I MİLLİYE: | Millete ait edep ve terbiyeler. |
| A'LÂ-YI İLLİYYÎN: | Cennette en yüksek derece. Cenâb-ı Hakkın indinde en iyilerin ve kâmillerin derecesi.(Bak o zat öyle bir maksad, öyle bir gâye için saadet isteyip duâ ediyor ki: İnsanı ve bütün mahlukatı, esfel-i safilin olan fenâ-i mutlaka sukuttan, kıymetsizlikten, fâidesizlikten, abesiyetten a'lâ-yı illiyyîn olan kıymete, bekaya, ulvi vazifeye, mektubât-ı samedaniye olması derecesine çıkarıyor. M.N.) |
| A'LÂ-YI İLLİYYÎN: | (Bak: A'lâ) |
| BİLLİT: | Akıllı, hâzık ve mâhir kimse. |
| BİLLİZ: | Kısa boylu adam. * Şişman kadın. |
| CİBİLLÎ: | Cibilliyet. Yaratılıştan olan. Asıl maya, huy, tabiat, tıynet. |
| İLLİYET: | Sebeb ile alâkalı. Esas sebeble alâkadarlık. Sebeb arayış. |
| İLLİYYE: | (Ulliyye) En şerefli, yüksek. |
| İLLİYYUN: | (İlliyyîn) (Aliyyu. C.) Cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü'minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derecedir. |
| İLLİZYON: | Lât. Cisimleri yanlış idrak etme. Meselâ su borusunu yılan gibi görme. |
| KELLİT (KİLLİT): | Sırtlanın yataklandığı inin ağzını kapattıkları taş. |
| KUVÂ-YI MİLLİYE: | Milli kuvvetler. Bir milletin sahib olduğu kuvvetleri. * İstiklâl harbinde Anadoluda kurulan hükümet ve bu hükümetin askeri kuvvetleri. |
| MİDİLLİ: | At cinsinin küçük çaptaki nev'ine verilen addır. Bu türlü atlar Midilli adasında yetiştirildiği için bu adı almıştır. |
| MİLLÎ: | (Milliye) Din ve millete âit, milletle alâkalı, millete mensub. |
| MİLLİYET: | Ümmet. Aralarında din, dil ve tarih birliği olan topluluktaki hâl. Millet olma. Aralarında maddi mânevi birlik ve beraberlik râbıtaları bulunan topluluktaki vasıf. (Milliyetimiz bir vücuddur. Ruhu, İslâmiyyet; aklı, Kur'ân ve imândır.)(Kimin himmeti milleti ise, o tek başiyle küçük bir millettir. M.)(Fikr-i milliyet, şu asırda çok ileri gitmiş. Hususan dessas Avrupa zâlimleri, bunu İslâmlar içinde menfi bir surette uyandırıyorlar, tâ ki, parçalayıp, onları yutsunlar.Hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsâni var; gafletkârâne bir lezzet var; şeâmetli bir kuvvet var. Onun için şu zamanda hayat-ı içtimaiye ile meşgul olanlara, "Fikr-i milliyeti bırakınız!" denilmez. Fakat, fikr-i milliyet iki kısımdır. Bir kısmı menfîdir. Şeâmetlidir, zararlıdır; başkasını yutmakla beslenir, diğerlerine adâvetle devam eder, mütayakkız davranır. Şu ise, muhâsamet ve keşmekeşe sebebdir. Onun içindir ki, hadis-i şerifte ferman etmiş: $Ve Kur'an da ferman etmiş: $ İşte şu hadis-i şerif ve şu âyet-i kerime; kat'i bir surette menfî bir milliyeti ve fikr-i unsuriyeti kabul etmiyorlar. Çünki: Müsbet ve mukaddes İslâmiyet milliyeti, ona ihtiyaç bırakmıyor... M.) (Bak: Türk)(Menfî milliyette ve unsuriyet fikrinde ifrat edenlere deriz ki:Evvelâ: şu dünya yüzü, hususan şu memleketimiz, eski zamandan beri çok muhaceretlere ve tebeddülâta mâruz olmakla beraber; Merkez-i Hükümet-i İslâmiyye bu vatanda teşkil olduktan sonra, akvâm-ı sâireden pervane gibi çokları içine atılıp, tavattun etmişler. İşte bu halde Levh-i Mahfuz açılsa ancak hakiki unsurlar birbirinden tefrik edilebilir. Öyle ise, hakiki unsuriyet fikrine, hareketi ve hamiyeti bina etmek mânasız ve hem pek zararlıdır. Onun içindir ki: Menfî milliyetçilerin ve unsuriyet-perverlerin reislerinden ve dine karşı pek lâkayd birisi mecbur olmuş; demiş: "Dil, din bir ise; millet birdir." Mâdem öyledir. Hakiki unsuriyete değil; belki dil, din, vatan münâsebatına bakılacak. Eğer üçü bir ise, zaten kuvvetli bir millet; eğer biri noksan olursa, tekrar milliyet dairesine dâhildir. M.) |
| MİLLİYETPERVER: | f. Milliyetini seven. |
| MİSİLLİ: | (Misillü) Benzeri. Gibi. Aynısı. |
| MÜCADELE-İ MİLLİYE: | Milli mücadele. * Kurtuluş Savaşı. İstiklal Harbi. (1919 - 1922) |
| MÜDAFAA-İ MİLLİYE: | Milli müdafaa, milli savunma. |
| ZENBİLLİ ALİ EFENDİ: | Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Süleyman devrinin meşhur Şeyh-ül İslâmı ve âlimidir. Asıl adı Alâaddin Ali Cemâl Çelebi'dir. Allah rızası ve Allah korkusundan başka birşey tanımaması sayesinde, pervasız hareketleri ile bir çok insanın hayatlarını koruyabilmiş, adaleti te'min etmiştir. Sağlam dindarların sultanlara karşı nasıl metanet ve cesaret göstereceğine nümunelik bir zat olarak yaşamış, devlet reislerine istikameti gösterebilen bir İslâm kahramanı olmuştur. Vefatı Mi: 1526 tarihine rastlar. Karaman'lı olduğu söylenir. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| İLLİYET : | Sebeb ile alâkalı. Esas sebeble alâkadarlık. Sebeb arayış. |
| İLL : | Keskinlik veya parlaklık mânasından alınmış olup; feryat, yemin, ahid ve karâbet mânalarına gelir. İbrânice "il", ilâh demek olduğu da söylenmiştir. (E.T.) |
| İLA : | Son, nihâyet, dek, değin,...ye,...ye kadar (mânâlarına gelir, harf-i cerdir.) |