| Kelime | Anlam |
|---|
| İLLE: | (İllet) Esas sebeb. Vesile. Hastalık, maraz, dert, sakatlık. Mûcib, maksad, gaye.(...Göz ile görünmeyen bir mikrob, bir hayvancık, küçüklüğüyle beraber pek ince ve garib bir makine-i İlâhiyeyi hâvidir. O makina mümkinattan olduğundan vücud ve ademi mütesavidir. İlletsiz vücuda gelmesi muhaldir. O makinenin bir illetten vücuda geldiği zaruridir. İ.İ.) |
| İLLE-İ GAİYE: | Elde edilmesi için çalışılan gaye, maksad ve netice. Vazifeye terettüb eden maslahat, fayda, semere, iş. |
| İLLE-İ IZTIRARÎ: | Kabul edilmesi mecburi görülen sebeb. |
| İLLET-İ TÂMME: | Herhangi bir şeyin var olması için lâzım gelen sebeblerin tamamı. Bu sebebler var olunca neticesinin vücuda gelmesi bizzarure ve bilvücub iktiza eder. |
| İçerisinde 'İLLE' geçenler |
|---|
| BİLLE: | Yaşlık, ıslaklık. Çiy dedikleri rutubet ki sabah vakitlerinde olur. |
| CİBİLLEN KESİRA: | Çok insanlar. |
| CİBİLLET: | Huy, fıtrat, yaradılış, tabiat, cibilliyet. |
| CİLLE: | Büyük, ulu nesne. Kebîr ve azîm. |
| CİLLEVEZ: | İnce kabuklu, uzunca fındık. * Köknar. |
| EÂZIM-I MİLLET: | Millet büyükleri. |
| ECİLLE: | (Celil. C.) Fazilet, ilim ve rütbe itibariyle daha yüksek olanlar. Büyükler. |
| EDİLLE: | (Delil. C.) Deliller, işaretler. Alâmetler. Rehberler. İsbat vasıtaları. |
| EDİLLE-İ AKLİYE: | Akıl ile bulunan isbat vâsıtaları, akli deliler. |
| EDİLLE-İ ASLİYE: | (Bak: Edille-i erbaa) |
| EDİLLE-İ ERBAA: | (Edille-i şer'iye) Fık: Fıkıh ilminin istinad ettiği deliller: Kitab (yani Kur'an-ı Kerim'deki deliller), sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha. (Usul-ü erbaa ve edille-i asliye tabirleri de aynı mânada kullanılır.) |
| EDİLLE-İ KATI'A: | İtiraz edilmeyecek derecede kat'î ve sağlam deliller. |
| EDİLLE-İ KAVİYYE: | Sağlam deliller. |
| EDİLLE-İ ŞER'İYE: | (Bak: Edille-i erbaa) |
| EDİLLE-İ TÂLİYE: | Huk: Örf, âdet, teâmül, istishab, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibar-ı tabiîn gibi deliller. |
| EHİLLE: | (Hilâl. C.) Hilâller. Yeni hilâl şeklinde olanlar. |
| EZİLLE: | Zeliller, alçaklar. |
| EDİLLE-İ ŞER'İYE: | (Bak: Edille-i erbaa) |
| ÇİLLE: | Farsça (40) rakamını gösteren (Çihille) kelimesinin telaffuzunda aldığı şekildir. Daha çok (Çile) şeklinde söylenir. (Bak: Çile) |
| GİLLE-MEND: | f. Şikâyet eden, halinden memnun olmayan. |
| HARF-İ İLLET: | Gr: Elif, vav, ya harfleri. |
| HAZİNE-İ MİLLET: | Millet hazinesi. * Maliye idaresi. |
| HİLLE: | İstasyon, durak. |
| HİLLET: | Bir yere konup istirahat eden cemaat. * Yorgunluk. Kırgınlık. * Boşanmış kadının iddet müddetinin sona ermesi. |
| HİLLET: | (C.: Hillel - Hilâl) Samimi ve cân-ı gönülden olan dostluk. En güzel takdir edici ve samimi arkadaşlık. * Kılınç gediği. * Nakışlı deri. * Ağızda bâki kalan dişler. * Dişler arasında kalan yemek artığı. |
| HİLLEVF: | Kocamış, ihtiyarlamış. * Yalancı, hilekâr. |
| HÜKÛMET-İ GAYR-İ MÜSTAKİLLE: | İstiklâliyet ve hâkimiyet haklarını tamamen haiz olmayıp, diğer bir devletin boyunduruğu altında bulunan hükûmet. |
| HÜKÛMET-İ MÜSTAKİLLE: | İstiklâliyet ve hâkimiyet ve haklarını tamâmen hâiz olan hükümet. |
| İCRA VEKİLLERİ HEY'ETİ: | Vekiller heyeti. Başvekilin riyaset ettiği bakanlardan meydana gelen hey'et. |
| İLLE-İ GAİYE: | Elde edilmesi için çalışılan gaye, maksad ve netice. Vazifeye terettüb eden maslahat, fayda, semere, iş. |
| İLLE-İ IZTIRARÎ: | Kabul edilmesi mecburi görülen sebeb. |
| İLLET-İ TÂMME: | Herhangi bir şeyin var olması için lâzım gelen sebeblerin tamamı. Bu sebebler var olunca neticesinin vücuda gelmesi bizzarure ve bilvücub iktiza eder. |
| ITNAB-I MÜMİLLE: | Lüzumsuz olarak sözü uzatmak, usanç verecek şekilde uzatmak. |
| KİLLE: | Kesmez olmak. * Yorulmak. Müsterâh. |
| MAZİLLE: | Kıldan yapılma büyük çadır. |
| MEZİLLET: | Yanlışlığa sebeb olacak şey. * Ayak kayacak yer. |
| MİLLET: | Bir dinden olanların topluluğu. Din, dil ve târih beraberliği bulunan insan cemaatı. Sınıf. Topluluk. * Bir sülâleden gelenlerin hepsi. * Maddi, mânevi bir unsurdan sayılıp beraber yaşayanların hepsi. |
| MİLLET-İ BEYZA: | Bütün Müslümanlar. |
| MİLLET-İ HÂKİME: | Hâkim millet. |
| MİLLET-İ MERHUME: | Müslümanlar, İslâm Milleti. (Allah'a ve onları ebedi saadete sevkeden emirlerine itaat ettiklerinden, kendileri rahmete mazhar olmuşlardır.) |
| MUDİLLE: | (Dalâlet. den) Baştan çıkaran, azdıran, doğru yoldan saptıran. |
| MÜSTAKİLLEN: | (Kıllet. den) Yalnız, ancak. * Başlı başına olarak, kendi başına, bağımsız olarak. |
| SİLLE: | f. Tokat. Şamar. |
| ŞEMİLLE (ŞEMLÂL-ŞEMLİL): | Yeyni, hafif. |
| TİLLE: | Basamak. * Sıradağ. |
| TİLLE: | f. İşlenmemiş altın. |
| ZİLLE: | Orak kuşu denilen bir böcektir, orak vaktinde öter. |
| ZİLLET: | Aşağılık, horluk, hakirlik, alçaklık. |
| ZİLLET-İ NEFS: | Nefis alçaklığı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| İLLE-İ GAİYE : | Elde edilmesi için çalışılan gaye, maksad ve netice. Vazifeye terettüb eden maslahat, fayda, semere, iş. |
| İLL : | Keskinlik veya parlaklık mânasından alınmış olup; feryat, yemin, ahid ve karâbet mânalarına gelir. İbrânice "il", ilâh demek olduğu da söylenmiştir. (E.T.) |
| İLA : | Son, nihâyet, dek, değin,...ye,...ye kadar (mânâlarına gelir, harf-i cerdir.) |