Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
İLLE: (İllet) Esas sebeb. Vesile.
Hastalık, maraz, dert, sakatlık. Mûcib, maksad, gaye.(...Göz ile görünmeyen bir mikrob, bir hayvancık, küçüklüğüyle beraber pek ince ve garib bir makine-i İlâhiyeyi hâvidir. O makina mümkinattan olduğundan vücud ve ademi mütesavidir. İlletsiz vücuda gelmesi muhaldir. O makinenin bir illetten vücuda geldiği zaruridir. İ.İ.)
İLLE-İ GAİYE: Elde edilmesi için çalışılan gaye, maksad ve netice. Vazifeye terettüb eden maslahat, fayda, semere, iş.
İLLE-İ IZTIRARÎ: Kabul edilmesi mecburi görülen sebeb.
İLLET-İ TÂMME: Herhangi bir şeyin var olması için lâzım gelen sebeblerin tamamı. Bu sebebler var olunca neticesinin vücuda gelmesi bizzarure ve bilvücub iktiza eder.
İçerisinde 'İLLE' geçenler
BİLLE: Yaşlık, ıslaklık. Çiy dedikleri rutubet ki sabah vakitlerinde olur.
CİBİLLEN KESİRA: Çok insanlar.
CİBİLLET: Huy, fıtrat, yaradılış, tabiat, cibilliyet.
CİLLE: Büyük, ulu nesne. Kebîr ve azîm.
CİLLEVEZ: İnce kabuklu, uzunca fındık. * Köknar.
EÂZIM-I MİLLET: Millet büyükleri.
ECİLLE: (Celil. C.) Fazilet, ilim ve rütbe itibariyle daha yüksek olanlar. Büyükler.
EDİLLE: (Delil. C.) Deliller, işaretler. Alâmetler. Rehberler. İsbat vasıtaları.
EDİLLE-İ AKLİYE: Akıl ile bulunan isbat vâsıtaları, akli deliler.
EDİLLE-İ ASLİYE: (Bak: Edille-i erbaa)
EDİLLE-İ ERBAA: (Edille-i şer'iye) Fık: Fıkıh ilminin istinad ettiği deliller: Kitab (yani Kur'an-ı Kerim'deki deliller), sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha. (Usul-ü erbaa ve edille-i asliye tabirleri de aynı mânada kullanılır.)
EDİLLE-İ KATI'A: İtiraz edilmeyecek derecede kat'î ve sağlam deliller.
EDİLLE-İ KAVİYYE: Sağlam deliller.
EDİLLE-İ ŞER'İYE: (Bak: Edille-i erbaa)
EDİLLE-İ TÂLİYE: Huk: Örf, âdet, teâmül, istishab, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibar-ı tabiîn gibi deliller.
EHİLLE: (Hilâl. C.) Hilâller. Yeni hilâl şeklinde olanlar.
EZİLLE: Zeliller, alçaklar.
EDİLLE-İ ŞER'İYE: (Bak: Edille-i erbaa)
ÇİLLE: Farsça (40) rakamını gösteren (Çihille) kelimesinin telaffuzunda aldığı şekildir. Daha çok (Çile) şeklinde söylenir. (Bak: Çile)
GİLLE-MEND: f. Şikâyet eden, halinden memnun olmayan.
HARF-İ İLLET: Gr: Elif, vav, ya harfleri.
HAZİNE-İ MİLLET: Millet hazinesi. * Maliye idaresi.
HİLLE: İstasyon, durak.
HİLLET: Bir yere konup istirahat eden cemaat. * Yorgunluk. Kırgınlık. * Boşanmış kadının iddet müddetinin sona ermesi.
HİLLET: (C.: Hillel - Hilâl) Samimi ve cân-ı gönülden olan dostluk. En güzel takdir edici ve samimi arkadaşlık. * Kılınç gediği. * Nakışlı deri. * Ağızda bâki kalan dişler. * Dişler arasında kalan yemek artığı.
HİLLEVF: Kocamış, ihtiyarlamış. * Yalancı, hilekâr.
HÜKÛMET-İ GAYR-İ MÜSTAKİLLE: İstiklâliyet ve hâkimiyet haklarını tamamen haiz olmayıp, diğer bir devletin boyunduruğu altında bulunan hükûmet.
HÜKÛMET-İ MÜSTAKİLLE: İstiklâliyet ve hâkimiyet ve haklarını tamâmen hâiz olan hükümet.
İCRA VEKİLLERİ HEY'ETİ: Vekiller heyeti. Başvekilin riyaset ettiği bakanlardan meydana gelen hey'et.
İLLE-İ GAİYE: Elde edilmesi için çalışılan gaye, maksad ve netice. Vazifeye terettüb eden maslahat, fayda, semere, iş.
İLLE-İ IZTIRARÎ: Kabul edilmesi mecburi görülen sebeb.
İLLET-İ TÂMME: Herhangi bir şeyin var olması için lâzım gelen sebeblerin tamamı. Bu sebebler var olunca neticesinin vücuda gelmesi bizzarure ve bilvücub iktiza eder.
ITNAB-I MÜMİLLE: Lüzumsuz olarak sözü uzatmak, usanç verecek şekilde uzatmak.
KİLLE: Kesmez olmak. * Yorulmak. Müsterâh.
MAZİLLE: Kıldan yapılma büyük çadır.
MEZİLLET: Yanlışlığa sebeb olacak şey. * Ayak kayacak yer.
MİLLET: Bir dinden olanların topluluğu. Din, dil ve târih beraberliği bulunan insan cemaatı. Sınıf. Topluluk. * Bir sülâleden gelenlerin hepsi. * Maddi, mânevi bir unsurdan sayılıp beraber yaşayanların hepsi.
MİLLET-İ BEYZA: Bütün Müslümanlar.
MİLLET-İ HÂKİME: Hâkim millet.
MİLLET-İ MERHUME: Müslümanlar, İslâm Milleti. (Allah'a ve onları ebedi saadete sevkeden emirlerine itaat ettiklerinden, kendileri rahmete mazhar olmuşlardır.)
MUDİLLE: (Dalâlet. den) Baştan çıkaran, azdıran, doğru yoldan saptıran.
MÜSTAKİLLEN: (Kıllet. den) Yalnız, ancak. * Başlı başına olarak, kendi başına, bağımsız olarak.
SİLLE: f. Tokat. Şamar.
ŞEMİLLE (ŞEMLÂL-ŞEMLİL): Yeyni, hafif.
TİLLE: Basamak. * Sıradağ.
TİLLE: f. İşlenmemiş altın.
ZİLLE: Orak kuşu denilen bir böcektir, orak vaktinde öter.
ZİLLET: Aşağılık, horluk, hakirlik, alçaklık.
ZİLLET-İ NEFS: Nefis alçaklığı.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
İLLE-İ GAİYE : Elde edilmesi için çalışılan gaye, maksad ve netice. Vazifeye terettüb eden maslahat, fayda, semere, iş.
İLL : Keskinlik veya parlaklık mânasından alınmış olup; feryat, yemin, ahid ve karâbet mânalarına gelir. İbrânice "il", ilâh demek olduğu da söylenmiştir. (E.T.)
İLA : Son, nihâyet, dek, değin,...ye,...ye kadar (mânâlarına gelir, harf-i cerdir.)
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...