| Kelime | Anlam |
|---|
| İNAD: | Israr, muannidlik, ayak direme, dediğinden vazgeçmeme. |
| İNADEN: | İnad olsun diye. Tersine olarak. |
| İNADİYE: | Eşyanın hakikatlarını, varlığını inkâr eden bir zümre. (Bak: Sofizm) |
| İçerisinde 'İNAD' geçenler |
|---|
| İNADEN: | İnad olsun diye. Tersine olarak. |
| İNADİYE: | Eşyanın hakikatlarını, varlığını inkâr eden bir zümre. (Bak: Sofizm) |
| İSTİNAD: | Dayanma. Güvenme. * Sened veya delil söylemek, göstermek. |
| İSTİNADEN: | İstinad ederek. Dayanarak, güvenerek. |
| İSTİNADGÂH: | f. Dayanacak yer. Güvenecek yer veya kimse. |
| İSTİNADGERDE: | İstinad edilmiş. Kendine güvenilmiş veya dayanılmış. |
| İSTİNADÎ: | İstinad etmekle alâkalı. |
| KUVVE-İ İSTİNAD: | Dayanma ve istinad etme kuvveti. |
| KÜFR-İ İNADÎ: | İnadî dinsizlik, inadî küfür. Hakikat isbat edildiği halde yine imana gelmemek. Bilip de kabul etmez olmak. |
| NOKTA-İ İSTİNAD: | Dayanma ve güvenme noktası. Kâinatta cereyan eden ve insana dehşet verip âciz bırakan hâdiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtri ihtiyacı. |
| SİNAD: | Muhkem, dayanıklı, kuvvetli dişi deve. * Yüce. * Yüce yer, yüksek yer. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| İNADEN : | İnad olsun diye. Tersine olarak. |
| İNA' : | Kap-kacak, tencere gibi lüzumlu ev eşyası. * Bir şeyin vakti gelip çatmak. |
| ÎN : | İri ve güzel gözlüler.İN : Yabani hayvanların barınağı, yuvası. Mağara. |