| Kelime | Anlam |
|---|
| İRZA: | Bir kimseyi râzı etmek, gönlünü yapmak, kandırmak. |
| İRZA-Yİ TARAFEYN: | İki tarafı anlaştırma, râzı etme. |
| İRZA': | Meme vermek, süt emzirmek veya emzirilmek. |
| İRZA: | Çayırlık. Otluk yer. |
| İRZAK: | Rızıklandırmak, maddi veya mânevi ihtiyacını vermek. |
| İçerisinde 'İRZA' geçenler |
|---|
| ÂHİRZAMAN: | Dünyanın son zamanı ve son devresi. Dünya hayatının kıyamete yakın son devresi. (Rivayette var ki : "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz." Bunun için, binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberiyle bütün ümmet o fitneden istiaze etmiş, azâb-ı kabirden sonra ( $ ) vird-i ümmet olmuş. Allahu a'lem bissavab, bunun bir te'vili şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder. İnsanlar ihtiyarlarıyla, belki zevkle irtikâb ederler. Meselâ: Rusyada hamamlarda, kadın- erkek beraber çıplak girerler ve kadın, kendi güzelliklerini göstermeğe fıtraten çok meyyal olmasından seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar ve fıtraten cemâlperest erkekler dahi nefsine mağlup olup o ateşe sarhoşane bir sürur ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın lehviyatları ve kebâirleri ve bid'aları, birer câzibedarlık ile pervane gibi nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder. Yoksa cebr-i mutlak ile olsa ihtiyar kalmaz, günah dahi olmaz. Ş.) |
| FİRZAH: | Göğsü geniş, etli kimse. |
| FİRZAN: | (C: Ferâzine) Arif. * Fen sahibi kimse. |
| FİTNE-İ ÂHİRZAMAN: | Âhirzamandaki fitne. Deccal fitnesi.(Rivayette var ki: "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz. " Bunun için binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberîyle bütün ümmet o fitneden istiaze etmiş, azâb-ı kabirden sonra $ vird-i ümmet olmuş. Allahu a'lem bissavab, bunun bir te'vili şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder. İnsanlar ihtiyarlarıyla, belki zevkle irtikâb ederler. Meselâ: Rusya'da hamamlarda, kadın erkek beraber çıplak girerler ve kadın kendi güzelliklerini göstermeğe fıtraten çok meyyal olmasından seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar ve fıtraten cemalperest erkekler dahi, nefsine mağlup olup o ateşe sarhoşane bir sürur ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın lehviyatları ve kebâirleri ve bid'aları, birer câzibedarlık ile pervane gibi nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder. Yoksa cebr-i mutlak ile olsa ihtiyar kalmaz, günah dahi olmaz. ş.) |
| İRZA-Yİ TARAFEYN: | İki tarafı anlaştırma, râzı etme. |
| İRZA': | Meme vermek, süt emzirmek veya emzirilmek. |
| İRZAK: | Rızıklandırmak, maddi veya mânevi ihtiyacını vermek. |
| İSTİRZAK: | (Rızk. dan) Rızk ve nafaka elde etmek için çalışma. |
| İSTİRZAL: | (Rezalet. den) Rezil sayma. Kepaze, bayağı ve aşağılık görme. |
| MİRZA: | Reis. Bey. * Büyük kimselerin çocuğu. Beyzâde. * Bazı İslâm topluluğunda iyi sülâleden olanlara, şehzâdelere, seyyidlere verilen ünvân olmakla beraber, bugün bir isim olarak çokca kullanılmaktadır. |
| MİRZAB: | (C: Merâzib) Ululuk. * Uzun ve büyük gemi. |
| MİRZAH: | (C: Merâzıh) Çekirdek ve ona benzer şeyleri dövüp ezdikleri taş. |
| MİRZAH: | Üzüm çubuğunu yerden kaldırıp bağlayıp sardıkları ağaç. |
| MİRZAZ: | Havan eli. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| İRZA-Yİ TARAFEYN : | İki tarafı anlaştırma, râzı etme. |
| İRA : | Bağış yapma, iyilikte bulunma. * Çakmaktan ateş çıkarma. Parlama. |