Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
İSAL: Ulaştırmak, vâsıl etmek. Yetiştirmek.
İSALE: Akıtmak, dökmek.
Seyyal kılmak. Cereyan ettirmek.
İSALE-İ DÜMU': Gözyaşları dökme, ağlama.
İçerisinde 'İSAL' geçenler
ALE-L-İTTİSAL: Birbiri ardınca, peş peşe, aralarında fâsıla olmadan.
ÂLEM-İ MİSÂL: Rüyâda görülen âlem. Dünyada mevcud bulunan bütün eşya ve zuhura gelen bütün ef'âlin aynısı ile müretteb ve mütekevvin olan bir tarzı veya âlem-i ruhâninin bir nev'i. (L.R.)(Gördüm ki: Âlem-i misâl, nihâyetsiz fotoğraflar ve her bir fotoğraf, hadsiz hâdisât-ı dünyeviyeyi aynı zamanda hiç karıştırmıyarak alıyor. Binler dünya kadar büyük ve geniş bir sinema-i uhreviyye ve fâniyatın fâni ve zâil hallerini ve vaziyetlerini ve geçici hayatlarının meyvelerini sermedi temâşâgâhlarda ve Cennette Saadet-i ebediyye ashâblarına dünya macerâlarını ve eski hâtıralarını levhaları ile gözlerine göstermek için pek büyük bir fotoğraf makinesi olarak bildim. S.) (Bak: Âlem-i hâb)
BED-HİSAL: Hasletleri kötü, fena huylu.
BİL-İMTİSAL: Uyarak, imtisal ederek.
BÜRHAN-I RİSALET: (Bak: Bürhan-ı nübüvvet)
CEMAL-İ BÎ-MİSAL: Misâli, benzeri olmayan güzellik. (Bak: Celâl)
CESED-İ MİSALÎ: Misalî ve lâtif bir cesed. Varlığı maddî olmayan fakat cinsinin cesedine benzeyen beden.
DERYA-MİSAL: Deniz gibi çok olan, denizi andıran.
DÜRR-İ MİSÂL: f. Misâlin incisi. İnci misâlinde, misâlin parlağı.
FİSAL: (Fasıl. C.) Ayrılmış olanlar. * Yavrunun sütten kesilmesi. * Kısa duvar. * İnsanların lehinde veya aleyhinde söz söyleyerek para toplıyan. * Ana sütünden kesilmiş hayvan yavrusu (Füslan, fislan şeklinde de olur.)
HADD-İ İTTİSAL: Bitişme noktası.
HAZRET-İ RİSALET: Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir ismi.
HİSAL: (Bak: Hısal)
HUCESTE-HİSAL: f. Güzel huylu, tabiatı uğurlu.
İFTİSAL: Sütten kesilme, memeden ayrılma. * Fidanı çıkarıp başka yere dikme.
İGTİSAL: Yıkanmak. Gusletmek. (Bak: Gusül)
İMTİSAL: Nümune kabul etme. * Uymak. Ayrılmamak üzere inkıyad etme. * Mesel ve kıssa söyleme. * Bir şeyin suretine girme. * Muvafakat ve mutabakat etme. * Katili kısas etme. (Bak: Dimağ)
İMTİSALEN: Bağlı olarak, imtisal ederek, uyarak, tâbi olarak.
İNFİSAL: Olduğu yerden ayrılma. Yeni bir fasıla geçme. * Yerini bırakıp gitme. * Azledilme.
İNFİSALAT: (İnfisal. C.) Yerinden ayrılmalar. * Azledilmeler.
İSALE: Akıtmak, dökmek. * Seyyal kılmak. Cereyan ettirmek.
İSALE-İ DÜMU': Gözyaşları dökme, ağlama.
İSTİSAL: (Asl. dan) Kökten koparıp çıkarmak. * Tıb: Bedenden kesilmesi veya koparılması istenen bir parçayı, uru kökünden koparmak.
İTTİSAL: Ulaşmak. Bitişmek. * Birbirine dokunmak. Yakınlık. Bağlılık. Kavuşmak.
KEHF-MİSAL: Mağaraya benzer şekilde, mağara gibi sesi aksettiren.
KİSAL: Bir yerde oturup kalan ve gideceği yere geç giden.
KUTB-U RİSALET: Risaletin başı. * Hz. Muhammed (A.S.M.)
MAHMUD-ÜL HİSÂL: İyi ahlâk sahibi.
MEHDİ-MİSAL: Mehdiye benzer surette. Mehdi gibi hidayete vesile olan.
MANEND-İ BÎMİSAL: Misilsiz, benzersiz olan.
MİSAL: Bir şeyin benzer hali. Benzer. Örnek. * Düş. Rüya. * Ahlâk ve âdâbla ilgili kıssa ve hikâye. * Bir şeyin örneği ve sıfatı. Kısas. * Gr: İlk harfi harf-i illet olan (yani; elif, vav veyahut da yâ olan) fiil veya kelime.
MİSAL-İ VAVÎ: İlk harfi "vav" olan kelime.
MİSAL-İ YAYÎ: İlk harfi "ye" olan kelime.
MİSALİYYE: Misale dair.
NİSAL: (Nasl. C.) Ok ve kargı gibi şeylerin uçlarındaki sivri demirler.
NÜMUNE-İ İMTİSAL: Örnek tutulacak şey.
RİSALE: Mektub. * Bir ilme dair yazılmış küçük kitap. * Haber göndermek. * Elçinin götürdüğü mektub, name. * Fık: Bir kimsenin sözünü veya emrini başka birisine tebliğ etmek.
RİSALE-İ NUR: f. Nurun Risalesi. Kur'an'dan alınan âyetlerin tefsiri ile tahkikî iman dersi veren kitap. Büyük mücahid Bediüzzaman Hazretlerinin eserleri.(Risale-i Nur'un vazifesi:... Hayat-ı ebediyeyi mahveden ve hayat-ı dünyeviyeyi de dehşetli bir zehire çeviren küfr-ü mutlaka karşı, imanî olan hakikatlarla, gayet kat'i ve en mütemerrid zındık feylesofları dahi imana getiren kuvvetli bürhanlarla Kur'ana hizmet etmektir. Ş.)
RİSALET: Birisini bir vazife ile bir yere göndermek. * Peygamberlik. Büyük kitapla gelen peygamberlik. * Elçilik.
RİSALET-ÜN NUR: Risale-i Nur tabirinin Arapçası. (Bak: Risale-i Nur)
RİSALET-PENAH: Risaletin kendine istinad ettiği Hazret-i Muhammed (A.S.M.). (Risalet-meab da denir)
SAVM-I VİSAL: İki gün iftar etmeden oruç tutmak. (Bu, zaruret olmadan mekruhtur)
SÜNDÜS-MİSAL: f. Sündüsten yapılmış gibi.
ŞAH-I RİSALET: Risaletin Şahı. Hz. Muhammed (A.S.M.)
ŞÜKUF-MİSAL: Gonca gibi, tomurcuk gibi.
ŞÜKUF-MİSAL: Gonca gibi, tomurcuk gibi.
VİSAL: (Vasıl. dan) Vâsıl olma. Sevdiğine ulaşma. Kavuşma. Ayrılıktan kurtulma.(Fâni mevcudatın visali, madem fanidir, ne kadar uzun da olsa yine kısa hükmündedir. Senesi bir saniye gibi geçer. Hasretli bir hayal ve esefli bir rüya olur. L.) Öyle ise Bâki'nin yolunda çalışmak lâzım gelir.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
İSALE : Akıtmak, dökmek. * Seyyal kılmak. Cereyan ettirmek.
İSA (A.S.) : Dört büyük peygamberden birisidir. Hakiki Hristiyanlık dininin peygamberidir. Kur'an-ı Kerim'de meziyet ve senası geçmektedir. İncil, mukaddes kitabıdır. Vahiy ile kendine gönderilmiştir. Ancak kendisinden sonra Havarileri tarafından yazılmıştır.(İncil'in bir yerinde İsa (A.S.) demiş: "Ben gideceğim; tâ dünyanın reisi gelsin." Acaba Hz. İsa (A.S.)'dan sonra dünyanın reisi olacak ve hak ve bâtılı fark ve temyiz edip Hz. İsa'nın (A.S.) yerinde insanları irşad edecek, Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) başka kim gelmiştir? Demek Hz. İsa (A.S.), ümmetine dâima müjde ediyor ve haber veriyor ki: Birisi gelecek; bana ihtiyaç kalmayacak, ben onun bir mukaddemesiyim ve müjdecisiyim. M.)
İS : Dumandan hasıl olan siyah madde. Kurum.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...