Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| İSAR: | Kendisi muhtaç olduğu halde başkasına nimet vermek, cömertlik, ikrâm. İhtiyar etmek. Yumuşatmak. Dökmek, serpmek. Saçmak.(...Sahabelerin, sena-i Kur'aniyeye mazhar olan "İsar hasletini" kendine rehber etmek, yâni hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek; ve hizmet-i diniyenin mukabilinde gelen menfaat-ı maddiyeyi istemeden ve kalben taleb etmeden, sırf bir ihsan-ı İlâhî bilerek, nâsdan minnet almıyarak ve hizmet-i diniyenin mukabilinde de almamaktır.(Çünki hizmet-i diniyenin mukabilinde dünyada bir şey istenilmemeli ki ihlâs kaçmasın. Çendan hakları var ki, ümmet onların maişetlerini temin etsin. Hem zekâta da müstehaktırlar. Fakat bu istenilmez; belki verilir. Verildiği vakitte, hizmetimin ücretidir denilmez. Mümkün olduğu kadar kanaatkârane başka ehil ve daha müstehak olanların nefsini kendi nefsine tercih etmek $ sırrına mazhariyetle, bu müdhiş tehlikeden kurtulup ihlâsı kazanabilir... L.) |
| İSAR: | Sargı, bağ. Esirlik, kölelik. |
| İSAR: | Keçinin memesine takılan torba, kese. |
| İSAR: | Zengin, maldâr olmak; gani olmak. |
| İSARE: | Esir etmek ve gezdirmek. Bağ, bend. |
| İSARE: | Koparmak, kaldırmak. Tozu havaya kaldırmak. |
| İçerisinde 'İSAR' geçenler | |
| ANBER-NİSAR: | f. Güzel koku yayan. Anber kokulu. |
| ATEŞ-NİSAR: | f. Ateş saçan.* Mc: Çok öfkeli, çok kızgın. |
| BÜN-İ HİSÂR: | Hisarın dibi. |
| CAN-NİSAR: | f. Canını harcayan, canını fedâ eden. |
| DİSAR: | (C.: Düsür) Üste giyilen kaftan, elbise. * Yatak çarşafı. * Arapçada elbise demek olduğu hâlde Osmanlıcada yalnız Farsça kaidesi ile yapılan sıfat terkiblerinde ziyadelik, çokluk, bolluk mânasında kullanılmıştır. |
| DİSAR: | (C.: Düsür) Kenet, urgan, halat, perçin, mismar. |
| GAMM-NİSAR: | f. Hüzün veren, kederli eden. |
| GEVHER-NİSAR: | f. Cevher serpen. * Mc: Düzgün konuşan, güzel söz söyleyen. |
| HADŞE-NİSAR: | f. Merak veren, vesvese. |
| HİSAR: | (Hasr. dan) Etrafını alma, kuşatma. * Kale. Etrafı istihkâmlı yer. |
| HİSAR ERİ: | Kale muhafızı. |
| HİSARLI: | Hisarla çevrili yer. * Hisarda oturan, kalede mukim. * Ask: Sınırlarda bulunan şehir ve kalelerde topçuya ait hizmetlerde kullanılan bir sınıf asker. Bunlara İstanbul'dan gönderilen "topçuağası" kumanda ederdi. Hisarlılar, bölük ve ortalara ayrılmamıştı. Sayıları sınırlı ve sabit değildi. |
| İBTİSAR: | (Basar. dan) Kalb gözüyle görme. Basiret. * Görüp hakikatına varma. |
| İBTİSAR: | Bir şeye başlama, ibtida. |
| İCTİSAR: | Cür'et ve cesâret göstermek. * Çölü aşıp gitmek. * Denizde geminin geçip gitmesi. |
| İDDİSAR: | Zengin olma, çok mal mülk sahibi olma. Bir şeye bürünme. |
| İHTİSAR: | İcmâl etmek. Sözün kısaltılması. Kısaltmak. * Mat: Sadeleştirme, basitleştirme. Hesapta bir tenasübü en küçük haddine indirme. |
| İHTİSAREN: | İhtisar suretiyle, muhtasar olarak, kısaltarak, tafsilâtsız, kısaca. |
| İKTİSAR: | (Kasr. dan) Sözü kısa kesmek. Kısaltmak. |
| İKTİSAR: | (Kesir. den) Paralamak. Kırılmak. |
| İMMİSAR: | (İmtisar ile aynı mânâdadır) Süt sağmak. * Bir şeyi incelemek. * Az olmak. * Dağılmak. * Hâil, perde. |
| İMTİSAR: | (Bak: İmmisar) |
| İNHİSAR: | Hasr olunma. * Tecavüz etmeme. * Bir iş veya malın idâresinin bir kişiye, bir ele bırakılması. Bir elden idâre. Bir şeye mahsus olup, başka şeye şümulü olmama. Yalnız bir şeye veya bir şahsa hasrolunma.(Zihniyet-i inhisâr, hubb-u nefisten geliyor, sonra maraz oluyor, nizâ ondan çıkıyor. S.) |
| İN'İSAR: | Ezip sıkma, sıkıştırma, suyunu çıkarma. |
| İNKİSAR: | Kırılma. Gücenme. * Beddua ve lânet okuma. * Şikeste olma. |
| İNTİSAR: | Saçılmak. Dağılmak. * Püskürmek. * Toz kabarması. Kabarmak. * Buruna su çekmek. * Aksırıp tıksırmak. |
| İNTİSAR: | Yardım etmek. * Hakkını tamamen almak. * Öc ve intikam almak. |
| İSARE: | Esir etmek ve gezdirmek. * Bağ, bend. |
| İSARE: | Koparmak, kaldırmak. * Tozu havaya kaldırmak. |
| İSTİSAR: | Bir şeyden fazla miktarda alma, çoğaltmağa çalışma. |
| İSTİSAR: | Kolaylaşmak, kolay olmak. |
| İSTİSARE: | Toz savurma, tozutmak, toz kaldırma. * Fesatçılık ve fitnecilik yapmak. |
| İ'TİSAR: | Suyunu çıkarmak için bir şeyi sıkma. |
| İ'TİSAR: | Zorluk, güçlük, meşakkat. |
| IHTİSAR: | Elini böğrüne koymak. * Muhtasar yapmak. |
| KABİL-İ İNKİSAR: | Kolaylıkla kırılabilir şeyler, kırılması kolay olan nesneler. |
| LEM'A-NİSAR: | Parlaklık saçan. |
| MERHAMET-DİSAR: | Çok merhametli, acıma hissi fazla olan. |
| NEŞ'E-NİSAR: | f. Neşe dağıtan. |
| NİSAR: | Saçmak, dağıtmak. * İ'ta etmek. Vermek. |
| NİSARÇİN: | f. Saçılan şeyleri toplayan. |
| NİSAR: | "Saçan, saçıcı" mânasına gelir ve kelimeleri sıfatlandırır. Meselâ: Pertev-nisar $ : Işık saçan. |
| NİSAR (-): | "Saçan, saçıcı" mânasına gelir ve kelimeleri sıfatlandırır. Meselâ: Pertev-nisar Işık saçan. |
| RAYİHANİSAR: | f. Koku saçan. |
| RİSAR: | (C.: Ravâsır) Reçel. * Turşu. |
| ZİYANİSAR: | (Ziya-nisâr) f. Işık saçan, ışık serpen. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| İSARE : | Esir etmek ve gezdirmek. * Bağ, bend. |
| İSA (A.S.) : | Dört büyük peygamberden birisidir. Hakiki Hristiyanlık dininin peygamberidir. Kur'an-ı Kerim'de meziyet ve senası geçmektedir. İncil, mukaddes kitabıdır. Vahiy ile kendine gönderilmiştir. Ancak kendisinden sonra Havarileri tarafından yazılmıştır.(İncil'in bir yerinde İsa (A.S.) demiş: "Ben gideceğim; tâ dünyanın reisi gelsin." Acaba Hz. İsa (A.S.)'dan sonra dünyanın reisi olacak ve hak ve bâtılı fark ve temyiz edip Hz. İsa'nın (A.S.) yerinde insanları irşad edecek, Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) başka kim gelmiştir? Demek Hz. İsa (A.S.), ümmetine dâima müjde ediyor ve haber veriyor ki: Birisi gelecek; bana ihtiyaç kalmayacak, ben onun bir mukaddemesiyim ve müjdecisiyim. M.) |
| İS : | Dumandan hasıl olan siyah madde. Kurum. |