| Kelime | Anlam |
|---|
| İZAM: | (Azim. C.) Büyükler. Büyük kimseler. (Azm. C.) Kemikler. |
| İZAM-I REMİME: | Çürümüş kemikler. |
| İçerisinde 'İZAM' geçenler |
|---|
| BİL-İLTİZAM: | Bile bile. Bir şeyi doğru ve lüzumlu görüp taraftar olmakla. |
| ESLÂF-I İZÂM: | Evvelce gelmiş olan büyük zâtlar. (İmâm-ı A'zam, İmâm-ı Şâfii gibi) |
| EVLİYA-İ İZÂM: | Büyük evliya. |
| HİZAM: | Kolan ve bağırdak denilen nesne. (Beşikte çocuklara bağlarlar.) |
| HİZAME: | (C.: Hazâyim) Yular burunluğu. |
| İFTİRAK-I İZAM: | Kemiklerin dağılması. |
| İHTİLAL-İ NİZAM: | Nizamın bozukluğu. |
| İHTİZAM: | Kemer takma, kuşak bağlama. |
| İ'LAMAT-I NİZAMİYE: | Huk: Nizamiye mahkemelerinden çıkan ilâmlar. |
| İLTİZAM: | Kendine lâzım kılma. İcrasına cehdettiği şeyi kendi üzerine vâcib kılma. Mülâzemet etme. Gerekli bulma. * Tarafgirlik etme, birinin tarafını tutma. * Onyedinci y.y. dan itibâren devlete gelir getiren kaynaklar, yavaş yavaş belirli bedel karşılığında şahıslara verilmeğe başlandı. Bu usulün adı iltizamdı. İltizamı üzerine alan kimseler, yani mültezimler; geliri devlete peşin olarak öderler, sonra bunu halktan tahsil ederlerdi. (Bak: Mültezim)(Dimağda merâtib var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir.Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor sonra iz'an oluyor.Sonra gelir iltizam, sonra i'tikad gelir.i'tikadın başkadır, iltizamın başkadır. Her birinden çıkar bir hâlet: Salâbet i'tikaddan.Taassub iltizamdan, imtisal iz'andan, tasdikten iltizam, taakkulde bitaraf, bibehre tasavvurda. Tahayyülde safsata hasıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir.Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek her demde.Sâfi olan zihinleri cerhdir, hem idlâli. S.) |
| İLTİZAMEN: | İltizam yoluyla, iltizam suretiyle. |
| İLTİZAMİYE: | Bilerek yapılmış olan ve iltizama müteallik. |
| İNCİZAM: | Kesilme. * Cüzzam hastalığına tutulmuş kimsenin bir organının (âzâsının) kopması. |
| İNCİZAM: | (Kemik) Kırılma. * Gr: Meczum olma. Kelimenin son harfi harekesiz olarak telâffuz olunma. |
| İNHİZAM: | Basılıp ezilme. * Bozulma. Askerin bozulup dağılması. |
| İNHİZAM: | Yemek hazmolunma. Yemeklerin midede erimesi. |
| İNTİZAM: | Tertib, düzen, düzgünlak ve nizam üzere olmak. |
| İNTİZAMIN İLCAI: | İntizamın zorlaması, mecbur etmesi, muztar kılması. |
| İNTİZAMPERVER: | f. Her şeyi tertib ve düzenli yapan. İntizâmı çok seven. |
| İ'TİZAM: | (İtizam) Büyüklük kazanmak. Azametlenmek. Büyüklenmek. |
| İ'TİZAM: | Azim ve kasdeylemek. Gitmek üzere olmak. Fütursuz ve kasd üzere olmak. |
| İZAM-I REMİME: | Çürümüş kemikler. |
| LİZAM: | (Lezm) Lazım olmak. İcâbetmek. Lüzumluluk. * Ölüm. * Kıyamet günü hesabı. |
| MAHKEME-İ NİZAMİYE: | Adliye mahkemeleri. Temyiz mahkemeleri ile hukuk ve ceza mahkemeleri. |
| NİZAM: | Sıra, dizi, düzen. Dizilmiş olan şey, sıralanmış. * İcaba göre yapılan kanun. Bir kaideye binaen tertib olunmak ve ona binaen tertib olundukları kaide. * Bir işin sebat ve kıyamına medar, sebep olan şey ve hâlet. |
| NİZAM-I ÂLEM: | Kâinatta Allah'ın koyduğu umumi nizam. (Nizam-ı âlem saadet-i ebediyeye işaret ediyor. S.) (Bak: Delil-i inayet) |
| NİZAM-I CEDİD: | Yeni nizam. Osmanlı Devletinde III. Sultan Selim zamanında yeni nizamla yetiştirilen bir askerî teşkilât. |
| NİZAM-ÜD DİN: | (Nizameddin) Dinin nizam ve düzeni. |
| NİZAMÂT: | (Nizam. C.) Nizamlar, muntazam şeyler, düzenler. |
| NİZAMÂT-I LÂZİME: | Lüzumlu, gerekli nizamlar. |
| NİZAMEN: | Nizam dairesinde. Nizama ve kanuna tabi olarak. |
| NİZAMÎ: | Düzenli, tertipli, usulüne uygun. * Kanun ve nizama ait, onunla alâkalı. |
| NİZAMİYE: | İlk askerlik devresi. * Bu nevi askerlik işleriyle uğraşan daire. * Tanzimat ordusunun asıl silâh altında bulunan kısmı. |
| RİZAM: | Serkeş adam veya at. |
| RİZAM: | Kabile, kavim, topluluk. |
| VİZAM: | Her nesnenin ağırlığı. * Başka birşeyle karışmış olan nesne. (Buğdayla karışmış toprak gibi.) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| İZAM-I REMİME : | Çürümüş kemikler. |
| İZA : | Arabça kelimelerin başında kullanılırsa; birdenbire, bir de bakılır ki, gibi mânalara gelir. İsim cümlesinin evvelinde bulunur. |
| İZ (İZİN) : | "Hem, vakt, yevm, hîn" gibi kelimelerden sonra ek olarak kullanılır. Meselâ: Hîneizin: O vakit ki. Yevmeizin: O gün ki, kelimelerinde olduğu gibi. * Mâzi fiillerinden evvel "iz" gelirse: İzküntü muallimen: Muallim olduğum zaman mânasına geliyor. (iz) Yazılmasa mânası, muallim idim olur. |