Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ŞİD: f. Nur, ziya, aydınlık.
Güneş.
ŞİD: Kireç. Sıva.
ŞİDAD: (Şedid. C.) Sertler. Şiddetliler.
ŞİDDET: Sertlik, katılık.
Ziyadelik.
Sıkılık.
Tecvidde: Harf sükun ile ve nefesin hepsi habs olarak sakin bir halde okunduğu zaman savtın asla akmamasına denir. Şiddet iki kısma ayrılır:Şedide-i mechure : Elif, bâ, cim, dal, tı harfleri.şedide-i mehmuse : Kaf ve tâ harfleri.
ŞİDDET-İ TAZYİK: Tazyik ve baskının şiddeti.
ŞİDED: (Şiddet. C.) Şiddetler.
İçerisinde 'ŞİD' geçenler
ARŞİDÜK: Fr. Avusturya ve Macaristan İmparatorluk hanedanı prenslerine verilen ünvandır ve "Büyük Düka" demektir. Türkçe'de Arşuduka da denmiştir. ARŞİV : Fr. Eski ve tarihçe kıymetli olan resmi kayıt ve kâğıtların saklandığı yer. * Bir mevzu hakkında toplanmış muhtelif vesikaların hepsi.
BERGEŞİDE: f. Sıyrılmış, çekilmiş. * Tartılmış.
BERKEŞİDE: f. Kınından çıkarılmış, sıyırılmış, çıkarılmış.* Mc: İlerletilmiş, çekilip meydana getirilmiş. BERKİYYE : Şimşek gibi. Şimşeğe âit. Elektrik. Telgraf.
CUŞİDE: f. Coşmuş, kaynamış.
DEM-KEŞİDE: f. Kafadar, arkadaş.
EŞİDDA: Çok şiddetli sert olanlar. Pek şiddetli davrananlar.
ÇEŞİDE: f. Tadmış. Tadılmış olan.
ÇEŞİDEN: f. Lezzetine bakmak. Tadmak.
HURŞÎD: f. Güneş. Afitab. Hur. Mihr. şems.
HÜLEFÂ-YI RAŞİDÎN: En ileri sahabeden ilk dört halife. (Bak: Çâryâr)
HURŞÎD: f. Güneş. Afitab. Hur. Mihr. Şems.
KADKEŞİDE: f. Boy atmış, uzamış. Boyu uzamış.
KEŞİDE: f. Çekilen, çekilmiş. Çekmek. * Tartılmış. Dizilmiş. Tertibedilmiş. Yazılmış.
KEŞİDE-KAMET: f. Uzun boylu.
KEŞİDE-KAMET: f. Uzun boylu.
MEH-ŞİD: f. Ay, kamer. * Ay ışığı, mehtâb.
MERAŞİD: (Merşed. C.) Gaye ve maksada ulaştıran doğru yollar.
MEŞÎD: Harçla yapılmış sağlam bina. Sıvanmış bina.
MİHRAB-I CEMŞİD: Güneş, Şems.
MUHAŞŞİD: Tahşideden. Bir yere toplayan.
MUHTEŞİD: Biriken, toplanan.
MÜNŞİD: (Neşide. den) İnşad eden, iyi şiir okuyan. * Bir şeyi zâyi edip " Varmı" diye bağıran.
MÜRŞİD: (Rüşd. den) İrşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran. Peygamber vârisi olan, kılavuz. Tarikat piri, şeyhi.
MÜRŞİD-İ A'ZÂM: En büyük mürşid.
MÜRŞİD-İ EKBER: En büyük mürşid. * Kur'ân-ı Kerim veya Hazret-i Peygamber (A.S.M.) . (Bak: Mefhar)(Arkadaş! Şu Zât-ı Nuranî (A.S.M.), mürşid-i imanî, Resul-ü Ekrem, bak nasıl neşrettiği hakikatın nuruyla, hakkın ziyasiyle, nev-i beşerin gecesini gündüze, kışını bahara çevirerek âlemde yaptığı inkılab ile âlemin şeklini değiştirerek nurani bir şekle sokmuştur. Evet o Zâtın nuranî güzelliğiyle kâinata bakılmazsa, kâinat bir mâtem-i umumi içinde görünecekti. Bütün mevcudat birbirine karşı ecnebi ve düşman durumunda bulunacaktı. Cemadat, birer cenaze suretini gösterecekti. Hayvan ve insanlar, eytam gibi ve firakın korkusundan vâveylalara düşeceklerdi. Ve kâinata harekâtiyle, tenevvü'üyle ve tagayyüratiyle, nükuşiyle tesadüfe bağlı bir oyuncak nazariyle bakılacaktı.Bilhassa insanlar, hayvanlardan daha aşağı, zelil ve hakir olacaklardı. İşte o Zâtın telkin ettiği imân nazariyle kâinata bakılmadığı takdirde, kâinat öyle korkunç, zulümatlı bir şekilde görünecekti. Fakat o Mürşid-i Kâmil'in gözüyle ve iman gözlüğüyle bakılırsa; her taraf nurlu, ziyadar, canlı, hayatlı, sevimli, sevgili bir vaziyette arz-ı didar edecektir. Evet, kâinat iman nuruyla mâtem-i umumî yeri olmaktan çıkıp mescid-i zikir ve şükür olmuştur. Birbirine düşman telâkki edilen mevcudat, birbirine ahbab ve kardeş olmuşlardır. Cenaze ve ölü şeklini gösteren cemadat, ünsiyetli birer hayattar ve lisan-ı hâliyle Hâlikının âyâtını nâtık birer müsahhar memuru şekline giriyorlar. Ağlayan, müteşekki ve eytam kıyafetinde görünen insan, ibadetinde zâkir, Hâlikına şâkir sıfatını takınıyor. Ve kâinatın harekât, tenevvüat, tegayyürat ve nukuşu abesiyetten kurtuluyor. Rabbanî mektuplar, âyât-ı tekviniyeye sahifeler, Esma-i İlâhiyeye âyineler suretine inkılab ederler... M.N.)
MÜRŞİDÂNE: Mürşid olan kimseye yakışır şekilde.
MÜRŞİDÎN: (Mürşid. C.) Mürşidler, doğru ve selâmetli yolu gösteren kimseler.
MÜSTENŞİD: (Neşide. den) Birisinin şiir okumasını isteyen.
MÜSTERŞİD: (C.: Müsterşidîn) (Rüşd. den) Doğru yolun gösterilmesini ve irşad edilmesini isteyen.
MÜSTERŞİDÂNE: f. Doğru yolun gösterilmesini isteyene yakışır surette.
MÜSTERŞİDÎN: (Müsterşid. C.) Doğru ve hak yolun gösterilmesini, irşad edilmesini isteyenler.
MÜŞİDE: Çağıran. Yüksek sesle şarkı söyleyen.
MÜTEHAŞŞİD(E): (C.: Mütehaşşidîn) Yardım için koşuşup toplanan, biriken, yığılan.
MÜTEHAŞŞİDÎN: (Mütehaşşid. C.) Birikenler, toplananlar.
MÜTEREŞŞİD: (Reşad. dan) Doğru yola girmiş olan.
MÜRŞİD-İ A'ZÂM: En büyük mürşid.
MÜRŞİDÂNE: Mürşid olan kimseye yakışır şekilde.
MÜTEHAŞŞİDÎN: (Mütehaşşid. C.) Birikenler, toplananlar.
NA-ENDİŞÎDE: f. Düşünülmemiş.
NA-REŞİD: f. Kemâle ermemiş, olgunlaşmamış.
NAŞİD(E): (Neşide. den) Şiir söyleyen, şiir okuyan, şiir yazan.
NEMKEŞİDE: f. Islak, nemli, yaş, rutubetli.
NEŞİDE: Manzume. Şiir. * Yüksek sesle okunan şiir. * Darb-ı mesel (atasözü) derecesinde kullanılan meşhur beyit veya mısrâ.
NEŞİDEHÂN: f. Neşide okuyan.
NUŞİDEN: "İçmek" mastarındandır. İçen ve içiçi gibi mânâlara gelir.
NA-ENDİŞÎDE: f. Düşünülmemiş.
NEŞİDEHÂN: f. Neşide okuyan.
PAŞİDE: f. Saçılmış, serpilmiş, dağılmış.
PUŞİDE: (Puşe) f. Örtülmüş. * Örtü. * Örtülü, gizli.
PUŞİDE-ÇEŞM: f. Örtünecek, giyilecek şey. * Örtü.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ŞİDAD : (Şedid. C.) Sertler. Şiddetliler.
ŞİARE : (C.: Şeâyir) Hac amelleri. * Hac nişanları. İbadet için alem kılınan her nesne.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...