Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ŞAD: f. Sevinçli, ferahlı, memnun, mesrur, şen, bahtiyar.
ŞADAB: (Şâd-âb) f. Suya kanmış, sulu. Taze.
ŞÂD-ÂBÎ: f. Sulu olma, suya kanmışlık. Tazelik.
ŞADABTER: (şâd-âbter) f. Çok su verilmiş, fazla sulanmış.
ŞADAN: f. Sevinçli, bahtiyar.
ŞAD-HAB: f. Uykusu tatlı.
ŞADIRVAN: Etrafında bulunan bir çok musluklardan ve bir fıskiyeden su akan havuz tarzında kubbeli çeşme. Şadırvanlar daha ziyade cami avlularında halkın abdest almaları için yapılırdı.
ŞADİ: f. Sevinçlilik, memnunluk, mesruriyet, gönül ferahlığı.
ŞADİ: Mahkeme hademesi. Mübâşir.
İlimden, edebiyattan hissesi olan.
Nağme ile şiir okuyan.
ŞADİHE: Alından buruna varana kadar olan beyazlık.
ŞADKÂM: f. Çok sevinçli.
ŞADMAN: (Bak: şadüman)
ŞADNAK: f. Gönlü memnun, mesrur.
ŞADÜMAN: (şâd-mân) f. Mesruriyet, sevinçlilik.
Mesrur, bahtiyar.
ŞADABTER: (Şâd-âbter) f. Çok su verilmiş, fazla sulanmış.
ŞADAN: f. Sevinçli, bahtiyar.
ŞADKÂM: f. Çok sevinçli.
ŞADMAN: (Bak: Şadüman)
ŞADNAK: f. Gönlü memnun, mesrur.
ŞADÜMAN: (Şâd-mân) f. Mesruriyet, sevinçlilik.
Mesrur, bahtiyar.
İçerisinde 'ŞAD' geçenler
DİL-ŞAD: f. Sevinmiş. Kalbi hoş olmuş.
EŞK-İ ŞÂDİ: Sevinçle ağlayış. Sevinçten dökülen gözyaşı.
GİRYE-İ ŞÂDÎ: Sevinçten dolayı olan ağlama. Sevinç gözyaşı.
GÜŞAD: f. Açılış, açılma, açma. * Bir cins ok atma şekli.
GÜŞAD-I DİL: Gönül açılması. Gönlün refaha kavuşması.
GÜŞADE: f. Ferah, şen, Açılmış, açık.
GÜŞADE-DEST: (C: Güşadedestân) f. Civanmert, cömert, eli açık.
GÜŞADE-DESTÂN: (Güşadedest. C.) f. Cömertler, civanmertler, eli açıklar.
GÜŞADE-DİL: f. Gönlü şen.
GÜŞADE-EBRU: f. Güler yüzlü. Mütebessim. şen.
GÜŞADE-HATIR: f. Gönlü rahat.
GÜŞADNAME: f. Padişah fermanı. * Boşanma vesikası.
GÜŞADE-EBRU: f. Güler yüzlü. Mütebessim. Şen.
GÜŞADE-HATIR: f. Gönlü rahat.
HATIR-I NÂ-ŞÂD: Tasalı ve kederli gönül.
HÜŞAD: Suyu emmeyen sert arâzi.
HÜŞAD: Suyu emmeyen sert arâzi.
İHŞAD: (Halk) Birikme, toplanma, cem' olma.
İHTİŞAD: Toplanmak, birikmek, yığılmak.
İNŞAD: Edb: Şiir okuma. Şiiri kaidesine uygun ahenk ile okuma. Sesini yükseltme. * Arayıp soruşturma. * Birisini hicvetme. * Kayıp olan bir şeyi haber verme.
İRŞAD: Doğru yolu göstermek. Akli ve kalbi, mukni ve te'sirli eserler veya sözlerle gafletten uyandırıp hidâyet yolunu göstermek. Cadde-i kürba-yı Kur'aniye yolunda selâmetle devam ettirmek. Allah'a ibadet ve itaata kavuşturmak. Veli bir zâtın, bir kimsenin hidâyete ermesine vesile olması. * Ist: Hak ve hakikatı arayan kimselere bir mürşid-i ekmelin Kur'ânî ve İslâmî eserleriyle veya sözüyle Sırat-ı Müstakim olan İslâmiyet yolunu tanıtması ve tarif etmesi. İmanı kuvvetlendiren ve inkişaf ettiren tahkikî ve yakînî delillerle hak ve hakikatı talim ve tedris etmesi. (Bak: Mürşid)
İRŞADAT: (İrşad. C.) İrşadlar. Hak ve hakikatı ve doğru yolu bildirmeler. İkazlar. (Bak: İrşad)
İSTİNŞAD: (Neşd. den) Bir kimseden şiir okumasını isteme. * Birine manzume okutma.
İSTİRŞAD: (Reşad. dan) Hak yoluna gitmek isteme.
İŞADE: Çağırmak. Sesini yükseltmek. * Dünyevi matluba yetişmek. * Binayı yükseltmek.
KALB-İ NÂ-ŞÂD: Hüzünlü gönül, kederli kalb.
KATARAT-I ŞADÎ: Sevinç damlaları. Sevinçten dolayı akan gözyaşları.
KÜŞAD: (Küşât) f. Açış. İlk açılış merasimi. * Açma, fethetme. * Yeni yapılan resmi bir yapının ilk defa olarak açılması.
KÜŞADE: (Küşude) Açık. Açılmış. Ferahlı.
KÜŞADETMEK: Açmak. Açış merâsimi.
KALB-İ NÂ-ŞÂD: Hüzünlü gönül, kederli kalb.
MAZİ-İ ŞÂD: Neş'eli, sevinçli mâzi.
MEŞAD: Mukavemet ve galebe yeri.
MÜTEŞADDIK: Istılahlı konuşan.
MAZİ-İ ŞÂD: Neş'eli, sevinçli mâzi.
MEŞAD: Mukavemet ve galebe yeri.
NA-GÜŞADE: f. Kapalı, açılmamış.
NA-ŞAD: f. Sevinçli olmayan, mahzun, tasalı, kederli.
NA-ŞADÎ: f. Hüzünlü ve kederli oluş, gamlılık.
NEVGÜŞADE: f. Yeni açılmış.
NİŞAD: Bir kimseye yemin vermek.
NUŞADUR: f. Nişadır.
PİŞADEST: f. Peşin para ile alış veriş. * İşçiye, çalıştıktan sonra verilen para.
RESM-İ KÜŞAD: Yeni yapılan mekteb, fabrika, kışla, hükümet konağı, demiryolu vs. gibi şeylerin umuma açılışı yerinde kullanılan bir tâbirdir. Yeni tabirde " Açılış töreni" demektir.
REŞAD: Hak yolda yürümek. Doğru yolda olmak. Doğru yolu bulup ondan sapmamak. * Aklın kuvvetli olması.
REŞAD-PENAH: Reşada sebep olan. Kurtuluşa sebep.
RÜŞD Ü İRŞAD: Rüşd ve irşad. Doğru yola sevketmenin mükemmeliyeti. İslâmiyeti en mükemmel şekilde öğretmek.
REŞAD-PENAH: Reşada sebep olan. Kurtuluşa sebep.
SULTAN REŞAD: (Mi: 1844-1918) Meşrutiyet devri Osmanlı Padişahıdır. Merhametli ve halim tabiatlı olan bu dindar ve abdestsiz gezmiyen padişah, Mevlevi Tarikatına bağlı idi. Boş vakitlerini Mesnevi okumakla geçirirdi.
ŞADAB: (Şâd-âb) f. Suya kanmış, sulu. Taze.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ŞADAB : (Şâd-âb) f. Suya kanmış, sulu. Taze.
ŞAAB : Ayrılmak. * Yarmak.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...